Edit Announcements Settings!

Hoşgeldin Ziyaretçi
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Forum İstatistikleri
Üye Sayısı:» Üye Sayısı: 10
En Son Üyemiz:» En Son Üyemiz: Nurgül
Konu Sayısı:» Konu Sayısı: 3,664
Mesaj Sayısı:» Mesaj Sayısı: 3,945

Tam İstatistik Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 46 çevrimiçi kullanıcı var.
» 0 üye | 43 Misafir
Bing, Google, Yandex

Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

Muhteşem Sonbahar Manzarası Resimleri V231020181512P3





[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N41.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N42.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N43.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N44.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N45.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N46.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N47.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N48.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N49.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N50.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N51.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N52.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N53.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N54.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N55.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N56.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N57.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N58.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N59.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N60.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N61.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N62.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N63.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N64.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N65.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N66.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N67.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N68.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N69.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N70.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N71.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N72.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N73.jpg]

Muhteşem Sonbahar Manzarası Resimleri V231020181512P2

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N21.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N22.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N23.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N24.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N25.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N26.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N27.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N28.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N29.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N30.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N31.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N32.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N33.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N34.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N35.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N36.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N37.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N38.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N39.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N40.jpg]
Muhteşem Sonbahar Manzarası Resimleri V231020181512P1

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N1.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N2.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N3.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N4.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N5.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N6.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N7.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N8.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N9.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N10.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N11.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N12.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N13.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N14.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N15.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N16.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N17.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N18.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N19.jpg]

[Resim: Sonbahar-Doga-Manzarasi_Resimi_V231020181512_N20.jpg]

Panoramik Aşure Aşı Resimleri - V231020181510

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N1.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N2.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N3.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N4.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N5.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N6.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N7.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N8.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N9.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N10.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N11.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N12.jpg]

[Resim: Asure-Yemegi_Resimi_V231020181510_N13.jpg]

Glitter Efektli Hareketli Gül Resimleri byAyhan V109

[Resim: i806bsnxni.gif]

[Resim: i807bxjdrr.gif]

[Resim: i808bwlrg8.gif]

[Resim: i809bmthfi.gif]

[Resim: i810b5p4ly.gif]

[Resim: i811bgve3c.gif]

[Resim: i812bxlqkz.gif]

[Resim: i813by791p.gif]

[Resim: i814bqn18u.gif]

[Resim: i815bzke6q.gif]

[Resim: i816bm25he.gif]

[Resim: i817buo0yh.gif]

[Resim: i818b3ltjw.gif]

[Resim: i819bj7uiy.gif]

[Resim: i820bazc1x.gif]

İkinci Akabe Buluşma ve Bey´atı


Ensardan Cabir b. Abdullah Der ki:

"Resûlullah (a.s.) hac mevsimlerinde halkın Ukâz, Mecenne ve Mina´daki konak yerlerine vanp:

´Rabbimin elçilik vazifesini yerine getirinceye kadar beni barındıracak kim var Bana yardım ede­cek kim var ki, kendisine Cennet verilsin 1 diye seslenirdi.[1]

Fakat, ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse bulunmazdı. Yemen´den veya Mudarlardan bir kimse panayırlara gelmek için yola çıkacağı zaman, kavmi veya akrabası,[2] onun yanına varıp:

´Sakın hâ! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!1 derlerdi.

Resûlullah (a.s.) aralarından geçerken de, onlar Resûlullah (a.s.)ı birbirlerine par­maklarıyla işaret ederlerdi.

Nihayet, Yüce Allah bizi Yesrib (Medine)´den ona gönderdi de, biz iman ettik ve kendisini barındırdık.

Bizden biri, gidip ona iman ederdi, o da ona Kur´ân okurdu.

Evine döndüğü zaman, bütün ev halkı da, ona uyarak Müslüman olurlardı.

Ensar evlerinden, içinde Müslümanlardan bir topluluk bulunmayan ve İslâmiyeti açıklamayan bir ev kalmadı.

Sonra da, Medineli Müslümanların hepsi, biraraya gelerek konuştular, konuştuk:

´Resûlullah (a.s.)ı daha ne zamana kadar Mekke dağlarında, kovulur, korkutulur ve korkar bir halde bırakacağız !´ dedik.

Bunun üzerine, hac mevsiminde, bizden yetmiş kişi, onun yanına vardı."[3]

Yüce Allah Ensara kerem ve ihsanda, Peygamberine de yardımda bulunmayı; İslâmiyeti ve Müslümanları aziz, müşrikliği ve müşrikleri zelil kılmayı dilediği zaman,[4] nübüvvetin onüçüncü yılında,[5] hac mevsiminde,[6] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden üç ay veya üç aya yakın bir süre önce, Zilkade ayında,[7] Mus´ab b. Umeyr,[8] yanında kırkı Ensarın yaşlılarından ve eşrafından, otuzu da gençlerinden olarak üzere, yetmiş[9] veya yetmişten bir veya iki erkek fazla,[10] ya da yetmişüç erkek ve iki kadın Müslümanla-Medinelilerin müşrik hacıları da yanlarında bulunduğu halde-[11] beşyüz kişilik bir kafile ile Mekke´ye gelmişti.[12]



Berâ´ b. Ma´rur ile Ka´b b. Malik´in Peygamberimizle Görüşmeleri


Ka´b b. Malik der ki:

"Kavmimizin müşrik olan hacılanyla birlikte, Medine´den yola çıktık. Seyyidimiz ve büyüğümüz, seferlerde yöneticimiz Berâ1 b. Ma´rur da, yanımızda idi.[13]

Zâhire´l-Beydâ´da bulunduğumuz sırada,[14] Berâ1 b. Ma´rur, bize:

´Ey şu cemaat! Ben bir görüşe varmış bulunuyorum!

Vallahi, onun üzerinde bana muvafakat eder misiniz, yoksa etmez misiniz, bilmiyorum ´ dedi.

Kendisine:

´Nedir bu görüş ´ diye sorduk.

´Ben şu görüşe vardım ki, şu Beyt´i (Kabe´yi) arkama almayayım! Namazı ona doğru kılayım!´ dedi.

Biz de:

´Vallahi, Peygamberimiz (a.s.)dan bize erişen, ancak namazın Şam´a doğru yönelinerek kılınmasıdır. Biz ona aykırı davranmak istemeyiz´ dedik.

Berâ´ ise:

´Ben, muhakkak, namazımı Kabe´ye doğru kılacağım!´ dedi.

Ona:

´Fakat biz böyle yapmayız!´ dedik.

Namaz vakti olunca, biz namazlarımızı Şam´a doğru yönelerek kıldık.

O da, namazını Kabe´ye doğru yönelerek kıldı.

Biz onu yaptığı şeyden dolayı ayıplamakta ve kınamakta idik. O ise, bizim Kıblemize yönelmekten kaçınmakta, ancak Kabe´ye doğru namaz kılmakta idi.

Nihayet Mekke´ye geldik. Mekke´ye gelince, Berâ´ b. Ma´rur, bana:

´Ey kardeşimin oğlu! Bizi Resûlullah (a.s.)a götür!

Şu yolculuğum sırasında yaptığım şeyi ona soralım:

Benim yapmış olduğum ve sizin ise muhalefet ettiğinizi gördüğüm şey hakkında, vallahi, içime şüphe düştü!´ dedi.

Birlikte gittik. Resûlullah (a.s.)ı sorduk.

Kendisini bundan önce görmemiştik, tanımıyorduk.[15]

Ebtah´da,[16] Mekkelilerden bir adama rastladık. Resûlullahı ondan sorduk. Adam bize:

´Onu tanıyor musunuz ´ diye sordu.

Biz:

´Hayır! Tanımıyoruz!´ dedik.

Adam:

´Onun amcası Abbas b. Abdulmuttalib´i tanıyor musunuz ´ diye sordu.

´Evet! Tanıyoruz!´ dedik.

Çünkü, biz Abbas´ı tanıyorduk. Kendisi, tüccar olarak yanımıza gelip gitmekten geri kalmazdı.

Adam:

´Mescid-i H aram´a girin! Aradığınız o zât, şimdi orada Abbas ile birlikte oturuyor!1 dedi.

Mescid-i Haram´a girdik.

Abbas oturuyor, Resûlullah (a.s.) da onun yanında oturuyordu.

Selam verdikten sonra, biz de yanlarına oturduk.

Resûlullah (a.s.), Abbas´a:

´Ey Ebe´l-Fadl! Sen bu zâtları tanıyor musun ´ diye sordu.

Abbas:

´Evet, tanıyorum: Şu, kavminin seyyidi, ulu kişisi Berâ´ b. Ma´rur´dur! Şu da, Ka´b b. Malik´tir!´ dedi.

Vallahi, Resûlullah (a.s.)ın:

´Şair olan mı ´ dediğini, hâlâ unutmamı sırrıdır.

Abbas:

´Evet!´ dedi.

Berâ´ b. Ma´rur, Resûlullah (a.s.)a:

´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben bu yolculuğa çıktım. Allah beni İslâmiyete hidayet etti.

Ben şu Beyt´i, Kabe´yi arkama almamayı uygun görüp ona doğru namaz kıldım. Arkadaşlarım ise, bu hususta bana muhalefet ettiler. Benim de bundan içime şüphe düştü.

Yâ Rasûlallan! Sen bunu nasıl görürsün Buna ne buyurursun ´ dedi.

Resûlullah (a.s.):

´Sen bir Kıble üzerinde bulunuyordun. Onda sabır ve sebat etsen olurdu1 buyurdu.

Bunun üzerine, Berâ´ b. Ma´rur, Resûlullah (a.s.)ın Kıblesine döndü. Bizimle birlikte, Şam´a doğru namaz kıldı."[17]



Uveym b. Sâide, Sa´d b. Hayseme ve Arkadaşlarının Teklifleri


Ensardan Uveym b. Sâide, Sa´d b. Hayseme ve daha başkaları,[18] Mekke´ye gelince, Peygamberimiz (a.s.)ın nerede bulunduğunu sordular.

"O, şimdi, amcası Abbas´ın yanındadır!" denildi.

Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vanp selam verdiler ve:

"Yâ Rasûlalları! Biz servet, silah ve hayvan bakımından çok hazırlıklıyız.

Senin üzerinde söz birliği yapılmış bulunmaktadır.

Bizim yanımızda sana yardım var!

Senin için canları verme var!

Kendilerimizi nelerden korur ve savunursak, seni de onlardan koruma ve savunma var!

Seninle ne zaman buluşalım " dediler.

Hz. Abbas:

"Sizinle hacca gelen kavminizden, görüşünüze ve kararınıza muhalefet edecek olanlar varsa, hacılar dağılıp gidinceye kadar, onlardan kendilerinizi ve işinizi gizli tutunuz!" dedi.[19]

Peygamberimiz (a.s.), onlarla[20] Mina´da.[21] Teşrik günlerinin ortasında.[22] Akabe´nin dibinde[23] buluşmaya söz verdi.

Uyuyanı uyandırmamalarını, bulunmayanı beklememelerini de, kendilerine emretti.[24]



Buluşma Yerinde Gizlice Toplanış


Ka´b b. Malik der ki:

"...Sonra, hacca çıktık.

Resûlullah (a.s.)la, Teşrik günlerinin ortasında, Akabe´de buluşmak üzere vaadleştik.

Hac ibadetini yerine getirip boşaldığımız ve Resûlullah (a.s.)la buluşmayı vaadleştiğimiz gece, seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerif olan Ebu Cabir Abdullah b. Amr b. Haram yanımızda idi.

Kendisini yanımızda tutup, bırakmadık.

Halbuki, kavmimizin, yanımızda bulunan ve müşrik olan kimselerinden, işimizi gizli tutuyorduk.

Fakat, Abdullah b. Amr b. Haram´la konuştuk. Ona:

´Yâ Ebâ Câbir! Sen bizim seyyidlerimizden bir seyyid, şeriflerimizden bir şerifsin!

Biz seni içinde bulunduğun şirk yüzünden Cehennemin odunu olmandan uzaklaştırmak istiyoruz!´ dedik ve kendisini İslâmiyete davet ettik.

Resûlullah (a.s.)ın Akabe´de bizimle buluşmak üzere vaadleştiğini de haber verdik.

Abdullah b. Amr b. Haram hemen Müslüman oldu ve Akabe´de kabilesinin temsilcisi olarak bizimle birlikte bulundu.

O gece, ağırlıklarımızın yanında, kavmimizle birlikte uyuduk.

Gecenin üçte biri geçince; Resûlullah (a.s.)la buluşmaya vaadleşilen yerde bulunmak üzere, bağırtlak kuşunun ayrılışı gibi, ağırlıklarımızın yanından gizlice sıyrılıp, Akabe yanındaki Şı´b´da toplandık.

Biz yetmişüç erkek idik.

Yanımızda, kadınlarımızdan iki kadın da bulunuyordu ki, birisi Mazin b. Neccar oğulları kadınların-dan Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b, öbürü de Selime oğulları kadınlarından Ümmü Meni´ Esma binti Amr idi.

Şı´b´da toplanıp, Resûlullah (a.s.)ı beklemeye başladık.

Nihayet, Resûlullah (a.s.) geldi.

Kendisinin yanında da, amcası Abbas b. Abdulmuttalib bulunuyordu.

Kendisi, o zaman, kavminin dininde idi*

Ancak, yeğeninin işinde hazır bulunmayı ve onun işini sağlama bağlamayı arzu ediyordu.

Oturulunca, ilk konuşan da, Abbas b. Abdulmuttalib oldu ve:

´Ey Hazrec cemaatı!**

Siz de bilirsiniz ki; Muhammed bizdendir.[25]

Bu, benim kardeşimin oğludur ve bana insanların en sevgilisidir!

Eğer siz onu tasdik ve kendisinin Allah´tan getirdiklerine iman ediyor, onu alıp yanınıza götürmek istiyorsanız; yardımsız bırakmayacağınıza, aldatmayacağınıza dair, sizden kesin bir söz almak istiyo­rum!

Çünkü, sizin komşularınız Yahudilerdir. Yahudiler ise buna düşmandırlar.

Onların tuzak kurmayacaklarından emin değilim. [26]

Eğer siz; sizi tek yaydan ok yağmuruna tutacak olan Arap kabilelerinin de düşmanlıklarına göğüs gerebilecek kadar savaş gücüne malikseniz, aranızda iyice görüşüp konuşarak kararlaştırınız da, son­radan tefrikaya düşmeyiniz![27]

Biz onu kavmimizden koruya gelmişizdir.

O kendi kavminin içinde bulunmakta ve korunmaktadır.

Fakat, buradan ayrılmak, ancak size katılmak arzusundadır.

Eğer siz kendisine vaadle davette bulunduğunuz yardım, barındırma ve muhaliflerinden koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, ne âlâ!

Şayet, yanınıza vardıktan sonra, korkup yardım edemeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bıraka­cak iseniz, şimdiden bırakınız!

O, kendi kavminin içinde ve beldesinde şerefiyle bulunmakta ve korunmakta devam etsin![28] Sizin konuşma yapacak olanınız konuşsun!

Fakat, konuşmasını uzatmasın![29]

Çünkü, üzerimizde, müşriklerden gözcüler, casuslar vardır![30]

Buradan konak yerlerinize dağıldığınız zaman da,[31] işinizi gizli tutunuz!´ dedi."[32]



Es´ad b. Zürâre´nin Konuşması


Hz. Abbas´ın, konuşmasında Es´aci b. Zürâre´ye ve arkadaşlarına söz dokundurması, Es´ad b. Zürâre´nin ağırına gitti. Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallah! Bize izin ver de, canını sıkmaksızın ve senin hoşlanmayacağın birşeyle itiraz etmiş olmaksızın, sadece sana icabetimizi ve imanımızı doğrulamak üzere, ona cevap verelim " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Suçlayıcı olmaksızın, ona cevap veriniz!" buyurdu.

Bunun üzerine, Es´ad b. Zürâre, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:

"Yâ Rasûlallah! Her davetin, yumuşak veya sert, bir yolu ve usûlü vardır.

Bugün senin yaptığın davet, insanların yüzünü ekşitecek, kendilerine ağır gelecek bir davettir:

Sen bizi öteden beri üzerinde bulunduğumuz dinimizi bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin ki, bu çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini kabul ettik!

Sen bizi insanlarla aramızdaki yakın, uzak bütün akrabalık ve komşuluk ilişkilerini kesmeye davet ettin! Bu da çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini de kabul ettik!

Bizler, yurdumuzda, izzetli ve her tecavüzden masun; değil kendisini kavminin yalnız bırakmış olduğu, hatta amcalarının bile öldürülmek üzere düşmanlarına teslim etmek istedikleri bir zâtın, hatta kendimizden başka hiç kimsenin başımıza geçmeye göz dikemeyeceği bir topluluk olmamıza ve bunun bizim için kabulü çok zor bulunmasına rağmen, biz senin bu husustaki teklifini de kabul ettik-ki, bütün bunlar, Allah´ın doğru yolu bulma azmini ve hayırlı sonuçlara ulaşma umudunu ihsan ettiği kimseler hariç, insanlar nazarında hiç de hoşa gidecek şeyler olmadığı halde, biz senin bu husustaki teklifini de dillerimizle ikrar, kalblerimizle tasdik etmek suretiyle kabul ettik!

Biz, senin Allah´tan getirdiklerine inanarak ve kalblerimize yerleşen bir marifetle tasdikte bulunarak, sana bey´at edeceğiz!

Biz, Rabbimize, senin Rabbine bey´at edeceğiz!

Allah´ın Kudret Eli, ellerimizin üzerindedir!

Bizim kanlarımız senin kanınla, ellerimiz senin elinledir!

Biz, kendilerimizi, oğullarımızı ve kadınlarımızı savunduğumuz ve koruduğumuz şeylerden, seni de savunacak ve koruyacağız!

Eğer biz bu ahdimizi bozarsak, Allah´ın ahdini bozmuş bedbaht, yaramaz kimseler olmuş olalım!

Yâ Rasûlallah! Bu, sana karşı, bizim sadâkatyeminimizdir!

Yardımına sığınılacak, ancak Allah´tır!" dedi.

Sonra da, Hz. Abbas´a dönerek:

"Ey konuşurken Peygamber (a.s.)ın önünde bize söz dokunduran zât! Kardeşinin oğlunun sana insanların en sevgilisi olduğu sözünle neyi anlatmak istediğini Allah bilir.

Biz, yakın uzak bütün akrabalarımızla ilişkilerimizi keserek şehadet etmiş bulunuyoruz ki, bu zât Allah´ın Resûlüdür!

Allah, onu yanındaki (Kur´ân) ile göndermiştir.

Kendisi asla yalancı değildir!

Getirdiği Kur´ân da, insan sözüne benzemez.

Resûlullah (a.s.) hakkında seni tatmin edecek sözü bizden alma isteğine gelince:

Resûlullah (a.s.) için istediğin sözü al!" dedi.

Sonra da, Peygamberimiz (a.s.)a dönerek:

"Yâ Rasûlallah! Bizden, kendin için, dilediğin sözü al!

Rabbin için de, istediğin şartı koş!" dedi.[33]

Abdullah b. Revâha da:

"Kendin ve Rabbin için, ne dilersen onu şart kıl!" dedi.[34]



Berâ´ b. Ma´rur´un Konuşması


Berâ´ b. Ma´rur, Hz. Abbas´a:

"Söylediklerini dinledik!

Vallahi, kalblerimizde senin söylediğinden başkası olsaydı, muhakkak ki, biz onu söylerdik!

Fakat, biz ahde vefa ve sadâkat göstermek, Resûlullah (a.s.)ın önünde canlarımızı feda etmek arzusundayız![35]

Bizler bol silahlara, savunma ve koruma gücüne sahip kimseleriz!

Taşlara taptığımız sıralarda da böyle idik!

Bugün; Allah, bizden başkalarının göremediği şeyleri bize gördürmüş ve Muhammed (a.s.) bizi daha da güçlendirmiştir!" dedi.[36]



Peygamberimiz (a.s.)ın Konuşması


Ensardan bazıları da, Hz. Abbas´a:

"Senin söylediklerini dinledik!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallan! Sen de konuş!

Bizden, kendin için, Rabbin için, istediğin sözü al!" dediler.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) konuştu ve Kur´ân-ı Kerîm okudu.

Onları Allah´a davet ve İslâmiyete teşvik etti.[37]

"Yüce Rabbim için şartım;[38] sizden istediğim,[39] O´na hiçbir şeyi eş ortak koşmaksızın ibadet etm­eniz dir.[40]

Kendim için şartıma,[41] isteğime gelince:

Kendimi ve ashabımı barındırmanız,

Bana ve ashabıma yardımcı olmanız,

Kendilerinizi savunduğunuz, koruduğunuz şeylerden bizleri de savunup korumanızdır.[42]

Kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup koruyacağınız hakkında, sizinle bey´atyapayım!" buyurdu.[43]

Berâ1 b. Ma´rur, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın elini tutup:

"Olur! Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a andolsun ki; çoluk çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de koruyacağız!

Bizimle bey´atlaş yâ Rasûlallah!

Biz, vallahi, savaş erleri ve silah erleriyiz!

Bu, bize ecdadımızdan miras kalmıştır!" diyerek konuşurken, Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan sözün arasına girdi ve:

"Yâ Rasûlallah! Bizlerle o adamlar (Yahudiler) arasında antlaşmalar, sözleşmeler var!

Biz, onları, seninle yapacağımız bu bey´atımızla kesip atmış oluyoruz!

Allah seni muzaffer kıldıktan sonra, bizi bırakıp kavminin yanına dönmeyi arzu eder misin " dedi.

Peygamberimiz (a.s.) gülümsedi. Sonra da:

"Hayır! Benim kanım, sizin kanınızdır!

Benim zimmetim, sizin zimmetinizdir!

Ben sizdenim! Siz de bendensiniz!

Ben, sizin savaştığınız kimselerle savaşırım!

Ben, sizin barıştığınız kimselerle barışırım![44]

Sizlerden bana oniki nakîb çıkarınız ki, onlar kavimlerinin vekili, temsilcisi olsunlar!" buyurdu.

Bunun üzerine, Medineli Müslümanlar, dokuzu Hazrec´den, üçü de Evs´ten olmak üzere, oniki nakîb (temsilci) çıkardılar.[45]



Çıkarılan Nakîbler (Temsilciler)


Medinenlerin çıkardığı nakîbler, Ensardan şu kişilerdi:

1. Es´ad b. Zürâre,

2. Sa´d b. Rebia,

3. Abdullah b. Revana,

4. Râfi1 b. Malik,

5. Bera1 b. Ma´rur,

6. Abdullah b. Amrb. Haram,

7. Ubâde b. Sâmit,

8. Sa´d b. Ubâde,

9. Münzir b. Amr,

10. Useyd b. Hudayr,

11. Sa´d b. Hayseme,

12. Rifâa b. Abdulmünzir.

Ka´b b. Malik, bu husustaki şiirinde, Rifâa b. Abdulumünzirln yerine, Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyi h an´ ı g ö sterm i şti r.[46]

Peygamberimiz (a.s.), temsilcilere:

"Havarilerin İsa b. Meryem için kefillikleri gibi, sizler de kavminizin kefillerisiniz. Ben de, Müslüman olan kavmimin kefiliyim!" buyurdu. "Evet!" dediler.[47]

Es´ad b. Zürâre:

"Evet yâ Rasulallah!" deyince, Peygamberimiz (a.s.):

"Sen de, kavminin temsilcisisin!" buyurdu.[48] Ve onu, oniki temsilcinin de temsilcisi yaptı .[49]



Abbas b. Ubâde´nin Bey´at Hakkındaki Açıklaması


Medineli Müslümanlar Akabe´de geceleyin ağaç altında[50] Peygamberimiz (a.s.)la bey´at-laşmak üzere toplandıkları zaman, Salim b. Avf oğullarının kardeşi Abbas b. Ubâde:

"Ey Hazrec cemaatı! Siz bu zât ile ne için bey´atlaşacağınızı biliyor musunuz " diye sordu.

"Evet! Biliyoruz!" dediler.

Abbas b. Ubâde:

"Sizler; insanların kızıl ve kara derilileriyle savaşmak üzere kendisi ile bey´atlaşacaksınız!

Eğer sizler karşılaşacağınız musibetle mallarınız azaldığı, eşrafınız öldürüldüğü zaman ona yardım etmeyecek, kendisini muhaliflerinin eline bırakacaksanız, vallahi, bu, dünyada da, âhirette de yüzkarasıdır! Şimdiden bundan vazgeçin!

Eğer sizler kendisine vaadde bulunduğunuz yardım, barındırma, muhaliflerinden koruma gibi şey­leri yerine getireceğinize kani iseniz, mallarınızın azalması ve eşrafınızın öldürülmeleri pahasına da olsa, onu tutunuz ki, vallahi, bu, dünyada da, âhirette de hayırlıdır!" dedi.[51]

Medineli Müslümanlar:

"Mallarımızın yok olma tehlikesine uğraması ve eşrafımızın öldürülmeleri pahasına da olsa, bizler, vereceğimiz sözü yerine getireceğiz!" dediler ve Peygamberimiz (a.s.)a:

"Yâ Rasûlallah! Biz bu husustaki taahhüdümüzü yerine getirirsek, bizim için ne var " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Cennet var!" buyurdu.[52]

Medineli Müslümanlardan Enes b. Sabit:

"Yâ Rasûlallah! Biz, kendilerimizi ve çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de savu­nacak ve koruyacağız!

Bize ne var " dedi.[53]

Diğerleri de:

"Biz bu vazifemizi yerine getirirsek, bizim için ne var " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Cennet var!" buyurunca, Medineli Müslümanlar

"Kazançlı bir alışveriş bu! Biz bundan ne cayarız, ne de caymak isteriz!" dediler.[54]



Bey´atın Nasıl Yapılacağının Açıklanışı


Medineli Müslümanlar:

"Yâ Rasûlallan! Sana ne üzerine ve nasıl bey´at yapalım " diye sordular.[55] Peygamberimiz (a.s.): "Sizler;

Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, Benim Resûlullah olduğuma şehadette bulunmak, Namaz kılmak, Zekat vermek,

Emirlik işinde, ehil olanla çekişmemek,[56] İsteklilikte isteksizlikte dinlemek ve boyun eğmek, Darlıkta ve varlıkta geçimlik sağlamak üzere, İyiliği buyurmak, kötülükten sakındırmak üzere,

Allah hakkında hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeksizin konuşmak üzere, Bana yardım etmek,

Yanınıza geldiğim zaman, kendilerinizi, kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeyler­den beni de savunup korumak üzere, bana bey´at ediniz! Sizin için Cennet var!" buyurdu.[57]



Es´ad b. Zürâre´nin Bey´at Hakkındaki Son Uyarısı


Es´ad b. Zürâre:

"Biraz müsaade ediniz ey Yesribliler!

Bizler, ancak bu zâtın Resûlullah olduğunu bilerek, develerimizin böğürlerini tepe tepe buraya gelmiş bulunuyoruz.

Bugün kendisini alıp Medine´ye götürmek, bütün Araplardan ayrılmak, ayrı baş çekmek ve neticede en hayırlılarınızın öldürülmesi ve sizlerin de kılıç darbeleriyle kesilip biçilmeniz demektir!

Sizler bu husustaki taahhüdünüzde sebat edebilecek bir kavimseniz, ecriniz Allah´a aittir.

Eğer sizler canlarınızdan korkar ve korkak bir kavimseniz, bunu açıkça bildiriniz ki, böyle yapmanız Allah katında sizin için bir mazeret sayılabilir.[58]

Ey insanlar! Muhammed ((a.s.))´e ne üzerine bey´at edeceğinizi biliyor musunuz

Siz, ona; Arap ve Arap olmayanlarla, bütün cin ve insani ar topluluğu ile savaşmak üzere bey´at ede­ceğinizin farkında mısınız " diye sordu.

Medineli Müslümanlar:

"Biz, savaşanlarla savaşırız, barışanlarla barışırız!" dediler.

Bunun üzerine, Es´ad b. Zürâre:

"Yâ Rasûlallah! Koş artık şartını!" dedi.[59]

Medineli Müslümanlar:

"Ey Es´ad! Sen çekil artık aradan!

Vallahi, biz, bu bey´atı hiçbir zaman terk ve iptal etmeyeceğiz!" dediler.[60]



Hz. Abbas´ın Konuşması


Peygamberimiz (a.s.)ın amcası Hz. Abbas, Medineli Müslümanlara:

"Sizler, şu Haram olan ayda ve Haram olan şehirdeki taahhüd ve zimmetinizle, Allah´a karşı taah-hüd ve zimmette bulunmuş oluyorsunuz.

Resûlullaha yapacağınız bey´afla, Allah´a bey´at etmiş olacaksınız!

Allah, sizin Rabbinizdir.

Allah´ın Eli, sizin elinizin üzerindedir.

Allah, bu bey´aûnızla, sizin üzerinize murâkıb ve vekildir" dedi.

Medineli Müslümanlar:

"Evet!" dediler.

Hz. Abbas:

"Allah´ım! Sen, onların, şu kardeşimin oğlu hakkındaki taahhüdlerini yerine getirecekleri, kendisini koruyacakları hususundaki sözlerini işiten ve görensin!

Ey Allah´ım! Kardeşimin oğlu hakkında, onlar üzerinde şahit ol!" dedi.

Medineli Müslümanlar:

"Yâ Rasûlalları! Sana bu istediğini verdiğimiz zaman bize ne var " diye, tekrar sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Allah´ın hoşnutluğu ve Cennet var!" buyurdu.

Medineli Müslümanlar:

"Razı olduk ve kabul ettik!" dediler.[61]



Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan´ın Son Konuşması


Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan, arkadaşlarına:

"Sizler bu zâtın Allah tarafından size peygamber gönderildiğine iman ve tasdikte bulunduğunuzu biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.

Medineli Müslümanlar:

"Evet! Biliyoruz!" dediler.

Ebu´l-Heysem:

Kendisinin Belde-i Haram´da oturduğunu, doğum yerinin de orası olduğunu, ailesinin de Belde-i Haram´da bulunduğunu biliyorsunuz, değil mi " diye sordu.

"Evet! Biliyoruz!" dediler.[62]

Ebu´l-Heysem:

"Ey kavmim! Bu, Allah´ın Resûlüdür! Ben onun doğruluğuna şehadet ediyorum!

Kendisi, bu gün, Allah´ın Harem´inde, kavim ve kabilesinin himayesi altında emniyet içinde bulun­maktadır.

İyi biliniz ki; Onu alıp yanınıza götürdüğünüz zaman,[63] bütün Araplar, sizi ondan dolayı tekyaydan oka tutacaklardır!

Allah yolunda savaşmak, mallarımızı, çoluk ve çocuklarımızı kaybetmek gönlünüzden kopuyor, hoşunuza gidiyorsa[64]-ki, Allah katındaki sevab, canlarınızdan, mallarınızdan, çoluk ve çocuklarınızdan daha hayırlı di r!-[65] kendisini yurdunuza davet ediniz!

Çünkü, o, Allah´ın gerçek resûlüdür!

Eğer ileride ona yardım edememekten korkuyorsanız, şimdiden, bundan geri durunuz![66]

Eğer siz, onu alıp götürdükten sonra, zaman içinde bir gün yardımsız veya muhaliflerinin ellerine bırakacak olursanız, muhakkak, üzerinize belâ çöker!" dedi.

Medineli Müslümanların hepsi:

"Hayır! Biz onu asla yardımsız ve yalnız bırakmayacağız!

Her zaman vefa ve sadâkatla kendisinin yanında bulunacağız![67]

Ey Ebu´l-Heysem! Bizim aramızla Resûlullah (a.s.)ın arasından çekil de, ona bey´at yapalım!" dediler.

Ebu´l-Heysem:

"Bu hususta ona ilk bey´at yapacak kişi benim!" dedi.[68]



Bey´atın Yapılışı


Hz. Abbas, Akabe´de geceleyin bir ağacın altında,[69] Peygamberimiz (a.s.)ın elinden tutup, Medineli Müslümanları Peygamberimiz (a.s.)a birer birer bey´at ettirdi.[70]

Peygamberimiz (a.s.)ın bey´atta şöyle buyurduğu da rivayet edilir:

"Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayasınız!

Hırsızlık etmeyesiniz!

Çocuklarınızı öldürmeyesiniz!

Uyduracağınız bir yalanla kimseye iftirada bulunmayasınız!

Mâruf olan hiçbir işte bana karşı gelmeyesiniz!... diye sizden bey´at alıyorum.

İçinizden kim ahdine vefa gösterir, sözünde durursa, onun ecir ve mükâfatı Allah´a aittir.

Kim sözünü bozarak bunlardan birisini işlerde, bu yüzden dünyada azaba uğrarsa, bu azab, onun için bir keffâret ve temizlik olur.

İşlemiş olduğu suçu Allah´ın örttüğü kimsenin işi ise, Allah´a kalır. Allah dilerse ona azab eder, dil­erse onu affeder."[71]



Ebu l-Heysem´in Bey´atı:



Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan:

"Yâ Rasulallah! İsrail oğullarından oniki nakîb (temsilci) Musa b. İmran´a ne üzerine bey´at etti ise, ben de sana onun üzerine bey´at ediyorum" dedi.[72]


Abdullah b. Revâha´nm Bey´atı:


Abdullah b. Revâha:

"Yâ Rasulallah! Oniki havari İsa b. Meryem´e ne üzerine bey´at etti ise, ben de sana onun üzerine bey´at ediyorum!" dedi. [73]



Es´ad b. Zürâre´nin Bey´atı:


Es´ad b. Zürâre:

"Ben Allah´a bey´at ediyorum! Resûlullah (a.s.)a bey´at ediyorum! Ahdimi yerine getirerek tamamlamak, sana yardım hususundaki sözümü işimle gerçekleştirmek üzere!" dedi. [74]



Numan b. Harise´nin Bey´atı:


Numan b. Harise:

"Ben Allah´a bey´at ediyorum!

Yâ Rasulallah! Sana da bey´at ediyorum.

Allah yolunda azimli, sebatlı ve devamlı olmak, bu yolda yakın uzak gözetmemek üzere![75]

İstersen, vallahi, yâ Rasulallah! Şu Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben daha bununla emrolunmadım!" buyurdu.[76]



Ubâde b. Samit in Bey´atı:


Ubâde b. Sâmit:

"Yâ Rasulallah! Allah yolunda hiçbir kmayıcınm kınaması beni tutmamak, alıkoymamak üzere, sana bey´at ediyorum!" dedi. [77]



Sa´d b. Rebia´nm Bey´atı:


Sa´d b. Rebia:

"Ben Allah´a bey´at ediyorum!

Yâ Rasulallah! Sana da bey´at ediyorum. Sana ve Allah´a hiçbir isyanda ve hiçbir yalanlamada bulunmamak üzere!" dedi.[78]


Peygamberimiz Afeyhisselamm İki K adınla Bey´atı:


Peygamberimiz (a.s.) Akabe Bey´atında yalnız iki kadına elini vermeyip;[79] "Gidiniz! Siz bey´at etmiş oldunuz!" buyurdu.[80]



Berâ´ b. Ma´rur´un Bey´at Kapanış Konuşması


Berâ´ b. Ma´rur, Allah´a hamd ü senâda bulunduktan sonra:

"Hamdolsun Allah´a ki, Muhammed (a.s.) ile ve onun Allah´tan getirdikleriyle bize ikramda bulundu.

Bizler, İslâmiyete davet olunanların sonuncusu ve bu daveti kabullenenlerin ilki olup, Yüce Allah´ın davetine icabet ettik, dinledik ve itaat ettik.

Ey Evs ve Hazrec cemaatı! Allah, sizleri dini ile şereflendirdi.

Bunun şükrânesi olarak, dinlemek, boyun eğmek ve yardımlaşmak yolunu tutunuz! Allah´a ve Resûlüne boyun eğiniz!" dedi ve oturdu.[81]

Hz. Abbas; Ensarın Peygamberimiz (a.s.)a gösterdikleri bu derin sevgi, saygı, bağlılık ve fedakârlık karşısında çok duygulandı ve babası Abdulmuttalib´in annesi Selmâ Hatunun, Amr b. Zeyd b. Adiyy b. Neccar´ın kızı olduğunu andı.[82]



Akabe Bey´atı Üzerine Koparılan Çığlık


İkinci Akabe Bey´atının yapılıp tatmamlandığı sırada idi ki,[83] Akabe´nin üzerinden, şeytan:

"Ey konak yerlerinde konaklayan halk![84] Ey Ehâşib (Cebacib=Mina) halkı! [85] Ey Kureyş cemaatı! [86] Müzemmem (yerilmiş) olan ile yanında bulunan ve dinlerini değiştirmiş olanların sizinle savaşmak üzere toplanıp sözleşmiş olduklarından haberiniz yok mudur !" diyerek, keskin ve uzun bir çığlık kopardı. [87]

İşitilen sesin, Kureyş müşriklerinden Münebbih b. Haccac´ın sesine benzediği rivayet edilir.[88]

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu ses sizi korkutmasın! Bu ses, ancak Allah düşmanı İblis´in, şeytanın sesidir![89] Bu, İbn Uzeyb´dir! Dinle ey Allah düşmanı! Senin de hakkından geleceğim!" buyurduktan sonra, Medineli Müslümanlara, "Hemen konak yerlerinize dağılınız!" buyurdu.[90]

Abbas b. Ubâde:

"Seni hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; dilersen, Mina halkını da kılıçtan geçiririz!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), "Biz henüz bununla emrolunmadık! Sizler şimdi ağırlıklarınızın yanı­na dönünüz!" buyurdu.

Medineli Müslümanlar konak yerlerine, ağırlıklarının yanına dönüp, sabaha kadar uyudular.[91]



Kureyş Müşriklerinin Bey´at İşini Soruşturmaları


Sabahleyin, Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Medineli Müslümanların konak yerlerine gel­erek:

"Ey Hazrec cemaat! Bize erişen habere göre, siz bizim sahibimizle konuşmuşsunuz. Kendisini aramızdan çıkarıp yanınıza götürmek istiyormuşsunuz!

Vallahi, Arap kabilelerinden, aramızda savaşacağımız ve size olduğu kadar kin bağlayacağımız hiçbir kabile yoktur!" dediler.

Puta tapan ve olan bitenlerden haberleri olmayan Medinelilerden bazıları, Allah´a yemin ederek:

"Böyle birşey olmadı ![92] Biz böyle birşey yapmadık![93] Biz böyle birşey bilmiyoruz!" dediler, doğru söylediler.

Çünkü, onların olan bitenlerden haberleri yoktu.[94]

Medineli Müslümanlar ise, birbirlerine bakıştılar.

Kureyş müşrikleri, kalkıp Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün yanına vardılar. Ona da aynı sözü söyledil­er.

Abdullah b. Übeyy:

"Vallahi, bu çok büyük bir iştir![95] Her halde, bu, boş birşey olsa gerek! Böyle birşey olmamıştır![96]

Benim kavmim, bunun gibi birşeyi bana danışmadan yapmazlar. Ben böyle birşeyin olduğunu bilmiyorum.[97]

Ben Yesrib´de bile bulunsaydım, kavmim bunu bana danışmadıkça yapmazlar!" dedi.[98]

Medineli Müslümanlar, sevinçli ve hoşnut olarak yurtlarına dönmek üzere, Akabe´den ayrıldılar.[99]

Arap hacıları da, Mina´dan yurtlarına dağılmaya başladılar.

Kureyş müşrikleri ise, Mekke´de, Akabe Bey´atı işini soruşturmaktan, araştırmaktan geri dur-madılar.[100]

Bey´at işinin doğru olduğunu anlayınca.[101] Medine yollarından, kesmedik yol bırakmadılar.

Medineli Müslümanları arayıp bulmak için, her tarafa birlikler saldılar.[102]

Berâ´ b. Ma´rur, Kureyş soruşturucuları yanlarından ayrılır ayrılmaz yola çıkmış, Batn-ı Ye´cec´de Müslüman arkadaşlarına kavuşmuştu.[103]



Müşriklerin Sa´d b. Ubâde´yi Yakalamaları


Müşriklerin takipçileri Sa´d b. Ubâde´ye[104] ve Münzir b. Amr´a Ezâhir mevkiinde yetiştiler.

Münzir b. Amfi yaka layam adıl ar, kaçırdılar.[105]

Sa´d b. Ubâde´ye:

"Sen Muhammed´in dininde misin " diye sordular.

"Evet!" deyince,[106] onun iki elini boynuna sımsıkı bağladılar.

Döve döve ve uzun saçının perçeminden çeke çeke, Mekke´ye getirip soktular.[107]

Kureyş müşriklerinden Ebu´l-Bahterî, onu görünce:

"Yazık sana! Seninle Kureyş´ten herhangi birisi arasında bir himaye veya sözleşme yok mu " diye sordu.

Sa´db.Ubâde:

"Evet, var! Vallahi, ben Cübeyr b. Mut´im´i de, Haris b. Harb´i de, memleketimizde ticaret yaparken, haksızlık etmek isteyenlere karşı korumuştum" deyince, Ebu´l-Bahterî:

"Yazık sana! Sen bu iki adamın ismini söyleve aranızda olanı anlat!" dedikten sonra, acele gidip, onları Kabe´nin yanında, Mescid´de buldu ve:

"Hazrec´den bir adam Ebtah´da dövülüyor, o da, aranızdaki himayeden bahsediyor!" dedi.

"Kimmiş o " diye sordular.

Ebu´l-Bahterî:

"Sa´d b. Ubâde´dir!" deyince, onlar

"Vallahi doğrudur! Biz tüccar iken, onun memleketinde bize haksızlık etmek isteyenlere karşı o bizi korumuştu" dediler. [108]

Cübeyr b. Mut´im ile Haris b. Harb, hemen gidip, Sa´d b. Ubâde´yi hemşehrilerinin ellerinden kur-tardılar.[109]

Ensarın Sa´d b. Ubâde´nin işini konuşmak için toplandığı sırada, Sa´d b. Ubâde yanlarına çıkageldi.[110]



İkinci Akabe Bey´atında Bulunan Medineli Müslümanların İsimleri


Medineli Evs ve Hazreclerden olup, Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)a bey´at eden yetmişüç erkek ile iki kadının isimleri ve kabileleri:

Evs b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmirlerin Abduleşhel oğullarından:

1. Useyd b. Hudayr,

2. Ebu´l-Heysem Malik b. Teyyihan,

3. Seleme b. Selâme.

Harise b. Haris, b. Hazrec, b. Amr, b. Malik, b. Evs oğullarından:

4. Zuheyr b. Râfi´

5. Ebu Bürde b. Niyar,

6. Nüheyr b. Heysem.

Amr b. Avf, b. Malik, b. Evs oğullarından:

7. Sa´d b. Hayseme,

8. Rifâa b. Abdulmünzir,

9. Abdullah b. Cübeyr,

10. Ma´n b. Adiyy,

11. Uveym b. Sâide,

Hazrec b. Harise, b. Salebe, b. Amr, b. Âmir, b. Neccar oğullarından:

12. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd,

13. Muaz b. Haris,

14. Avf b. Haris,

15. Muavviz b. Haris,

16. Umâre b. Hazm,

17. Es´ad b. Zürâre.

Amr b. Mebzul, b. Âmir, b. Malik, b. Neccar oğullarından:

18. Sehlb.Atik.

Amr b. Malik, b. Neccar oğullarından:

19. Evs b. Sabit,

20. Ebu Talha.

Mazin b. Neccar oğullarından:

21. Kays b. Ebi Sa´saa,

22. Amr b. Gâziyye.

Belharis b. Hazrec oğullarından:

23. Sa´d b. Rebia

24. Hârice b. Zeyd,

25. Abdullah b. Revâha,

26. Beşir b. Sa´d,

27. Abdullah b. Zeyd,

28. Hallâd b. Süveyd,

29. Ukbe b.Âmir.

Beyaza b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise oğullarından:

30. Ziyad b. Lebid,

31. Ferve b. Amr,

32. Halid b. Kays.

Zurayk b. Âmir, b. Zurayk, b. Abdi Harise, b. Malik, b. Gadb, b. Cüşem, b. Hazrec oğullarından:

33. Râfi´b. Malik,

34. Zekvan b. Abdi Kays,

35. Abbâd b. Kays,

36. Haris b. Kays.

Selime b. Sa´d, b. Ali, b. Esed, b. Sâride, b. Tezid, b. Cüşem, b. Hazrec oğullarından:

37. Berâ´ b. Ma´rur,

38. Bişr b. Berâ1 b. Ma´rur,

39. Sinan b. Sayff,

40. Tufeyl b. Numan,

41. Ma´kıl b. Münzir,

42. Yezid b. Münzir,

43. Mes´ud b. Yezid,

44. Dahhâk b. Harise,

45. Yezid b. Haram,

46. Cebbar b. Sahr,

47. Tufeyl b. Malik.

Sevad b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:

48. Ka´b b. Malik.

Ganm b. Sevad, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:

49. Süleym b. Amr,

50. Kutbe b.Âmir,

51. Yezid b.Âmir,

52. Ebu´l-YeserKa´b,

53. Sayfî b. Sevad (Esved).

Nâbi b. Amr, b. Sevad, b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:

54. Salebe b. Ganeme,

55. Amr b. Ganeme,

56. Abs b.Âmir,

57. Abdullah b. Üneys,

58. Halid b. Amr,

59. Haram b. Ka´b, b. Ganm, b. Ka´b, b. Selime oğullarından:

60. Abdullah b. Amr b. Haram,

61. Cabir b. Abdullah, b. Amr, b. Haram,

62. Muaz b. Amr, b. Cemûh,

63. Sabit b. Ciz´,

64. Umeyr b. Haris,

65. Hadîc b. Selime,

66. Muaz b. Cebel.

Avf b. Hazrec oğullarından:

67. Ubâde b. Sâmit,

68. Abbas b. Ubâde,

Ebu Abdurrahman Yezid b. Salebe,

69. Amr b. Haris,

Salim b. Ganm, b. Avf, b. Hazrec oğullarından:

70. Rifâa b. Amr,

71. Ukbe b. Vehb.

72. Sâide b. Ka´b, b. Hazrec oğullarından:

Sa´d b. Ubâde,

73. Münzir b. Amr.

Mazin b. Neccar oğulları kadınlarından:

74. Ümmü Umâre Nesîbe binti Ka´b,

Selime oğulları kadınlarından:

75. Ümmü Meni1 Esma binti Amr.[111]



Akabe Bey´atında Bulunan Ensarın Muhacir Sayılışı


İbn Abbas´a göre; Resûlullah (a.s.)la Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer nasıl Mekkeli müşrikler yüzünden Medine´ye hicret ederek Muhacirlerden oldularsa, Ensardan olanlar da, şirk yurdu olan Medine´den Akabe gecesinde Resûlullah (a.s.)m yanına gelmekle, Muhacirlerden olmuşlardır.[112]



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî, Târihiu´l-islâm, s. 297-298, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159.

[2] Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 442, Zehebî, Târih, c. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159.

[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 624-625, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 442, Zehebî, Târih, s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 6, s. 46.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, Taberî, Târih, c. 2, s. 237.

[5] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 317.

[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 81, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220.

[7] Hâkim,Müstedrek,c.2, s. 625.

[8] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c. 2,5.237.

[9] Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 308, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 300.

[10] İbn Sa´d, Taba kât, c. 1.S.221.

[11] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81, 84, 97.

[12] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1.S.221.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/261-262.

[13] İbn İshak,İbnHişam,Sîre,c. 2, s. 81, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 460461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu´l -g âbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyi d, U yûnu´l -eser, c. 1 , s. 161-162, Zehebi, Târıh, s. 300, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemi, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 42.

[14] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, Zehebî, Târîh.s. 300.

[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 81-82, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberi, Târih, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 444, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 300, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 4243.

[16] Beyhaki, D el âil, c. 2, s. 4 44, Zehebî, Tânh, s. 300.

[17] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 82-83, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 237-238, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 444-445, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 301-302, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 158, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 42-43.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/262-265.

[18] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 253-254.

[19] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 221, Belâzurı, Ensâb, c. 1, s. 254.

[20] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221.

[21] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 83, İbn Sa´d, c. 1, s. 221, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 461, Taberî, c. 2, s. 238, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid.d, s. 162, Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 158, Heysemî, c. 6, 43, İbn Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s.12.

[22] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221.

[23] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 221, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, t 1, s. 254.

[24] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/265.

[25] * Hz. Abbas, İslâm iyete hizmet için, Müslümanlığını müşriklerden gizlemekte idi. Onun Müslüman oluşuyla ilgili bahse bakınız.

** Araplar, Ensar kabilelerini Hazrec diye anarlardı.

İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 83-84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târih, c. 2, s. 238, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 162, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 302, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 44.

[26] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 302.

[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 222.

[28] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 84, Taberî,c.2, s. 238, Beyhakî, c. 2, s. 446, İbn Seyyid, c. 1, s. 162, Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c. 3,5.160.

[29] İbn Sa´d, c. 4, s. 9, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.

[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254, Beyhakî, c. 2, s. 450, Heysemî, c. 6, s. 48.

[31] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 8.

[32] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 8, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/266-268.

[33] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 302-303.

[34] Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 21 6, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 16, s. 199, Kurtubî, Tefsir, c. 8, s. 267, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 2, s. 391 , Hâzin, Tefsir, c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrşâdü´s-sârÎ, c. 5, s. 37, Ebussuud, Tefsir, c. 4, s. 106.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/268-270.

[35] İbn Sa´d Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 222.

[36] İbn Sa´d. Tabakât. c. 4. s. 8.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270.

[37] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 84, İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 228, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 446, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 302-303, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 160, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 44.

[38] Ebu Nuaym, Delâil.c.1, s. 303, Zehebî, Târîh, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163.

[39] İbn Sa´d, c. 4, s. 9, Beyhakî, c. 2, s. Zehebî, s. 302, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163, Heysemî, c. 6, s. 48.

[40] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 9, Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 303, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 451, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 300, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 48.

[41] Ebu Nuaym, Delâil.c.1, s. 303, Zehebî, s. 299-300.

[42] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 451, Zehebî, Târîh, s. 299, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 162-163, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 4849.

[43] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 84, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 461, Taberî, Târîh, c. 2, s. 238, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 207, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 163, Zehebî, s. 303.

[44] Taberî, Târîh, c. 2, s. 238-239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 447, Zehebî, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159-161, Heysemî, Mecma, c.6,s.44.

[45] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 85, İbn Sa´d, c. 3, s. 602, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2,s. 447448, İbn Esîr, Kâmil, c.2,s. 99, İbn Seyyid, c. 1 , s. 164, Zehebî, s. 303, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 161, Heysemî, c. 6, s. 44, İbn Haldun. Târih. c. 2. ks.2. s. 13.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/270-272.

[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 86-87, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvie.c. 2, s. 448, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 75-77, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 57, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 164-165, Zehebî,Târîhu´l-islâm, s. 303, 305, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 161-162, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 4546, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13.

[47] İbn İshak, İbn Hişam ,c. 2, s. 88, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 602-603, Belâzurî, Ensâbu´l-eşraf, c. 1, s. 253, Taberî, Târîh, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 452-453.

[48] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 9, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîh, c. 299, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 163.

[49] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 602-603, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 254.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/272-273.

[50] Beyhak f, c. 2, s. 450, Zehebî, s. 299, E bul -f i dâ, c. 3, s. 163.

[51] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 88, Taberî, Târih, c. 2, s. 239, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 450, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 99, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 299-300, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 163.

[52] İbn İshak, İbn Hisam,c.2, s. 88-89, Taberî, c. 2, s. 239, Beyhakî, c. 2, s. 450, İbn Esîr, c. 2, s. 99-100, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 162.

[53] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 48.

[54] Taberî, Tefsîr, c. 11, s. 35, 36, Zemahşerf, Keşşaf, c. 2, s. 216, Fahru´r-Râzî, TefsiY, c. 16, s. 199, Kurtubî, TefsiY, c. 8, s. 267, E bu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 2, s. 391, Hâzin, Tefsîr, c. 2, s. 268, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kari, c. 14, s. 78, İbn Hacer, Fethu´l-bârf, c. 6, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 3, s. 280, Kastalânî, İrsâdü´s-sârf, c. 5, s. 37.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/273-274.

[55] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 443, Ebu´l-F erec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 227, İbn Kayvım, Zadü´l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebî, Târihu ´l-islâm, s. 298, Ebu´l-Fidâ, el -Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-Zevâid, c. 6, s. 46.

[56] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 609.

[57] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/274-275.

[58] Ahmed b.Hanbel, c. 3,s. 322-323, Hâkim , c. 2, s. 625, Beyhakî c. 2, s. 443, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 227-228, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Zehebî, s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemi, c. 6, s. 46.

[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 609.

[60] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 323, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 625, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 443, Ebu´l-F erec İ bn C evzi, el -Vefa, c. 1, s. 228, İbn Kayyım, Zâd ü´l-mead, c. 2, s. 5 7, Zehebi, Târihu ´l-islâm, s. 298, Ebu´l-F idâ, el -Bidâ ye ve´n-nihâye, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/275-276.

[61] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/276-277.

[62] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304.

[63] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.

[64] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.

[65] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304.

[66] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.

[67] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 304.

[68] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 47.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/277-278.

[69] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c.4, s. 9, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 450, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 299, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 163.

[70] İbn Sa´d, c. 1, s. 222, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 253, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 31 8.

[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 320, Buhârî, Sahih, c. 8, s. 18.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/278.

[72] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279

[73] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279

[74] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279

[75] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177-178.

[76] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 304.

[77] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/279

[78] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 304, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.

[79] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 109, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1 , s. 253, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 308.

[80] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 109, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 177.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.

[81] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 618-619, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 1 81.

[82] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 454, Zehebî, Târıhu´İslâm, s. 300.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280.

[83] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1.S.223, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166.

[84] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 90, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 462, Taberî, Târîh.c .2, s. 239, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 448, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 304, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysem T, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 44, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 179.

[85] İbn Sa´d, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, c. 2, s. 57, Halebî, c. 2, s. 178.

[86] Ebu Nuaym, Delâil ü´n-nübüvve, c. 1, s. 309, H eysem f, M eon au´z-zevâi d, c. 6, s. 47.

[87] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 239-240, Beyhakî, c. 2, s. 448, Ebu´l-FerecİbnCevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 226, İbn Esîr, c. 2, s. 100, İbn Seyyid, c. 1, s. 166, Zehebî, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 64, Heysem f, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319, Halebî, c. 2, s. 177.

[88] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c . 2, s. 1 77.

[89] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 309, Halebî, c. 2, s. 178.

[90] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Beyhakî, c. 2, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 1 00, İbn Kayyım , c. 2, s. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 66, Zehebî, s. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 164, Heysem f, c. 6, s. 45.

[91] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/280-281.

[92] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 91, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 223, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 462, Taberî, Târih, c. 2, s. 240, Beyhakî, Delâil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 449, Ebu´l-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 226-227, İbn Esır, Kâm il, c. 2, s. 100, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 304, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.

[93] Beyhaki, Delâil, c. 2, s. 4 49, Zehebî, Târih, s. 304.

[94] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 90-91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s. 240, Ebu´l-F erec, c. 1 , s. 227, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Diyarbekrî, c. 1, s. 319,Halebî, c. 2, s. 179.

[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s:. 91, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 462, Taberî, c. 2, s:. 241, Zehebî, s:. 304, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Heysemî, c. 6, s. 45, Halebî, c. 2, s:. 179.

[96] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.223, İbn Kayyım, Zâd.c. 2, s. 58, Halebî, c. 2, s. 179.

[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91, İbn Sa´d.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241. Beyhakî, c. 2, s. 449, İbn Kayyım, c. 2,s.58, Zehebî, s:. 305, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s:. 164, Halebî, c. 2, s. 179.

[98] İbn Sa´d, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, c.2 , s:. 58, Halebî, c. 2, s:. 179.

[99] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s:. 309-310.

[100] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 91, Taberî, Târih, c.2, s. 241 , E bu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 228, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 164, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319.

[101] Ebu´l-Ferec,c.1, s. 229, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 308, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 13, Halebî, İnsânu´l-uyun, c.2, s. 179.

[102] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 223.

[103] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 223.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/281-283.

[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91 , İbn Sa´d.c.1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Kayyım, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166. Zehebî, Târih, s. 308, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 13.

[105] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 91, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fenec, c. 1 , s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Diyarbekri, Hamis. C. 1, s. 319.

[106] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 254.

[107] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 92, İbn Sa´d, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, İbn Kayyım, c. 2, s. 58,Halebî, c. 2, s. 179.

[108] İbn İshak, İbn Hişa, Sîre, c. 2, s. 92-93, Taberî, Târih, c. 2, s. 241, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 184-185.

[109] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 93, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 223, Taberî, c. 2, s. 241, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el- Vefâ, c. 1 ,s.228, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 166, Zehebî, Târihu´l-islâm , s. 308, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 165, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 13, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 319, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 179.

[110] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 223, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 58.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/283-284.

[111] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 97-11 0, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 240-251, İbn Hazm, Cevâmiu´s-are, s. 78-85, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c.1, s. 162-170, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 305-307, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 166-168.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/284-288.

[112] Nesâî. Sünen. c. 7. s. 144-145.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/288.
Birinci Akabe Buluşma ve Bey´atı


Geçen (onbirinci) yılda, Ensardan* altı kişi, Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)la buluşup Müslüman olmuş ve gelecek yıl tekrar gelmek üzere Peygamberimiz (a.s.)a söz vermişlerdi.

Bundan bir yıl sonra[1], gelen yılda,[2] yani nübüvvetin onikinci yılında,[3] hac mevsiminde, Ensardan, içlerinde bir yıl önce Müslüman olan altı kişiden beşinin de hâzır bulunduğu oniki kişilik bir topluluk, Birinci Akabe´de Peygamberimiz (a.s.)la[4] geceleyin buluştular.[5] Ashab-ı Kiramdan Ubâde b. Sâmit der ki:

"Ben Birinci Akabe Bey´atında bulunmuş olan kişilerden[6] ve kabile temsilcilerindenim.[7]

Biz, oniki kişi idik.[8]

Resûlullah (a.s.), Akabe´de, geceleyin, çevresinde ashabından küçük bir topluluk bulun­duğu halde, bize:

´Geliniz! Allah´a hiçbir şeyi şerik koşmayacağınız,

Birşey çalmayacağınız,

Çocuklarınızı öldürmeyeceğiniz,

Ellerinizle ayaklarınız arasında iftira uydurmayacağınız,

Mârufta bana isyan ve itaatsizlik etmeyeceğiniz hakkında bana bey´at ediniz![9]

Ahdinize vefa ederseniz, Cenneti kazanırsınız![10]

İçinizden kim de haddi mûcib birşey yapar da kendisine had vurulursa, bu, onun keffâreti olur.

Allah kimin suçunu örtbas ederse, onun işi de Allah´a kalır.

Allah dilerse onu azaba uğratır, dilerse yarlıgar1 buyurdu."[11]

"Resûlullah (a.s.), kadınlardan aldığı gibi, bizden bey´at aldı.[12]

Bu, savaş farz kılınmadan önce idi.[13]

´Hiçbir şeyi Allah´a şerik koşmayacağız!

Birşey çalmayacağız! [14]

Çocuklarımızı öldürmeyeceğiz! [15]

Allah´ın dokunulmaz kıldığı cana haksız yere kıymayacağız! [16]

Ellerimizle ayaklarımız arasında iftira uydurmayacak,[17] birbirimize iftira atmayacağız[18]

Yağmacılık yapmayacağız![19]

Mârufta sana asi olmayacak, itaatsizlik etmeyeceğiz!´ diye bey´atta bulunduk."[20]



Birinci Akabe Bey´atında Bulunanlar


1. Es´ad b.Zürâre,

2. Avf b. Haris,

3. Ukbe b.Âmir,

4. Kutbe b. Âmir,

5. Râfi b. Malik,

6. Muaz b. Haris,

7. Zekvan b. Abdi Kays,

8. Ubâde b. Sâmit,

9. Yezid b. Salebe,

10. Abbas b. Ubâde,

11. Ebu´l-Heysem Maiikb. Teyyihan,

12. Uveym b. Sâide.

Bunlar, bey´attan sonra, Peygamberimiz Aieyhisseiamın yanından ayniıp Medine´ye döndüler.[21] Allah onlardan razı olsun!

Ukbe b. Vehb ile[22] Seleme b. Selâme´nin de, bu Birinci Akabe Bey´atma katılan Ensar arasında bulunduğu da rivayet edilir.[23]



Mus´ab b. Umeyr´in Öğretmen Olarak Medine´ye Gönderilişi


Evs ve Hazrec kabilesi Müslümanlarının ileri gelenleri:[24]

"İçimizde İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı.[25] Halkı Allah´ın Kitabına davet edecek,[26] Kur´ân-ı Kerîm okuyacak[27] birmukri1 (Kur´ân-ı Kerîm okuyucu);[28] İslâm dinini anlatacak, İslâm sünnet ve şeriatlarını aramızda ikame edecek, namazlarımızda bize imamlık yapacak bir kimse[29] gönder!" diye, Peygamberimiz (a.s.)a yazı yazdılar.[30] Böylece, kendilerine Kur´ân-ı Kerîmi öğretecek, İslâmiyeti anlatacak[31] birsahabi göndermesini, Peygamberimiz (a.s.)dan istediler.[32]

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Mus´ab b. Umeyr´i gönderip,[33] onlara Kur"ân oku­masını, İslâmiyeti öğretmesini,[34] İslâm dinini anlatmasını[35] ona emretti.[36]

Mus´ab b. Umeyr Medine´de Es´ad b. Zürâre´nin evine indi.[37] Orada oturdu.[38]

Medineli Müslümanlara Kur"ân okur,[39] Kur´ân´ı,[40] İslâm şeriatını[41] öğretir,[42] İslâm fıkhını anlatırdı. [43]

Mus´ab b. Umeyr Medine´de "Mukri"´ diye anılırdı. [44]

İmamlık yapar,[45] namaz kıldırırdı.[46]

Peygamberimiz (a.s.) Medine´ye hicret edip gelmeden önce, Musab b. Umeyr, Müslümanları Cuma için toplamak üzere yazı yazıp izin istemiş;[47] Peygamberimiz (a.s.) da bunu yapmasını, cevaben yazdığı yazısında, ona emretmişti.[48]

Bera´ b. Âzib´e göre; Mus´ab b. Umeyr ile birlikte, İbn Ümmi Mektum da Medine´deki Müslümanlara Kur´ân-ı Kerîm okumak üzere Medine´ye gelmişti.[49]



Useyd b. Hudayr ile Sa´d b. Muaz´ın Müslüman Oluşu ve İslamiyetin Medine´de Yayılışı


Useyd b. Hudayr,[50] Cahiliye ve İslâmiyet devrinde, babasından sonra kavminin seyyidi olup,[51] en akıllılarından ve görüş sahiplerindendi.[52]

Araplar içinde yazı yazmayı bilenler pek az bulunurken, o, yazardı. İyi yüzme bilir ve iyi ok atardı.

Kendilerinde bu hasletler bulunanlara, Cahiliye devrinde "Kâmil" denirdi. Useyd b. Hudayr´da bun­ların hepsi toplanmış bulunuyordu.[53]

Es´ad b. Zürâre bir gün Mus´ab b. Umeyr´i yanına alarak Abduleşhel oğullarıyla Zafier oğullarının evlerine doğru götürdü.

Es´ad b. Zürâre, Sa´d b. Muaz´ın halasının oğlu idi.

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanlarından birisine girdiler. Oradaki, Mark diye anılan kuyunun başına oturdular.

Medinelilerden, Müslüman olan kimseler de, onların yanına toplandılar.

Sa´d b. Muaz ile Useyd b. Hudayr, o zaman, Abduleşhel oğulları kabilesinin seyyidleri, ulu kişileri olup, kavimlerinin dininde ve müşrik idiler.

Bunlar Es´ad b.Zürâre´nin Mus´ab b. Umeyr´i oraya getirdiğini ve başına bazı kimselerin toplandığını işitince, Sa´d b. Muaz, Useyd b. Hudayr´a:

"Sen işini iyi bilen ve kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın!

Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahallemize gelmiş olan şu adamların yanına git de, kendi­lerini azarla ve mahallemize gelmekten men et!

Bilirsin ki; Es´ad b. Zürâre benim akrabam olmasaydı, bu işi kendim yapmaya yeterdim!

O halamın oğlu olduğu için, üzerine varmaya yol bulamadım!" dedi.

Bunun üzerine, Useyd b. Hudayr hemen kısa mızrağını alıp onlara doğru ilerledi.

Es´ad b. Zürâre, onu görünce, Mus´ab b. Umeyr´e:

"Şu yanına gelen, kavminin seyyidi, ulu kişisidir" dedi.

Mus´ab b. Umeyr

"Oturursa, kendisiyle konuşurum!" dedi.

Useyd b. Hudayr, sövüp sayarak, gelip tepelerine dikildi ve:

"Sizi bize getiren nedir Zayıflarımızın inançlarını mı bozacaksınız [54]

Sen şu yabancı, kovulmuş adamı, zayıflarımızın inançlarını bâtıl ile bozmak ve onlan ona davet etmek için mi getirdin !

Senin bundan sonra çevremizde bir daha birşey yaptığını görmeyeyim![55]

Eğer hayatınız size gerekse, hemen yanımızdan ayrılın!" dedi.

Mus´ab b. Umeyr, ona:

"Biraz oturup, söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı " dedi.

Useyd b. Hudayr

"Yerinde bir söz söyledin!" dedikten sonra, mızrağını yere saplayıp onlarla oturdu.

Mus´ab b. Umeyr İslâmiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kur´ân-ı Kerîm okudu.

Useyd b. Hudayr Mus´ab b. Umeyr´in sözlerini ve Kufârvı Kerîm´i dinlediği zaman, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr

"Vallahi, o daha konuşmadan önce, kendisinin yüzünde İslâm´ın nurunun patladığını ve yumuşadığını anladık!" demişlerdir.

Useyd b. Hudayr, Kur´ân-ı Kerîm hakkında:

"Bu, ne kadar güzel, ne kadar yüce söz!

Siz bu dine girmek istediğiniz zaman ne yaparsınız " dedi.

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:

"Gusledip temizlenirsin!

Altlı üstlü, elbiseni temizlersin!

Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin!

Sonra da namaz kılarsın!" dediler.

Useyd b. Hudayr kalkıp gusletti.

Elbiselerini temizledi.

Hak şehadetiyle şehadet getirdi.

Sonra da, iki rekat namaz kıldı, ve:

"Gerimde bir adam var ki, o size tâbi olursa, kavminden hiçbir kimse ona muhalefet etmez, ondan geri kalmaz. O, Sa´d b. Muaz´dır! Ben şimdi onu size gönderirim!" dedi.

Mızrağını alıp Sa´d b. Muaz´ın ve kavminin yanına döndü.

Onlar, bir araya toplanmış, oturuyorlardı.

Useyd b. Hudayr gelirken, Sa´d b. Muaz ona bakınca:

"Allah´a yemin ederim ki; Useyd, yanınızdan gidişinden başka bir yüzle geldi size!" dedi.

Useyd b. Hudayr toplantı yerinde durunca, Sa´d b. Muaz ona:

"Ne yaptın " diye sordu.

Useyd b. Hudayr

"O iki adamla konuştum.

Vallahi, ben onlarda bir sakınca görmedim. Bununla birlikte, kendilerini nehiyve men ettim.

Onlarda, ´Biz senin istediğini yaparız!´ dediler.

Bana haber verildiğine göre; Harise oğulları, Es´ad b. Zürâreyi, senin halanın oğlu olduğunu bildik­leri halde, sana verdikleri sözü bozup, hakaret için öldüreceklermiş!" dedi.

Sa´d b. Muaz, Harise oğullarının adı anılınca, kızgın bir halde hemen kalkıp eline mızrağını aldı ve:

"Vallahi, sende beni tatmin edecek birşey göremedim!" dedikten sonra, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´e doğru ilerledi.

Es´ad b. Zürâre, Mus´ab. b. Umeyr´e:

"Ey Mus´ab! Vallahi, sana gerisindeki kavminin seyyidi, ulu kişisi geliyor ki, kendisi sana tâbi olursa, onlardan iki kişi bile sana muhalefet etmez!" dedi.

Sa´d b. Muaz Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´i sakin ve telaşsız görünce, Useyd b. Hudayhn ancak onların söyleyeceklerini kendisine dinletmek istediğini anladı. Sövüp sayarak, üzerlerine dikildi. Es´ad b. Zürare´ye

"Ey Ebu Ümâme! Vallahi, seninle aramızda akrabalık olmasaydı, bu adamı benden kurtaramazdın!

Siz bizim hoşlanmadığımız şeyi evlerimizin içine mi sokacaksınız [56]

Sen şu yabancı, kovulmuş adamı evlerimize, zayıflanmızın inançlarını bâtıl şeylerle bozmak ve onları ona davet etmek için mi getirdin !

Sizin bundan sonra çevremizde bir daha birşey yaptığınızı görmeyeyim" diyerek çıkıştı.[57]

Mus´ab b. Umeyr, ona:

"Biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı " dedi.

Sa´d b. Muaz:

"Yerinde bir söz söyledin!" dedi ve mızrağını yere saplayıp oturunca, Mus´ab b. Umeyr ona İslâmiyeti anlattı ve Kurân-ı Kerîm okudu.[58] Mus´ab b. Umeyr, Sa´d, b. Muaz´a Zuhruf sûresinin baş tarafından (1-8) okumuştu.[59]

Bu, Sa´d b. Muaz´ın, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr´in yanına, tehdit etmek üzere ikinci gelişi idi.[60]

Sa´d b. Muaz Mus´ab b.Umeyr´in İslâmiyet hakkındaki sözlerini ve okuduğu Kur´ân-ı Kerîm´i dinlediği zaman, Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:

"Vallahi, o daha konuşmadan önce, yüzünde İslâm´ın nurunun parladığını ve yumuşadığını anladık!" demişlerdir.

Sa´d b. Muaz, Kur´ân-ı Kerîm´i dinleyince:

"Ben şimdiye kadar hiç bilmediğim birşeyi dinledim!" dedi[61] ve:

"Siz bu dine girdiğiniz, Müslüman olduğunuz zaman ne yaparsınız " diye sordu.

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:

"Gusleder, temizlenirsin!

Altlı üstlü, elbiseni temizlersin!

Sonra, hak şehadetiyle şehadet getirirsin!

Sonra da, iki rekat namaz kılarsın!" dediler.

Sa´d b. Muaz kalkıp gusletti.

Elbiselerini temizledi.

Hak şehadetiyle şehadet getirdi.

Sonra da, iki rekat namaz kıldı.

Mızrağını alıp, yanında Useyd b. Hudayr da bulunduğu halde, kavminin toplantı yerine doğru gitti.

Kavmi, onu gelirken görünce, birbirlerine:

"Vallahi, Sa´d yanınızdan gidişinden başka bir yüzle döndü size!" dediler.

Sa´d b. Muaz, onların yanına vanp durdu ve:

"Ey Abduleşhel oğulları! Benim, aranızdaki işimi, gidişimi nasıl bilirsiniz " diye sordu.

Abduleşhel oğulları:

"Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimiz ve görüşçe en üstünümüz, yönetici olarak da en uğurlumuzsun!" dediler.

Bunun üzerine, Sa´d b. Muaz:

"Siz Allah´a ve Resûlüne iman edinceye kadar, sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!" dedi.

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr:

"Vallahi, akşama kadar, Abduleşhel oğulları mahallesinde, erkek kadın, Müslüman olmadık kimse kalmadı!" demişlerdir.[62]

Es´ad b. Zürâre ile Mus´ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanındaki Mark kuyusunun başında Useyd b. Hudayfın ve Sa´d b. Muaz´ın Müslüman oluşundan sonra, oradan kalkıp Es´ad b. Zürâre´nin evine döndüler.

Mus´ab b. Umeyr, Es´ad b. Zürâre´nin yanında oturup, halkı İslâmiyete davete koyuldu.[63]

Sa´d b. Muaz, Müslüman olunca da, Mus´ab b. Umeyr ile Es´ad b. Zürâre´yi kendi evine götürüp İslâmiyeti yaymaya devam ettirdi.[64]

Ümeyye b. Zeyd, Hatıma, Vâil ve Vâkıf oğulları ailelerinden başka, Ensar evlerinden, içinde erkek ve kadın Müslüman olmayan bir ev kalmadı.

Ebu Kays b. Eslet, bu dört ailenin şairi, seyyidi idi.

Onlar hep Ebu Kays´ın ağzına bakarlar, ona boyun eğerler, onu dinlerlerdi.

O da, onları İslâmiyetten geri durdurdu. Hendek savaşından[65] sonra, onlarda Müslüman oldular.[66]



Ebu Seleme´nin Medine´ye Hicreti


Ashab-ı Kiram´dan Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed, hicret ettiği Habeş ülkesinden Mekke´ye dönmüş bulunuyordu.

Akabe Bey´atından bir yıl önce, Kureyş müşriklerinin kendisine işkenceye başladıkları sırada, Medinelilerin Müslüman olduklarını işitince, zevcesi Hz. Ümmü Seleme ile oğlu Seleme´yi deveye bindirerek, Medine´ye hicret etmek üzere yola çıktı.

Fakat, Mugîre b. Abdullah oğulları onu görüp önüne dikildiler ve:

"Haydi, sen şu kendin hakkında bize galebe çaldın!

Fakat, bu zevceni de beldelerde gezdirip durmanda seni serbest bırakacağımızı mı sanıyorsun " diyerek, Ebu Seleme´nin elinden devenin yularını çekip aldılar.

Ebu Seleme´nin kavmi olan Abdulesed oğulları kızdılar ve:

"Hayır! Vallahi, siz adamımızdan zevcesini çekip alınca, biz de oğlumuzu onun yanında bırak­mayız!" dediler. Seleme´yi aralarında çekiştirdiler durdular, nihayet onu alıp götürdüler.

Mugîre oğulları ise, Hz. Ümmü Selemeyi yanlarında tuttular, bırakmadılar.

Ebu Seleme Medine´ye yalnız başına hicret edip gitti.

Mugîre oğulları, böylece, Hz. Ümmü Seleme´nin kocası ve oğlu ile arasını ayırdılar.

O da, her sabah çıkar, vadide oturur, akşama kadar ağlardı.

Bu hal bir yıl veya bir yıl kadar sürdü.[67]



Amr b. Cemûh´un Müslüman Oluşu


Amr b. Cemûh; Selime oğullarının seyyiçilerinden ve eşrafındandı. Kendisinin evinde, ağaç kütüğünden yapılmış, Menât diye anılan bir putu vardı.

Medine eşrafının yaptıkları gibi, o da, bu putu ilah edinmişti. Ona tapar ve tazimde bulunurdu.[68]

Mus´ab b. Umeyr Kur´ân öğretmek için Medine´ye geldiği zaman, Amr b. Cemûh, ona ve arkadaşlarına adam gönderip:

"Siz bize ne için geldiniz " diye sordu.

Onlar da:

"İstersen, sana gelip Kur´ân dinletelim " dediler.

Amr b. Cemûh:

"Olur!" dedi.

Mus´ab b. Umeyr ona Yûsuf sûresinin baş tarafından (1-8. âyetleri) okudu. Amr b. Cemûh:

"Kavmimizle, bir görüşmemiz lazım!" dedi.

Mus´ab b. Umeyr ile arkadaşları onun yanından ayrıldılar.

Amr b. Cemûh putunun yanına girdi ve:

"Sen de bilirsin ki, vallahi, bu kavim senden başkasına bağlanmamı istiyor! Sende buna karşı bir güç, kudret yok mu " dedi.[69]

Amr b. Cemûh´un oğlu Muaz ile Muaz b. Cebel ve Selime oğullarının Müslüman olan gençlerinden bazıları, geceleyin, Amr b. Cemûh´un putunu bulunduğu yerden alıp Selime oğullarının çöplük çukurlarından, içinde insan pisliği de bulunan bir çukura attılar.

Amr b. Cemûh, sabahleyin:

"Yazıklar olsun size! Bu gece ilahlarımıza kim sataştı !" dedi. Onu aramaya gitti, buldu,yıkayıp tem­izledikten, güzel koku sürdükten sonra

"Vallahi, bunu sana yapanı bir bilseydim, onu rezil ederdim!" dedi. Amr b. Cemûh akşamleyin uyuduğu zaman, putuna aynı şeyi tekrar yaptılar. O da, sabahleyin gidip putunu aynı çukurun içinde buldu, yıkadı, temizledi, ona koku sürdü.

Puta geceleri aynı şey birkaç kere daha yapıldıktan ve Amr b. Cemûh da bulup yıkadıktan ve güzel koku sürdükten sonra,[70] kılıcını onun boynuna astı[71] ve:

"Ben, vallahi, gördüğüm şeyi sana yapanı bilmiyorum. Eğer sende bir hayır varsa, artk kendini kendin koru, savun! İşte, kılıç da yanında!" dedi.[72] Dışarı çıktı.

Ev halkı, kalkıp kılıcı putun boynundan aldılar.

Amr b. Cemûh, eve dönüp kılıcın putun üzerinden alınmış olduğunu görünce:

"Ey Menât! Kılıç nerede ! Ben gidip servetimi Menât´a harcanmak üzere vasiyet ve vakfedeceğim!" dedi, gitti.[73]

O gidedursun, put da bir köpek ölüsü ile bağlanarak Selime oğullarının, içinde insan pisliği bulunan kuyularından bir kuyuya atıldı.[74]

Amr b. Cemûh, evine dönünce, ev halkına:

"Nasılsınız " diye sordu.

Onlar da:

"Ey efendimiz! Biz hayırlı yoldayız! Allah evimizden pisliği giderdi!" dediler.

Amr b. Cemûh:

"Vallahi, sanıyorum ki, siz bana karşı Menât´a bir kötülük yaptınız " dedi.

"Evet! Orası da öyle! Bak! İşte, o, şu kuyudadır!" dediler.[75]

Amr b. Cemûh, gidip putunu kuyunun içinde bir köpek ölüsüyle bağlanarak başaşağı atılmış bir halde görünce, uyandı!

Kavminden, Müslüman olan bazı zâtlarla konuştu.

Allah´ın rahmetiyle Müslüman olup Allah´tan gelen bilgilerle bilinçlendiği zaman, kendisini içinde bulunduğu körlük ve sapkınlıktan Peygamberimiz (a.s.)ın sayesinde kurtaran Yüce Allah´a şükretti.[76]

Kavmine de haber saldı.

Yanına geldikleri zaman, onlara:

"Siz benim bulunduğum şey üzerinde bulunur değil misiniz " diye sordu.

"Evet! Bulunuruz! Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimizsin!" dediler.

Amr b. Cemûh:

"Sizi şahit tutarım ki,[77] ben artık Muhammed´e indirilmiş olanlara iman etmiş bulunuyorum!" dedi ve bunu dört beyiflik bir şiirinde dile getirdi.[78]

Yüce Allah ondan razı olsun![79]







--------------------------------------------------------------------------------

[1] * Ensar; yardımcılar demek olup, Ashabdan Enesb. Malik´e: "Senin görüşüne göre, siz öteden beri Ensar adıyla anılır mıy­dınız Yoksa, bu adı size Allah mı taktı " diye sorulduğu zaman, Enes b. Malik "Evet! Ensar adını bize Allah taktı!" demiştir (Buhârî, Sahih, c. 4, s. 221).

İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 220.

[2] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, o. 2, s. 73, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, C evâm iu´s-Sîre, s. 71, Ebu´I-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 219, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, o. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, o. 1, s. 156, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 291, Ebu´l-Fidâ, el- Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 150.

[3] Diyarbekrî, Hamîs, c. 2, s. 73, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taberî, Târih, c. 2, s. 235.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 73.

[5] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 73, Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Beyhakî, c. 2, s. 431, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 218, Zehebî, s. 291 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 150.

[6] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323.

[7] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251 , Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.

[8] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323.

[9] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251.

[10] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, İbn Sa´d, c. 1 , s. 220.

[11] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 251.

[12] Müslim, Sahih, o. 3, s. 1333.

[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 220.

[14] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 251 , Müslim , c. 3, s. 1333.

[15] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75-76, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Müslim, c. 3, s. 1333.

[16] Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.

[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323,

[18] Müslim, Sahih, c. 3, s. 1333.

[19] Buhâri, c. 4, s. 251 , Müslim, c. 3, s. 1333.

[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 75, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 323, Buhâri, c. 4, s. 251, Müslim, c. 3, s. 1334.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/247-249.

[21] İbn İshak.İbn Hişam,c.2, s. 73-76, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taben, Târih, c. 2, s. 235, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 71-72, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 217-218, İbnEsîr, Kâmil.c. 2, s. 96, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156-157, Zehebî, Tâıfhu´l-islâm, s. 291, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 150, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[22] İbn Sa´d, c. 3, s. 545, İbn ^bdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 62.

[23] İbn Sa´d, c. 3, s. 439, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 428, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 95.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249.

[24] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 77, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.

[25] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437.

[26] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Heysemî, Mecınau´z-zevâid, c. 6, s. 41, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 163.

[27] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 220, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Kastalânî, c. 1, s. 77.

[28] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 220.

[29] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Halebî, c. 2, s. 164.

[30] İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Taberî, Târih, c. 2, s. 235.

[31] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 239.

[32] Belâzurî, c.1, s. 239, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38.

[33] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Belâzurî, c. 1, s. 239. Yâkubî, c. 2, s. 38, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437.

[34] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 151.

[35] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 151.

[36] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 96, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 151.

[37] İbn Sa´d, c.1, s. 220, Yâkubî, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 437, İbn Hazm, Cevamiu´s-Sîre, s. 72, İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293.

[38] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Beyhakî, c. 2, s. 437.

[39] İbn Sa´d, c. 1, s. 220, Beyhakî, c. 2, s. 437, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 218.

[40] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.

[41] İbn Hazm, Cevâm iu´s-Sîre, s. 72.

[42] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.

[43] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 218.

[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437. İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293, Ebu´l- Fidâ, c. 3, s. 151 , Halebî, c. 2, s. 163.

[45] Belâzurî, c. 1, s. 239, İbn Hazm, s. 72.

[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 77, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 293, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 151, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 163.

[47] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.

[48] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 158, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 51, Kastalânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 77.

[49] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 284, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 264, İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Halebî, c. 2, s. 163.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249-251.

[50] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 87. İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 91, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 111. 51

[51] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 604.

[52] İbn Sa´d, c. 3, s. 604, İbn Abdilberr, c. 1, s. 93, İbn Esîr, c. 1, s. 112.

[53] İbn Sa´d, c. 3, s. 604.

[54] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 77-78, Taberî, Târih, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 438439, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 159-160, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 152, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 170.

[55] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294.

[56] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 78, Taberî, Târîh, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 160, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294-296, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 152-153, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 170-172.

[57] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307-308, Heysemî, Mean au´z-zevâid, c. 6, s. 41.

[58] İbn İshak, İbn Hisam , c. 2, s. 78-79, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, c. 1, s. 160, Zehebî, s. 296-297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 1 70-1 71.

[59] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, c. 295, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 153, Heysemî, Meanau´i-zevâid, c. 6, s. 41.

[60] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294, Heysemî, Mecmau´i-zevâid, c. 6, s. 41.

[61] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 295, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 41 .

[62] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 308, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 440, İ bn Esîr Kâm il, c. 2, s. 93, İtan Seyyid, Uyûnu´l -eser, c. 1, s. 1 60-1 61, Zehebî, s. 2 97, Ebu´l-F idâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 171.

[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 437-440, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 160-161, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 294-295, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 53, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 171.

[64] İbn Sa´d, Taba kât, c. 3, s. 420-421.

[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s.80, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî,c. 2, s. 440, İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 73, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 98, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 161, Zehebî, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.1 53, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 1 2, Halebî, c. 2, s. 171.

[66] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 73, İbn Seyyid, c. 1,s.161 , İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 12.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/251-256.

[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 112, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Hazm , Cevâmiu´s-sfne, s. 86, İbn Ea>, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 341, Zehebî, TârıTiu´l-islam , s. 31 2, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 169, Halebî, İnsanu´l-uyûn, c. 2, s. 182.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257.

[68] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 95, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 207, İbn Hacer, el-İsâbe, t 2, s. 529.

[69] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.

[70] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.

[71] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 95, İbn E ar, Usdu´l-gâbe, c. 4, s. 207, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 529.

[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.

[73] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182.

[74] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.

[75] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 182-183.

[76] İbn İshak.İbnHişam, c. 2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.

[77] Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 183.

[78] İbn İshak.İbn Hişam, c. 2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, Zehebî, c.1, s. 183, İbn Hacer, c. 2, s. 529.

[79] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257-260.
İsrâ ve Mirac Kelimelerinin Mânâları


İsrâ; gece yürümek, yola gitmek, gece yolculuğu etmek, ettirilmek[1] demektir. Mirac da; yükseğe çıkış aracı demektir.[2]



İsrâ ve Mirac Hadisesinin Tarihi


İsrâ ve Mirac hadisesi nübüvvetin onikinci yılında,[3] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden onsekiz ay[4] veya onaltı ay[5] veya ondört ay,[6] ya da bir yıl önce vuku bulmuştur.[7] Bunun; Hicretten sekiz ay önce,[8] Recep ayında[9], Recep ayının yirmiyedinci gecesinde vuku bulduğu da rivayet edilir. [10] Daha başka rivayetler de vardır.[11]



İsrâ ve Miracın Ruhen mi, Bedenen mi Vuku Bulduğu Meselesi


İsrâ ve Miracın, her ne kadar ruhen vuku bulduğu da rivayet edilmekte ise de;[12] selef ve halefi[13] hadis ve kelam âlimleri[14] topluluğunun mezhebine göre, Peygamberimiz (a.s.) geceleyin Mescid-i Haram´dan Mescid-i Aksaya uykuda ve ruhen değil uyanık iken, bedeni ve ruhu ile birlikte, Burak üzerinde isra buyrulmuş, gece yolculuğu ettirilmiş; getirilen Miraç ile de, oradan ruhen değil-yine bedeni ve ruhu ile birlikte, uyanık iken, göklere uruc ettirilmiş, çıkarılmıştır.[15]

Hak ve gerçek olan budur.

Ashab-ı Kiram´dan:

1. Abdullah b. Abbas,

2. Cabirb. Abdullah,

3. Enes b. Malik,

4. Huzeyfe b. Yeman,

5. Hz. Ömer,

6. E bu Hureyre,

7. Malik b. Sa´saa,

8. E bu Habbetü´l-Bedrî,

9. Abdullah b. Mes´ud ile;

Tâbiîn´den:

10. Dahhâk,

11. Katâde,

12. Saîd b. Müseyyeb,

13. Saîd b. Cübeyr,

14.Zührî,



İbn Zeyd,

Hasan,

İbrahim,

Mücahid,

Mesrûk,

İkrime,

İbn Cüreyc de, bu görüştedirler.

Ahmed b. Hanbel, Taberî ve Müslümanlardan büyük bir cemaat; hatta, sonraki fakihlerden, muhaddislerden, kelamcılardan ve müfessirlerden pek çoğu da, bu görüştedirler.[16]

Bazı ilim adamlarınca; Peygamberimiz (a.s.)a peygamberliğin sâlih rüya ile başlangıcında olduğu gibi, kolaylaştırılmak ve alıştırılmak üzere, İsrâ ve Mirac´ın önce rüyada gösterilmiş, sonra da uyanıklık halinde yaptırılmış olabileceği de muhtemel görülerek, bu husustaki uyku ve uyanıklık rivayet­leri bağdaştırılmak istenilmiştir.[17]

Peygamberin rüyalarının vahiy hükmünde bulunduğu,[18] kendilerinin gözleri uyuşa da kalblerinin uyumadığı mâlûmdur.[19]



İsrâ Hadisesinin Kur´an-ı Kerîm´de Açıklanışı


Yüce Allah, İsrâ hadisesini, Kur´ân-ı Kerîım´incie şöyle açıklar:

"Kulunu (Muhammed (a.s.)) bir gece Mescid-i Haram´dan (alıp) Mescid-i Aksa´ya kadar götüren (Allah´ın sânı, her türlü noksanlardan) münezzehtir. (O Mescid-i Aksâya ki) biz, onun etrafına, bereket verdik.

(Bu gece yolculuğunu) ona (o kulumuza), âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık). Şüphesiz ki, O, (asıl) O, (herşeyi) hakkıyla işiten, (herşeyi) hakkıyla görendir!"[20]



İsrâ ve Mirac Mucizesi Hadisesini Rivayet Eden Erkek ve Kadın Sahabiler


1. Enes b. Malik,

2. Ebu Hureyre,

3. Abdullah b. Abbas,

4. Abdullah b. Mes´ud,

5. Ebu Saîd el-Hudrî,

6. Ümmü Hani binti Ebi Talib,

7. Malik b. Sa´saa,

8. Şeddad b. Evs,

9. Ebu Zerr el-Gıfârî,

10. Hz. Ümmü Seleme,

11. Hz.Âişe,

12. Esma binti Ebu Bekir,

13. Abdullah b. Ebi Sebre,

14. Übeyyb.Ka´b,

15. Büreyde b. Husayb,

16. Cabir b. Abdullah,

17. Huzeyfe b. Yeman,

18. Semûre b. Cündüb,

19. Sehl b.Sa´d,

20. Suheyb b. Sinan,

21. Abdullah b. Ömer,

22. Abdullah b. Es´ad b. Zürâre,

23. Abdurrahman b. Kurt,

24. Hz. Ömer,

25. Hz. Ali,

26. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarî

27. Abdullah b. Seddad,

28. Ebu´l-Hamrâ,

29. Ebu Leyla,

30. Ebu Ümâme,

31. Abdullah b. Amr b.Âs,

32. Ebu Habbetu´l-Bedrî.[21]



Peygamberimiz (a.s.) ın Göğsünün Yarılıp Kalbine İman ve Hikmet Dolduruluşu:


Mekke de, İsra ve Mirac gecesinde, Cebrail (a.s.) inip peygamberimiz (a.s.)ın göğsünü yardı ve kalbini çıkardı.

Kalbinin içini Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra, içi hikmet ve imanla dolu altın bir tas getirip Peygamberimiz (a.s.)ın kalbinin içine boşalttı ve göğsünü kapadı.[22]



Burak´ın Getirilişi ve Peygamberimiz (a.s.)ın Ona Bindirilişi


Yatsıdan sonra,[23] Peygamberimiz (a.s.)ın binmesi için, katırdan küçük, merkepten büyük olan,[24] Cârud diye anılan,[25] katırla merkep arası,[26] beyaz,[27] uzun,[28] gemi vurulmuş ve eğerlenmiş olarak,[29] bir hayvan; Burak getirildi.[30]

Burak´a, Peygamberimiz (a.s.)dan önceki peygamberler de binmişlerdi.[31]

Nitekim, İbrahim (a.s.) da, ona binip; önüne Hz. İsmail´i, terkisine de Hz. Hacer´i bindirerek Mekke´ye getirmişti.[32]

İbrahim (a.s.), Beyt-i Haram´ı ziyaret için onun üzerinde gelir giderdi.[33]

Burak´a Burak isminin verilişi, ya renginin son derecede parlak oluşundan, ya da hızlı gidişinin berki, şimşeği andırışından dolayı idi.[34]

Burak´ın iki bacağında iki kanadı vardı ki, ayaklarını onlarla itip hızlandırırdı.[35]

Peygamberimiz (a.s.) Burak´a binmek üzere yaklaşınca, Burak, Peygamberimiz (a.s.)a karşı, nazlanırcasına, hırçınlaştı.

Cebrail (a.s.), elini onun yelesinin üzerine koyup:

"Ey Burak! Sen şu yaptığından utanmıyor musun ![36]

Sen Muhammed´e mi bunu yapıyorsun ![37]

Ey Burak![38] Vallahi,[39] Allah´ın Muhammed´den önceki kullarından,[40] Allah katında bundan daha şerefli bir kimse senin üzerine binmemiştir![41] Sakin ol!" deyince,[42] Burak utandı,[43] ter döktü.[44] Uysallaşıp sakinleşti.

Peygamberimiz (a.s.) Burak´ın üzerine bindi.[45]

Peygamberimiz (a.s.)la Cebrail (a.s.), birbirlerini bırakmaksızın, Mescid-i Aksa´ya doğru yollandılar.

Burak; ayağını, gözünün alabildiği yerin en son noktasına basıyordu.[46] Bir müddet gittikten sonra, Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"İn de, namaz kıl!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) indi ve orada namaz kıldı.

Cebrail (a.s.): "Sen nerede namaz kıldın, biliyor musun Sen Tûr-u Sînâ´da namaz kıldın! Yüce Allah, Musa (a.s.)la orada konuşmuştu!" dedi.[47]

Nihayet, Beytü´l-Makdis´e ulaşıldı, Peygamberimiz (a.s.), orada Burak´ı kendisinden önceki peygamberlerin onu bağlayageldikleri halkaya bağladı.[48]


Peygamberimiz (a.s.)ın İmam Olup Peygamberlere Namaz Kıldırışı


Peygamberimiz (a.s.), Beytü´l-Makdis Mescidine (Mescid-i Aksa´ya) girdi.[49]

İçlerinde İbrahim, Musa ve İsa (a.s.)ların da bulunduğu[50] bazı peygamberler orada Peygamberimiz (a.s.) için toplanmış bulunuyorlardı.

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı ileri sürdü.[51] Peygamberimiz (a.s.) onlara imam oldu.[52]

Orada iki rekat namaz kıldı,[53] kıldırdı.[54]

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"Kureyşîler Allah´ın bir şeriki bulunduğunu, Hıristiyanlar da Allah´ın bir oğlu olduğunu iddia ediyor­lar!

Sen, sor şu peygamberlere bakalım: Yüce Allah için, şerik veya oğul olur mu !" dedi.[55]

Peygamberimiz (a.s.) onlara sordu.

Onlar; "Biz tevhid ile, Allah´ın bir oluşu inancını tebliğ etmek üzere gönderildik!" dediler.[56]

Yüce Allah´ın vahdaniyetini, birliğini ikrar ettiler.[57]


Peygamberimiz (a.s.)ın Sunulan İçeceklerden Sütü Tercih Edişi


Peygamberimiz (a.s.)a iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.[58]

"Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.[59]

Peygamberimiz (a.s.) onlara baktı.[60]

Şarabı bırakıp[61] sütü seçti,[62] aldı,[63] içti.[64]

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"Sen fıtratı seçtin,[65] fıtrata isabet ettin![66] Fıtrata yöneltildin![67]

Hamdolsun Allah´a ki, seni fıtrata yöneltti.[68]

Eğer sen şarabı almış olsaydın, [69] senden sonra [70] ümmetin azardı. [71]

Sütü tercih etmekle sen de fıtratla yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. [72]

Şarap size haram kılındı! dedi. [73]



Peygamberimiz (a.s.)ın Göklere Çıkarılışı ve Orada Bazı Peygamberlerle Karşılaşıp Selamlaşması


Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı Beytü´l-Makdis´teki Sahra´nın [Sahre´nin] üzer­ine çıkardı.

Peygamberimiz (a.s.), bakınca, orada, tabanı Sahra´da, tepesi semada, meleklerin inip çık­tıkları, bakanların ondan daha güzel birşey görmedikleri birMirac´ın kurulu olduğunu gördü![74]

İbn İshak´ın (85-151 Hicrî), kendilerini herhangi bir kusurla kusurlayamayacağı kimselerin kendisine Ebu Saîd el-Hudrî´den rivayet ettiklerini açıklayarak bildirdiğine göre:

Peygamberimiz (a.s.) buyurmuştur ki:

"Beytü´l-Makdis´te olanlardan boşaldıktan sonra, Mirac´a götürüldüm.

Ben, şimdiye kadar, ondan daha güzel birşey görmedim.

O, öyle birşeydir ki; ölünüz, ölüm anında gözlerini ona diker![75]

Âdem oğullarının ruhları, göklere onun üzerinde çıkarılır!"[76]

Sahibim Cebrail beni kanadının üstüne koydu,[77] ona yükseltti.[78]

Gök kapılarından, Hafaza diye anılan kapıya kadar çıkardı."[79]

Peygamberimiz (a.s.)ın, Sidretül-Müntehâya kadar, göklere yükselişi hep bu Miraç ile olmuştur.[80]

Dünya semasına varılınca, Cebrail (a.s.),[81] o göğün kapısını çaldı.[82] Bekçisi olan meleğe:

"Aç!" dedi.

"Kimdir o " [83] "Kimsin sen " denildi.[84]

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Yanımda Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Evet! Gönderildi" dedi.[85]

Kapı açılıp dünya semasının üstüne çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda birtakım karaltılar bulunan, sağına baktıkça gülen, soluna baktıkça da ağlayan bir zât ile karşılaşırlar.[86]

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.) a:

"Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele etti[87] ve "Hoşgeldin, safa geldin salih peygamber! Salih oğlum!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:

"Kim bu " diye sordu.[88]

Cebrail (a.s.):

"Bu, atan Âdem ((a.s.))´dır.[89] Sağındaki ve solundaki şu karaltılar da, onun soyundan gelen çocuklarının ruhlarıdır. Onlardan, sağında olanlar Cennetlik, solunda olan karaltılar da Cehennemliktirler! Sağına bakınca güler, soluna bakınca da ağlar!" dedi.

Sonra, ikinci kat göğe yükseldiler.[90]

Cebrail (a.s.) o göğün kapısını çaldı. [91] Bekçisine:

"Aç!" dedi.

"Kimdir o "[92] "Kimsin sen " denildi.[93]

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Evet!" deyince, göğün kapısı açıldı.[94]

İkinci semada, teyze oğulları olan İsa b. Meryem ve Yahya b. Zekeriyya (a.s.)larla karşılaştılar.[95]

Cebrail (a.s.):

"Bunlar, Yahya ve İsa ((a.s.))´dır. Selam ver onlara!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

Onlar da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettiler ve:

"Hoş geldin, safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dediler.[96] Ve hayır dua ettiler.[97]

İsa (a.s.); orta boylu, hamamdan çıkmış gibi kırmızıya çalar ak benizli,[98] düz saçlı[99] ve yüzü çok benli idi.[100]

Sonra, üçüncü kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı. Göğün bekçisine:

"Aç!" dedi.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kim var " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Gönderildi!" dedi.

Kapı açılınca, kendisine güzelliğin yarısı verilmiş olan Yusuf (a.s.)la karşılaştılar.[101] Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.

Cebrail (a.s.):

"Bu, senin kardeşin Yusuf b. Yakub ((a.s.))´dur![102] Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra:

"Hoş geldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[103]

Sonra, dördüncü kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Gönderildi!" dedi.

Göğün kapısı açılınca, İdris (a.s.)la karşılaştılar. [104]

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) a:

"Kim bu " diye sordu.[105]

Cebrail (a.s.):

"Bu, İdris ((a.s.))´dır. Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[106] Ve hayır dua etti.

Bundan sonra, beşinci kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

"Gönderildi!" cevabıyla mukabele edildi.

Göğün kapısı açılınca, orada Harun b. İmran ((a.s.))´la karşılaştılar.[107] Kendisi, ak saçlı, gür ve ak sakallı idi. Son derece güzel yüzlü idi. Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu. Cebrail (a.s.):

"Bu, kavmi içinde sevdirilmiş Harun ((a.s.))´dır![108] Selam ver ona!" dedi. Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Hoşgeldin! Safa geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.[109] Hayır dua etti.

Sonra, altıncı kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kimse var mı " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Gönderildi!" dedi.

Göğün kapısı açılınca, orada Musa ((a.s.)) ile karşılaştılar.[110] Musa (a.s.); uzun boylu, esmer tenli,[111] yüksek burunlu,[112] kulaklarına kadar uzanan düz saçlı ,[113] hafif etli idi. [114]

Sanki, Şenue kabilesi erkeklerinden biri![115]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.[116]

Cebrail (a.s.):

"Bu, kardeşin Musa b. İmran ((a.s.))´dır![117] Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih kardeş! Salih peygamberin [118] Ümmî peygamber!" dedi.[119] Ve hayır dua etti.

Sonra, yedinci kat göğe yükseldiler.

Cebrail (a.s.) göğün kapısını çaldı.

"Sen kimsin " denildi.

Cebrail (a.s.):

"Cebrail´im!" dedi.

"Yanında kim var " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Muhammed ((a.s.)) var!" dedi.

"O (Miraç için), gönderildi mi " diye soruldu.

Cebrail (a.s.):

"Gönderildi!" dedi.

Göğün kapısı açılınca, orada İbrahim (a.s.)la karşılaştılar ki, kendisi sırtını Beyt-i Mâmur´a dayanış,[120] Beyt-i Mamur´un kapısının önündeki bir kürsü üzerinde oturuyordu.[121]

Beyt-i Mâmur´a her gün yetmiş bin melek girer, girenler de bir daha geri dönmezdin.[122]

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a´a bunun ne olduğunu sordu.

Cebrail (a.s.):

"Bu, Beyt-i Mâmur´dur!" dedi.[123]

İbrahim (a.s.) için de:

"Selam ver ona!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) selam verdi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Hoşgeldin! Safa geldin! Salih oğlum! Salih peygamber!" dedi.[124]

Kendisi, çok yaşlı, ulu ve heybetli bir zât idi.[125]

Ona, soyundan gelen çocuklarından simaca en çok benzeyeni de, Peygamberimiz (a.s.)dı.[126]

Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)a:

"Ey Cebrail! Kim bu " diye sordu.[127] Cebrail (a.s.) da:

"Bu, atan İbrahim (a.s.)dır!" dedi.[128]



İbrahim (a.s.)ın, Cennete Çokça Fidan Dikmelerini Müslümanlara Tebliğ Etmesini
Peygamberimiz (a.s.)a Tavsiye Edişi


İbrahim (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)a:

"Ümmetine[129] benden selam söyle![130] Onlara emret![131] Haber ver [132] de, Cennete fidan dikmeyi çoğaltsınlar! [133] Çünkü, Cennetin toprağı güzel, [134] suyu tatlı [135] arzı da geniş [136] ve düzlüktür!" dedi.[137]

Peygamberimiz (a.s.):

"Cennete dikilecek fidan nedir " diye sordu.[138]

İbrahim (a.s.):

"Cennete dikilecek fidan ´Sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilahe illallâhu vallâhu ekber´dir" dedi.

Yani: "Allah her noksandan münezzehtir. Bütün övmeler, övülmeler Allah´a mahsustur. Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur! Allah, en büyüktür! [139] Bütün güç, kuvvet, ancak Allah´ındır, Allah iledir!" [140]



Sidretü´l-Müntehâ´ya Yükseliş


Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı, yedinci kat göğün üzerinde bulunan ve Allah´tan başkasınca bilinmeyen makamlara yükseltti. [141]

Sidretü´l-Müntehâya kadar götürdü, [142] yükseltti. [143]

"Bu, Sidretü´l-Müntehâ´dır!" dedi. [144]

Sidretül-Müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dallan yedinci kat göğün üzerinde, [145] gölgesiyle bütün gökleri ve Cenneti gölgeleyen, [146] yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar., bir ağaçtı ki, onu Yüce Allah´ın celâl ve azamet nurunun tecellisi kapladıkça kaplamış, [147] öyle renklere bürümüş, [148] yakut veya zümrüt veya benzeri cevherlere [149] çevirmiş, [150] o kadar güzelleştirmişti ki, Allah´ın yarattıklarından hiçbiri, onun güzelliğini tavsif edemezdin[151]

Sidretü´l-Müntehâ ki; Bütün peygamberlerin ve meleklerin işleri ona varır, dayanır.[152] Yaratıkların ilmi onda nihayet bulur, onun yukarısında olanlar hakkında hiçbir bilgileri bulunmaz! [153] Yeryüzünden semaya çıkan, onda nihayet bulur.[154] Alınacağı zaman da, ondan alınır.[155]



Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma


Peygamberimiz (a.s.)ın bildirdiklerine göre; Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)ı yukan götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çı kardı. [156]

Peygamberimiz (a.s.); Cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)´in birden ufku kapladığını, doldurduğunu gördü.[157]

Peygamberimiz (a.s.), onun (Refref in) üzerine oturdu.

Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (a.s.)dan ayrıldı.[158] Peygamberimiz (a.s.); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.[159]

Kendisinden bütün sesler kesildi .[160]

Peygamberimiz (a.s.), Yüce Rabbinin:

"Korkmaya Muhammedi Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı. [161]

Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu Yakınlık Makamına, İlahî Kabule, İlahî İkram ve İhsana nail oldu![162]

İbn Abbastan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.):

"Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmustur. [163]

Peygamberimiz (a.s.); Cebrail (a.s.)ın da, Mele-i A´lâ´da, Allah korkusu ve saygısın­dan, eskimiş deve çuluna benzediğini görmüştür. [164]

Yüce Allah; Miraç gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)a vahyetmek istediğini, istediği gibi vahyetti.[165]

Yüce Allah, İbrahim (a.s.)ı haliliyet ile, Musa (a.s.)ı kelamı ile, Muhammed (a.s.)ı da rü´yetle mümtaz kılmıştır. [166]



Kur´ân-ı Kerîm´in Mirac Hakkındaki Açıklaması


Mirac hadisesi, Kur´ân-ı Kerîm´de şöyle açıklanır:

"Battığı zaman, yıldıza andolsun ki: Sahibiniz (doğru yoldan) sapmadı, bâtıla da inanmadı.

O, kendi (rey ve) hevâsından söylemez!

O (Kur´ân), kendisine (Allah tarafından) ilka edilegelen vahiyden başka (birşey) değildir.

Onu (Kur´ân´ı, ona) müthiş kuvvetlere mâlik olan (Cebrail) öğretti (ki, o) akıl ve reyinde kâmil (bir melek)dir, hemen (kendi suretine girip) doğruldu.

O (Cebrail), en yüksek ufukta idi.

Sonra (ona) yaklaştı derken, sarktı.

İki yay kadar, ya da daha yakın olduğunda, kuluna vahyetti.

Onun (gözünün) gördüğünü, kalbi yalanlamadı.

Şimdi, siz onun bu görüşüne karşı, kendisiyle mücadele mi edeceksiniz !

Andolsun ki, o, onu, diğer bir defa da Sidretü´l-Müntehâ´nın yanında gördü ki, Cennetü´l-Me´vâ onun yanındadır.

O (gördüğü)zaman, Sidre´yi, buruyordu onu, bürümekte olan!

Onun göz(ü gördüğünden) ne şaştı, ne de aştı!

Andolsun ki: O, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını görmüştür." [167]


Cennetü´l-Me´vâ, Kürsî ve Arş
Sidretül-Müntehâ´nın yanında bulunan Cennetü´l-Me´vâ, Arş´ın sağında olup, şehit ruhlarının durağıdır.[168]

Yedi kat gökler ve yerler, Kürsî karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka; [169] Kürsî de, Arş karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka gibi kalır![170]



Mirac Mülâkatında Peygamberimiz (a.s.)a Verilenler
Peygamberimiz (a.s.)a Mirac mülakatı sonunda şu üç şey verildi:

Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.

Bakara sûresinin son âyetleri verildi.

Peygamberimiz (a.s.)ın ümmetinden olup da, Allah´a şerik koşmayanlardan Mukhimat
bağışlandı.[171]

Yüce Allah:

"Yâ Muhammedi Bu namazlar, her gün ve gecede,[172] beş namazdır![173] Amma, her namaz için, on sevab vardır![174] Bu, yine, elli namaz demektir.[175]

Bende söz bir olur, değişmez![176]

Her kim, bir hayr işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevab yazılır, yaparsa on sevab yazılır.

Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona birşey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!" buyurdu.[177]

Bakara sûresinin son iki ayetinde de, meâlen şöyle buyurulur:

"O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü´minler de (iman ettiler).

Onlardan her biri:

Allah´a,

Allah´ın meleklerine,

Allah´ın kitablarına,

Allah´ın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)

Dinledik! (Emrine) itaat ettik!

Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!

Son varış(ımız) ancak Sanadır!1 dediler.

Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.

(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır.

Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.

Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!

Ey Rabbimiz! Bizden önceki (ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!

Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!

Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla! Bizi yarlığa! Bizi esirge!

Sen bizim Mevlâmızsın!

Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!"[178]

Mukhimat; insanı Cehenneme sürükleyen büyük ve tehlikeli günahlar, demektir.[179]

Peygamberimiz (a.s.), bir gün:

"İnsanı helake sürükleyen yedi şeyden sakınınız!" buyurmuştu.

"Yâ Rasûlallah! Nedir bu tehlikeli şeyler " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

Allah´a şerik koşmak,

Sihir (büyü) yapmak,

Yüce Allah´ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi, haksız yere öldürmek,

Faiz yemek,

Yetim malı yemek,

Savaş meydanından kaçmak,

Zinadan korunan, böyle birşey hatırından bile geçmeyen Müslüman kadınlarına zina isnad etmektir!" buyurdu.[180]



Mirac Gecesinde Peygamberimiz (a.s.)ın Cennete Götürülüşü


Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a vahyedeceğini vahyettikten sonra, Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.) tarafından Cennete götürüldü.[181]

Cennetin eni, göklerle (altlarındaki) yer kadar olup.[182] Peygamberimiz (a.s.) orada:

İnciden, yakuttan, zebercetten.. köşkler,[183]

İnciden kubbeler (kubbeli evler) gördü.

Cennetin toprağını da, misk kokar bir halde buldu.[184]

Peygamberimiz (a.s.), Cennette;

İki yanında içi boş inciden yapılmış kubbeler (kubbeli evler) dizili bir ırmak da gördü[185] ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinde akıp gidiyordun [186]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Cebrail! Nedir bu " diye sordu.[187]

Cebrail (a.s.):

"Bu, sana Yüce Allah´ın vermiş olduğu[188] Kevser ırmağıdır!" dedi.[189]

Kevser ırmağının suyu da, baldan daha tatlı ve sütten daha ak idi.[190]



Peygamberimiz (a.s.)a Cehennemin Gösterilişi


Peygamberimiz (a.s.); dünya semasında kendisini güleryüzle karşılayan melekler arasında, yüzü hiç gülmeyen, Cehennemin hâzini, bekçisi Malik adındaki bir melekle de karşılaşmıştı.

Peygamberimiz (a.s.), onun kim olduğunu Cebrail (a.s.)dan sorup öğrenince, Cebrail (a.s.)a:

"Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin " diye sormuştu.

Cebrail (a.s.) da:

"Olur!" diyerek Cehennemin bekçisi Malik´e:

"Ey Malik! Muhammed ((a.s.))´e Cehennemi göster!" demişti.

Malik;

Cehennem´in üzerinden örtüsünü açınca, Cehennem öyle kaynamaya ve kabarmaya başladı ki, Peygamberimiz (a.s.) onun gördüğü herşeyi yakalayıp yakıvereceğini sandı. Hemen, Cebrail (a.s.)a:

"Ey Cebrail! Malik´e emret de, onu yerine geri çevirsin!" buyurdu.

Cebrail (a.s.) da, Cehennemi yerine çevirmesi için, Malik´e emretti.

O da, Cehenneme:

"Sakin ol!" dedi.

Cehennem, çıkmış olduğu yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü.[191]

Peygamberimiz (a.s.);

Cehennemdeki susuzluk azaplarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini, oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.[192]

Peygamberimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde:

"Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!" buyurmuştur.[193]



Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´ye Dönüşü


Peygamberimiz (a.s.), Mekke´ye dönmek üzere, Beytü´l-Makdis Mescidinin kapısına bağladığı Burak´a binip[194] Mekke´ye döndü.[195] Peygamberimiz AIeyhisselamin İsrâ ve Miracı, bir gece içinde, yatsı namazı ile sabah namazı arasında vuku buldu.[196]



Abdulmuttalib Oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı Aramaya Çıkışları


Abdulmuttalib oğulları, İsrâ ve Mirac gecesinde, Peygamberimiz (a.s.)ı bulamayınca, ara­maya çıkmışlardı.

Hatta, Hz. Abbas, Zîtuvâ´ya kadar gitti. Oralarda, yüksek sesle:

"Yâ Muhammedi Yâ Muhammedi" diyerek bağırdı.

Peygamberimiz (a.s.):

"Lebbeyk!=Buyur!" diye karşılık verince, Hz. Abbas:

"Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmini geceden beri zahmet ve meşakkate soktun! Nerede idin " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Beytü´l-Makdis´e gittim" buyurunca, Hz. Abbas:

"Bu gecenin içinde mi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet. Bu gecenin içinde gidip geldim!" buyurunca, Hz. Abbas:

"Her halde, senin başına ancak hayır gelmiş olmalıdır!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Benim başıma hayırdan başka birşey gelmemiştir!" buyurdu.[197]



İsrâ ve Mirac Mucizesinin Kureyş Halkına Haber Verilişi


Peygamberimiz (a.s.); İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vermek üzere ayağa kalkınca,[198] Ebu Talib´in kızı Ümmü Hani Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın ridasının ucun­dan tutup: [199]

"Ey amcamın oğlu![200] Ey Allah´ın peygamberi![201] Sana and veriyorum.[202] Bunu halka 5öyleme![203] Onlar seni yalanlarlar.[204] Üzerler!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Vallahi, ben bunu onlara söyleyeceğim!" buyurdu.[205]

Ümmü Hani Hatun, Habeşli cariyesine:

"Yazıklar olsun sana! Git de, Resûlullah (a.s.) o halka ne söylüyor Halk ona ne söylüyor Göz kulak ol!" dedi.[206]

Peygamberimiz (a.s.) İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vereceği zaman;

"Ey Cebrail!" dedi, "kavmim beni tasdik etmezler"

Cebrail (a.s.):

"Ebu Bekir seni tasdik eder" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), gidip, Kabe´nin Hicr diye anılan yerinde ayakta durarak[207] Kureyş müşriklerine İsrâ hadisesini haber verince, onlar şaştılar:[208]

"Doğrusu, biz şimdiye kadar bunun gibisini hiç işitmedik! [209]

Bu, şaşılacak, inanılmayacak şey!

Vallahi, deve Mekke´den Şam´a gidişte bir ayda, dönüşte de bir ayda sürülüp götürülür!

Muhammed bir tek gecenin içinde oraya gider de, Mekke´ye dönebilir mi ![210]

Biz Beytü´l-Makdis´e, devemizin ciğerlerine, böğürlerine vura vura bir ayda varırız. O oraya bir tek gecenin içinde gitmiş ha ![211]

Ey Muhammed! Buna delilin nedir " dediler[212] ve yalanladılar.[213]

Peygamberimiz (a.s.), yalanlanmaktan üzgün bir halde, bir tarafa çekilip oturduğu sırada, yanına Ebu Cehil gelerek oturdu.

Alaylı bir tavırla:

"Geceleyin yararlandığın birşey var mı " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Vardır!" buyurdu.

Ebu Cehil:

"Ne imiş o " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Geceleyin götürüldüm!" buyurdu.

Ebu Cehil:

"Nereye " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Beytü´l-Makdis´e!" buyurdu.

Ebu Cehil:

"Sonra da aramızda sabahladın ha !" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet!" buyurdu.

Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.) söylediği sözü inkâr eder korkusu ile, kavmini onun yanı­na çağırmak istedi ve:

"Bana söylediğin sözü onlara da söyleyesin diye, kavmini senin yanına çağırmamı uygun görür müsün " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Olur!" buyurunca, Ebu Cehil:

"Ey Ka´b oğulları cemaatı!" diyerek çağırmaya başladı.

Meclislerinden silkinip kalkanlar, gelip Peygamberimiz (a.s.)la Ebu Cehil´in yanına oturdu­lar.

Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Haydi, bana söylediğini, kavmine de söyle!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben geceleyin götürüldüm!" buyurdu.

"Nereye " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

Beytü´l-Makdis´e!" buyurdu.

"Sonra da aramızda sabahladın ha !" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet!" buyurunca, Peygamberimiz (a.s.)ın sözünü yalanlamak için, şaşkınlıklarından ve inkârlarından, kimisi ellerini çırptılar, kimisi de ellerini başlarına koydular![214]

Kureyş müşrikleri, hemen, Hz. Ebu Bekir´in yanına vardılar. Ona:

"Ey Ebu Bekir! Senin sahibin hakkındaki şeyden haberin var mı

O, güya, bu gece Beytü´l-Makdis´e varmış![215] Orada namaz kılmış! Sonra da Mekke´ye dönmüş! " dediler.

Hz. Ebu Bekir:

"Siz onun hakkında yalan söylüyorsunuz!" dedi.

Müşrikler:

"Hayır! Kendisi, şuradaki Mescid´de halka böyle söyledi!" dediler.[216]

Hz. Ebu Bekir:

"Vallahi, eğer o bunu söyledi ise, muhakkak, doğrudur!" dedi.[217]

Müşrikler:

"Sen onu doğruluyor,[218] kendisinin bir gecede Beytü´l-Makdis´e gidip sabahtan önce Mekke´ye geldiğini[219] doğru buluyor musun " dediler.

Hz. Ebu Bekir:

"Evet![220] Bunda şaşacağınız ne var [221]

Vallahi, ben onu bundan daha uzak olanında, gecenin veya gündüzün herhangi bir saatinde kendi­sine semadan haber geldiğini bana haber verdiğinde tasdik edip duruyorum!"[222] dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:

"Ey Allah´ın Peygamberi! Sen şu halka bu gece Beytü´l-Makdis´e gittiğini söyledin mi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet!" buyurdu.

Hz. Ebu Bekir:

"Ey Allah´ın Peygamberi! Onu bana tarif ve tavsif et! Çünkü, ben oraya gitmişimdir" dedi.

Beytü´l-Makdis, hemen, Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne geldi. Peygamberimiz (a.s.), ona bakarak, Hz.Ebu Bekir´e Beytü´l-Makdis´i birer birertarif etmeye başlamış; anlattıkça, Hz. Ebu Bekir de:

"Doğru söylüyorsun! Ben şehadet ederim ki; sen Allah´ın Resûlüsün!" demiştir.

Peygamberimiz (a.s.) da:

"Ey Ebu Bekir! Sen, Sıddîk´sın!" buyurmuş ve o gün ona Sıddfk ismini vermiştir.[223]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Beytü´l-Makdis ve Beytü´l-Makdis Mescidi
Hakkında Sorular Sormaları


Müşriklerden, o beldeleri gezmiş ve Beytü´l-Makdis Mescidini görmüş olanlar, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Sen Beytü´l-Makdis Mescidini bize tarif ve tavsif edebilir misin " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Oraya gittim!" buyurdu ve tarif etmeye başladı.

Bazı noktalarda tereddüde düşünce, Beytü´l-Makdis Mescidi Peygamberimiz (a.s.)ın gözünün önüne getirildi ve ona bakarak, müşriklerin sorularını cevapladı. Müşrikler:

"Vallahi, tarif ve tavsifte isabet ettin!" dediler.[224]

Peygamberimiz (a.s.), bu hususu şöyle anlatır:

"Kureyşîler, gezdiğim yerler, özellikle Beytü´l-Makdis hakkında, bana birçok sorular sormaya başladılar ki, ben İsra gecesi onları zihnimde iyice tesbit ve hıfz etmiş değildim.

Bunun için, o kadar sıkılmıştım ki, böyle bir sıkıntıya hiç düşmemiştim.

Derken, Yüce Allah benimle Beytü´l-Makdis arasındaki uzaklığı kaldırdı da, ne sordularsa, ona bakarak, sorularını birer birer cevapladım.[225] Bana:

´Beytül-Makdis´in kaç kapısı var 1 diye sordular.

Ben de, Beytü´l-Makdis´e bakıp, onlara haber verdim.

Bazıları da:

´Beytü´l-Makdis Mescidinin kaç kapısı var ´ diye sordular.

Beytü´l-Makdis Mescidi gözümün önüne dikilince, ona bakıp kapılarını sayarak, onlara bildirdim."[226]



Müşriklerin Kervanları Hakkındaki Soruları


Kureyş müşrikleri:

"Ey Muhammedi Sen bize kervanımızdan haber ver! O bizim için Beytü´l-Makdis´ten daha önemlidir. [227] Sen onlardan birşeye rastladın mı " dediler.[228] İçlerinden birisi de:

"Yâ Muhammed! Sen şu, şu yerdeki develerimize rastladın mı " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Vallahi,[229] filan oğullarına rastladım:

Onlar bir deve kaybetmişler ve onu aramaya gitmişlerdi.[230]

Konak yerlerinde de onlardan hiç kimse yoktu.[231]

Susamıştım.[232]

Onların içinde su bulunan bir kapları vardı ki, onun üzerine birşey örtmüşlerdi. Örtüsünü açtım ve içindeki suyu içtim. Sonra, üzerini, yine eskisi gibi kapadım.

Onların kafilesi, şimdi Beyzâ´dan, Ten´im yokuşundan iniyordun

Kafilenin önünde boz, siyah renkli erkek bir deve, devenin üzerinde de birisi siyah, birisi de alaca iki çuval vardır!" buyurunca,[233] Velid b. Mugîre, "Sihirbaz!" dedi.[234]

Peygamberimiz (a.s.), sözlerine devamla:

"Yanınıza geldikleri zaman, onlara sorun:[235] Kaplarındaki suyu içilmemiş bulmuşlar mıdır " buyurdu.[236]

Müşrikler:

"Lât ve Uzzâ´ya andolsun ki, bu bir delildir!" dediler.[237]

Peygamberimiz (a.s.):

"Şu, şu vadide filan oğullarının kafilesine de rastladım.

Onları bir hayvanın gizli sesi ürkütmüş; bir develeri kaçmıştı.

Ben kaçan develerinin yerini onlara gösterdim!" buyurdu.

Kureyş müşrikleri, Ten´im yokuşuna doğru hızla gitfiler.[238]

Peygamberimiz (a.s.)ın verdiği haberleri yalana çıkarma umurlusu ile, kervanı gözlemeye başladılar.

Kervan görününce:

"Vallahi, işte kervan geliyor! Boz deveyi de en öne sürmüşler! " dediler.[239]

İlk karşılaştıkları deve, kendilerine tarif edildiği gibi idi.

Kafileye su kabından sordular.

Onlar da, onu su dolu olarak bıraktıklarını, üzerini örttüklerini, fakat sonradan örtüsünü açtıkları zaman içinde su bulamadıklarını haber verdiler.

Kureyş müşrikleri, diğer kafilelere de, soracaklarını sordular.

"Doğrudur! Vallahi, kendisinin anmış olduğu vadide ürkütüldük ve bir devemiz de kaçtı.

Bir adamın sesini işittik ki, o bizi devemize çağırıyordu!

Deveyi onun çağırdığı yerde bulduk ve tuttuk!" dediler.[240]

Bazılarına göre; işittikleri ses, Peygamberimiz (a.s.)ın sesi idi.[241]

Kureyş müşriklerinin, kervanlarındaki develerinin ve hatta çobanlarının sayısına varıncaya kadar, sormadıkları ve Peygamberimiz (a.s.)dan doğru cevaplarını almadıkları birşey kalmadı.[242]

Kureyş müşrikleri, kendilerine verilen haberlerin doğru çıktığını gördükleri halde,[243] iman etmedil­er

"Bu, açık bir sihirdir![244] Velid b. Mugîre´nin dediği doğru imiş!" dediler.[245]


İslam Dininin İbadet Esaslarından Namaz


İslâm dininin ibadet esaslarından birincisi olan[246] ve düşman karşısında bile bulunulsa vaktinde kılınması gereken;[247] yaratılışımızın gayesi bulunan[248] namaz; Yüce Yaratanımızı zikretmek, anmak üzere[249] her türlü kötülüklerden geri durmak için[250] kılınır.

Namaz; kıyam, kıraat, rükû ve sücud gibi rükünlerden oluşan bir ibadet olup Kufân-ı Kerîm´in müteaddit âyetlerinde bu rükünlerle namaza işaret edilmiş olduğu.[251] hatta rükû ve sücud tesbihleriyle de namazın murad olunduğu görülür. Nitekim:

Devrinin tartışmacı bilginlerinden Nâfi b. Ezrak, Abdullah b. Abbas´a:

"Beş vakit namaz Kur´ân´da var mı " diye sorduğu zaman, Abdullah b. Abbas:

"Evet! Vardır!" diyerek Rûm sûresinin 17 ve 18. âyetlerini:

"Fesübhânallâhi hine tümsûne ve hine tusbihûne velehülhamdü fissemâvâti vel´ardi ve aşiyyen ve hîne tuzhirûne" diyerek okuyup; "´Hine tümsûne1 akşam namazıdır. Ve hfne tusbihûne1 sabah namazıdır. ´Ve aşiyyen1 ikindi namazıdır. ´Ve hîne tuzhirûne´ öğle namazıdır!" dedikten sonra; Nur sûresinin 58. âyetindeki "ve min ba´di salâti´l-ışâi=Bir de, yatsı namazından sonra..." kısmını okumuştur.[252]



Beş Vakit Namazın Farz Kılınışı ve Vakitlerinin Tarif Edilişi


Beş vakit namaz; bir rivayete göre, Peygam berim iz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden bir buçuk yıl önce,[253] Miraç gecesinde farz kılınmıştır.[254]

Miraç gecesinin sabahında Cebrail (a.s.) inerek[255] Peygamberimiz (a.s.)a göster­mek için, beş vakit namazı, vakitlerinde imam olup kıldırdı.[256]

Peygamberimiz (a.s.) bu husustaki hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Cebrail bana Beyt´in (Kabe´nin) yanında.[257] iki kere, yani iki gün[258] imam oldu.

Güneşin zeval vaktinde, gölge bir nalın tasması kadar uzadığında, öğle namazını kıldırdı.

Sonra, herşeyin gölgesi bir misli olunca, ikindi namazını kıldırdı.

Sonra, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı)zaman, akşam namazını kıldırdı.

Sonra, şafak kaybolduğu zaman, yatsı namazını kıldırdı.

Sonra, oruçluya yemek, içmek haram olduğu zaman, sabah namazını kıldırdı.

Ertesi günü ise, öğle namazını, herşeyin gölgesi bir misli olduğu zaman kıldırdı.

Sonra, ikindi namazını, herşeyin gölgesi iki misli olduğu zaman kıldırdı.

Sonra, akşam namazını, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı) zaman kıldırdı.

Sonra, yatsı namazını, gecenin üçte birinin evvelinde,[259] üçte birinin evveline doğru[260] kıldırdı.

Sonra, ortalık ağardığı, aydınlandığı zaman da sabah namazını kıldırdı.

Sonra, bana yönelip:

´Yâ Muhammedi Bu, senden önceki peygamberlerin (namaz) vaktidir. (Namaz için) vakit, bu iki vak­tin arasıdır1 dedi. "[261]



Namazın Peygamberimiz (a.s.)dan Önceki Peygamberlerin Şeriatlarında da Yer Aldığı


Namaz, Peygamberimiz (a.s.)dan önceki peygamberlerin şeriatlarında da vardı. İbrahim ve İsmail (a.s.)lar, devamlı surette namaz kılarlardı. Zürriyetlerinden de namaza devamlı bir ümmet gelmesi için, Yüce Allah´a dua etmişlerdi.[262] İshak ve Yakub (a.s.)lar da namaz kılarlardı. [263]

Şuayb (a.s.)ın çok namaz kılışı, kavminin kendisiyle alay etmesine sebep olmuştu.[264] Musa (a.s.) namazla memurdu.[265] Namaz kılmaları hususunda, İsrail oğullarından da kesin söz almıştı.[266]

Lokman (a.s.) namaz kılar, oğluna da bunu emrederdi.[267] Zekeriyya (a.s.) namaza devamlı idi.[268] İsa (a.s.) da namazla memurdu.[269]



Beş Vakit Namazdan Önceki Namaz: Teheccüd Namazı


Beş vakit namaz farz kılınmadan önce, gecenin geç vakitlerine kadar, uzun sûreler okunarak gece namazı (teheccüd) kılmak, farzdı.[270] Bu, bir yıl devam etmiş; namazda uzun müddet dikilmekten, Müslümanların ayaklan şişmişti.

Nihayet, beş vakit namaz farz kılınınca, teheccüd namazı Müslümanlar hakkında hafifletilip nafileye çevrilmiş,[271] fakat Peygamberimiz (a.s.)ın buna özel olarak devamı emir buyrulmuştur.[272]



Vitir Namazı ve Vakti


Peygamberimiz (a.s.), vitir namazı hakkında da:

"Yüce Rabbim bana bir namaz daha arttırdı ki, o, vitir namazıdır. Onun vakti de, tan yeri ağarıncaya kadar olan zaman arasındadır.[273]

Muhakkak ki, Allah, hakkınızda, kızıl tüylü develerden (dünya malından) daha hayırlı olan bir nama­zla imdatta bulundu ki, o vitir namazıdır.

Allah, onu yatsı ile tan yeri ağarıncaya kadar olan zaman arasında kılmanızı meşru kıldı" buyur­muştur. [274]



Peygamberimiz (a.s.)ın Beş Vakit Namazı Kılışı, Kıldırışı


Namaz, abdestli olarak kılınır.[275] Abdest, namazın anahtarıdır.[276] Abdestsiz, namaz olmaz ve kabul olunmaz.[277]

Peygamberimiz (a.s.) namaz kılacağı zaman Kıble´ye döner,[278] ellerini kulaklarının hizası­na kadar kaldırıp "Allahuekber" diyerek tekbir alır;[279] sağ eliyle sol elini tutar,[280] sağ elini sol elinin üzerine koyar (bağlar);[281] "Sübhâneke allâhümme ve bihamdike ve tebâreke ismükeve teâlâ ceddüke velâ ilahe gayrüke!" diyerek namaza başlardı.[282]

Sonra, içinden Eûzü ve Besmele çekerdi.

(Sabah, akşam, yatsı namazlanyla Cuma ve Bayram namazında) açıktan Fatiha sûresini okur,[283] Fâtiha´nın sonunda yavaşça "Âmîn!" der ve "Âmîn" denilmesini de emrederdi.[284]

Peygamberimiz (a.s.)ın:

"Her kim içinde Ümmü´l-Kur´ân´ı (Fâtiha´yı) okumaksızın bir namaz kılarsa, o namaz noksandır, tamam değildir, güdüktür!" buyurduğu bildirilmektedir.[285]

Peygamberimiz (a.s.), sabah namazında, Fatiha sûresinden sonra, Yasin sûresini[286] ve Kaf sûresini,[287] ya da benzeri sûreleri[288] veya Tûrsûresini[289] veya Mü´minûn sûresini[290] veya Tekvir sûresini[291] veya benzeri sûreleri okurdu.[292] Peygamberimiz (a.s.) m okuduğu âyetlerin sayısı altmışı ve hatta yüzü bulurdu.[293]

Birinci rekatta uzun sûre, ikinci rekatta kısa sûre okurdu.[294]

Cuma günü ise, sabah namazında Secde sûresi ile Dehr sûresini okurdu.[295]

Öğle ile ikindinin ilk iki rekatlarında Fâtiha´dan sonra, birer sûre,[296] meselâ Târik ve Buruc sûrelerini[297] ve benzeri erini,[298]

Öğle namazında, Leyi sûresini,

İkindi namazında, onun gibi bir sûreyi okurdu.

Öğle namazında, A´lâ sûresini okuduğu da olurdu.[299]

Öğlenin birinci rekatında otuz, ikincide onbeş âyet kadar okurdu.[300]

Akşam namazında, Mürselât sûresini,[301] Tûr sûresini okuduğu da olurdu.[302]

Yatsı namazında, Tîn sûresini,[303] Şems ve benzeri sûreleri okurdu.[304]

Muaz b. Cebel´e yatsı namazında A´lâ, Leyi ve Alâk sûrelerini okuması tavsiye buyurulmuştur.[305]

Peygamberimiz (a.s.), kıraatten sonra, "Allahuekber!" diyerek tekbir alır, belini kam-buriaştırmaksızın büküp rükûa varır, ellerini dizkapaklarının üzerine koyar,[306] "Sübhâne Rabbiyel azîm!" der;[307] "Semiallâhu limen hamiden" diyerek[308] başını kaldırıp omurga kemiklerinden her biri yerli yerine gelinceye kadar doğrulunca,[309] "Rabbena ve lekelhamd!" der;[310] "Allahuekber!" diyerek secdeye giderdi.

Secdeye gittiği zaman; kollarını ne yere yayar, ne de yanlarına yapıştırırdı.

Ayaklarının parmaklarını, Kıbleye karşı dikerdi.[311]

Peygamberimiz (a.s.), bu secde vaziyetini anlatırken de:

"Ben, birisi cephe (alınla burun), ikisi dizler, ikisi de ayak uçları olmak üzere, yedi kemik (organ) üzerinde secde etmekle emrolundum.

Namaz kılarken, elbisemizle saçımızı, düzeltmek için toplamaktan da, nehyolundum."[312]

"Secde ettiği zaman, kulun yedi âzası:

Yüzü,

İki eli,

İki dizi,

İki ayağı da, onunla birlikte, secde eder" buyurmuştur.[313]

Peygamberimiz (a.s.), secdede "Sübhâne Rabbiyel a´lâ!" derdi.[314] Gerek rükûdaki, gerek secdedeki teşbihlerin en az üçer kere söylenmesini tavsiye buyurmuştur.[315]

Peygamberimiz (a.s.) "Allahuekber!" diyerek başını secdeden kaldırır ve sol ayağını büküp, üstüne otururdu ve ikinci secdede de böyle yapardı.

İkinci secdeyi yaptıktan sonra "Allahuekber!" diyerek ikinci rekata kalkar,[316] onu da kılıp oturunca "Ettahiyyâtü..."yü ve arkasından, şehadet kelimelerini okurdu ve namazın sonunda, buna "Allâhümme salli..." ve "Allâhümme bârik..." salavatlarını ekler ve bundan sonra istedikleri duayı yapmalarını Müslümanlara emrederdi.[317]

Kendileri ise, en çok "Allâhümme Rabbena âtinâ fi´d-dünyâ haseneten ve fi´l-âhireti haseneten ve kına azâbennâr!" diyerek dua ederdi.[318]

Peygamberimiz (a.s.), bundan sonra, başını önce sağ tarafına çevirip "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!," sonra da sol tarafına çevirip "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh!" diyerek selam verir­di.[319]

Selam verdikten sonra, üç kere "Estağfirullâh!,"[320] bir kere de "Allâhümme entesselâmu ve min kesselâmu tebârekte yâ zelcelâli vel´ikram. Lâ ilahe illallâhu vahdedû lâ şerîke leh lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtu ve nüve alâ külli şey´in kadîr. Allâhümme lâ mania limâ atayte ve lâ mûtî limâ mena´te. Velâ yenfau zelceddi minkel cedd" derdi.[321] Arkasından da:

Otuz üç kere "Sübhânallah,"

Otuz üç kere "Elhamdülillah,"

Otuz üç kere "Allahuekber,"

Sonunda da, bir kere "Lâ ilahe ilallâhu vahdehû lâ şerike leh lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey´in kadîr" derdi[322]-ki, böyle diyen kimsenin günahlarının, deniz köpükleri kadar çok bile olsa, hepsinin bağışlanacağını müjdelemiştir.[323]

Peygamberimiz (a.s.), en sonunda "Sübhâne Rabbike Rabbil izzeti amma yasıfûn ve selâmün alel mürselîn velhamdü lillâhi rabbil âlemîn" âyetini okurdu.[324]

Peygamberimiz (a.s.), farz namazların arkasında Âyete´l-Kürsî´yi okuyan kimsenin de, ikin­ci bir namaza kadar Yüce Allah´ın himayesinde bulunacağını haber vermiştir.[325]

"Peygamber (a.s.)ın Kufân´ı okuyuşu nasıldı " diye sorulunca, Enes b. Mâlik:

"Çekilmesi gerekeni çekerdi" dedikten sonra, Besmeleyi okuyarak: "´Bismillâhiyi çekerdi, ´errah-mân´ı çekerdi, ´errahîm´i çekerdi" demiştir.[326]

Hz. Hafsa ve Hz. Ümmü Seleme´nin bildirdiklerine göre; Peygamberimiz (a.s.) Kur´ân-ı Kerîm´i âyet âyet okurdu:

´Bismillâhirrahmânirrahîm´ der, keserdi.

´Elhamdulillâhi rabbil âlemîn´ der, keserdi.

´Mâliki yevmiddîn´ der, keserdi.[327]



Peygamberimiz (a.s.)ın Beş Vakit Farz Namazlarla Birlikte Kıldıkları Sünnetler ve Rekatları


Hz. Aişe´nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz (a.s.):

Sabah namazının farzından önce, evinde iki rekat,

Öğle namazının farzından önce, evinde dört rekat; farzından sonra, evinde iki rekat,[328]

İkindi namazının farzından önce, evinde dört rekat,[329]

Akşam namazının farzından sonra, evinde iki rekat,

Yatsı namazının farzından sonra, evinde iki rekat nafile namaz kılardı.[330]

Bunu dört kıldığı da olurdu.[331]

Peygamberimiz (a.s.):

"Öğlenin farzından önce dört rekat, farzından sonra da dört rekat kılmaya devam edeni, (Allah) Cehennem ateşine haram kılar!"[332]

"İkindi namazının farzından önce dört rekat namaz kılana, Allah rahmet etsin!" buyurmuştur.[333]

Yatsı namazının farzından önce kılınan dört rekat nafile ise, Müslümanların isteklerine bırakılmış olan; daha uygun bir deyişle, Müslümanların kılmaya mezun bulundukları ve müstahsen görerek kılageldikleri nafilelerdendir ki, bu da Peygamberimiz (a.s.)ın şu hadis-i şerifine dayanır

Ashab-ı Kiram´dan Talha b. Ubeydullah derki:

"Necd halkından, saçı darmadağın bir kimse, Resûlullah (a.s.)a geldi. Kendisinin sesini uzaktan karmakarışık duyuyor, fakat ne söylediğini anlamıyorduk. Nihayet, yaklaştı.[334]

"Yâ Rasûlallâh! İslâm nedir " diye sordu.[335]

Meğer, İslâm´ın ne demek olduğunu soruyomnuş.

Onun bu sorusuna, Resûlullah (a.s.):

"Bir gün bir gecede beş namaz!" buyurdu.

Adamcağız:

"Üzerimde bu namazlardan başkası da olacak mı " diye sordu.

Resûlullah (a.s.):

"Hayır, olmayacak! Meğer ki kendiliğinden (nafile olarak) kılasın..." buyurdu.[336]



Namaza Özenmenin Gerekliliği


Peygamberimiz (a.s.) bir gün[337] Mescid´de otururken,[338] çöl arabı gibi[339] bir adam gelip[340] Peygamberimiz (a.s.)ın yakınında[341] iki rekat[342] namaz kıldı.[343] Namazı itinasız ve gevşek kıldı.[344]

Peygamberimiz (a.s.) onun gevşek kılışına bakıyordu.[345]

Adam Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip selam verdi.

Peygamberimiz (a.s.), onun selamına mukabele ettikten sonra.[346] adama:

"Dön de, yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.

Adam dönüp,[347] önceki kıldığı gibi, tekrar namaz kıldı. [348]

Sonra, dönüp Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelerek,[349] tekrar selam verdi.

Peygamberimiz (a.s.), onun selamına mukabele etti[350] ve:

"Dön de, namazını yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.[351]

Adam tekrar döndü. Namaz kıldı, gelip selam verdi.

Peygamberimiz (a.s.), selamına mukabeleden sonra, ona:

"Dön de, namazını yeni baştan kıl! Çünkü, sen (tam) namaz kılmış olmadın!" buyurdu.

Bu, üç kez tekrarlandı.[352]

Namazı hafife alanın, namaza özenmeyenin namaz kılmış olmayacağı, Mescid´deki insanları da korkuttu. Bu, onlara da ağır geldi.[353]

Bunun üzerine, adam:

"Ey Allah´ın Resûlü! Babam, anam sana feda olsun!

Sana Kitabı indiren.[354] seni hak dinle peygamber gönderen Allah´a yemin ederim ki; ben bunun daha iyisini bilmiyorum![355]

Yâ Rasûlallâh![356] Nasıl yapacağımı, [357] namazın doğrusunun nasıl olduğunu[358] bana göster![359] Öğret![360]

Ben nihayet bir beşerim: Doğru da, yanlış da yapabilirim!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Peki![361] Namaz kılmak istediğin,[362] namaz kılmaya kalkacağın zaman,[363] Allah´ın sana emret­tiği gibi,[364] güzelce tam abdest al![365]

Kıble´ye yönelip[366] ´Allahuekber!1 diyerek tekbir al![367]

Ümmü´l-Kitâbı (Fatihayı) oku![368]

Sonra, Kur´ân´dan, ezberinde olanı, sana kolay geleni,[369] istediğini,[370] Allah´ın okumanı dilediği kadar oku![371] Sonra, rükû et![372] Rükûa vardığında, avuçlarını diz kapaklarının üzerine koy! Sırtını kamburlaştrmayıp, dümdüz tut![373]

Uzuvların yatşıncaya kadar rükû halinde kal![374]

Rükûdan başını kaldırdığın zaman, kemikler mafsallarda yerleşince,[375] uzuvlar yatışıncaya kadar ayakta dimdik dur!

Secdeye gittiğinde, uzuvların yatışıncaya kadar secdede dur![376]

Secdeden başını kaldırıp[377], uzuvların yatışıncaya kadar[378] sol uyluğunun üzerine otur!

Bunu her rekat ve secdede,[379] namazının bütün rekatlarında yap![380]

Bunları tam yaptığın zaman, namazını tamamlamış; bunlardan neyi eksiltirsen.[381] ancak namazın­dan eksiltmiş olursun!" buyurdu.[382]



Kabul Olunan ve Olunmayan Namazın Durumu


Peygamberimiz (a.s.), bir hadis-i şeriflerinde:

"Kim namazları vaktinde kılar ve onun abdestlerini tam ve güzelce alır, kıyamını, huşûunu, rükûunu ve secdelerini tam yaparsa, o namazlar ışık saçarak bembeyaz bir şekilde yükselirken:

´Sen beni koruduğun gibi, Allah da seni korusun!1 diye dua eder.

Kim de namazı vaktinin dışında kılar, onun abdestini tam ve güzelce almaz, huşûunu, rükûunu ve secdelerini tam yapmazsa, onlar da simsiyah bir şekilde yükselirken:

´Sen nasıl özenmeyip beni yitirdinse, Allah da seni (senin amelini) vitirsin!´ diyerek ilenir. Allah´ın dilediği yere varınca, paçavra gibi dürülüp, o kimsenin üzerine atılır!" buyurmuşlardır.[383]


Beş Vakit Namazı Özenerek Kılan ve Kılmayanların Durumu


Peygamberimiz (a.s.), başka bir hadis-i şeriflerinde de:

"Beş vakit namazı Allah farz kıldı.

Her kim bu namazların abdestini tam alır, onları vaktinde kılar, rükû ve huzûlarını eksiksiz yaparsa, Allah´ın, onu bağışlayacağı hakkında va´di vardır.

Herkim de bunu yapmazsa, Allah´ın ona bir va´di yoktur. İsterse onu bağışlar, isterse azaba uğratır!" buyurmuşlardır.[384]















--------------------------------------------------------------------------------

[1] Fmjzâbâdf, Kamûsu´l-muhit, c. 4, s. 343.

[2] İbn Esir, Nihâye, c. 3, s. 203.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/201.

[3] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 218, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 48. Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 39, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.

[4] İ bn Sa´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 213, Belâ zurf, E nsâb u´l-eşrâf, c. 1, s. 255, E bu11-Ferec İ bn C era, el -Vfetâ, c. 1, s. 21 8.

[5] Beyhakî, Delâilü´n-nübü we, c. 2, s. 354, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 109, Bedrüddin Aynî, c. 4, s. 39.

[6] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 40.

[7] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 214, Belâzurî, c. 1 , s. 255, Beyhakî, c. 2, s. 354, İbn Abdilberr, c. 1, s. 40, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 51, Kurtubı, Tefsîr, c. 15, s. 216, İbnSeyyid, c. 1 , s. 148, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22, Bedrüddin Aynî, Umde, c. 4, s. 39.

[8] Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 219, İbn Esîr, Usdu´l-gabe, c. 1, s. 27.

[9] İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 27, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 109.

[10] Ebu´l-Ferec, c.1, s. 219.

[11] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 148.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/201.

[12] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 4041, Belâzurî, c. 1, s. 256, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 18, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 39.

[13] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 113, B. Aynî, c. 4, s. 39.

[14] Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 4.

[15] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 114, Tefsir, c. 3, s. 22.

[16] Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 146, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 308.

[17] Kadı E bu Bekir b. Arabî´den naklen Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 417, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 47, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 447448, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 3-4.

[18] Malik, Muvatta´, c. 1, s. 120, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 36, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 209, c. 2, s. 48, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 509, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 303, Belâzurî, E nsâb, c. 1, s. 256, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 431, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 62.

[19] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1.S.171. Ahmed b. Hanbel. c. 1. s. 274. Buhârî. c. 4. s. 168.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/202-203.

[20] İsrâ: 17/1.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/203.

[21] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 24, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 378, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 7.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/204.

[22] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s.143, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 91, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 148, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvıe, c. 2, s. 379, Begavî, Mesâbıhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 139, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 55, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 145, Zehebî, Târflıu´l-islâm, s. 258, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 9.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/205.

[23] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 214.

[24] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buharı", c. 4, s. 248, Müslim, Sahîh, c.1, s. 145, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 218, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 26, Beyhakî, c. 2, s. 379, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1, s. 53, İbn Kâmil, c. 2, s. 51, Zehebî, s. 258, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 8.

[25] Buharı, Sahih, c. 4, s. 248, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 378, İbn Esir, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 47, Zehebî, s. 261.

[26] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.214.

[27] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 8.

[28] İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Müslim, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 4.

[29] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 363, Ebu´l-Ferec, İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 224, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 4.

[30] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, Tirmizî, c. 5, s. 301, Beyhakî, c. 2, s. 362-363, Begavî, c. 2, s. 177, İbn E sîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53. Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 8.

[31] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 396, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 09.

[32] İbn Sa´d, c. 1, s. 50, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1 , s. 309.

[33] Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 5, Târîh, c. 1, s. 140, Sa´lebî, Arâis, s. 93, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 310.

[34] İbn Esîr, Nihâye, c. 1,s.12O.

[35] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 26, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.

[36] İbn İshak, İbn Hişam, c.2,s. 38-39, İbn Sa´d, c. 1, s.214, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s.430, İbn Seyyid, c. 1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3.S.110.

[37] Tirmizi, Sünen, c. 5, s. 301, E bu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 224, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.

[38] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 51.

[39] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d.c. 1,s. 214, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 164, İbn Esîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.1, s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[40] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Süheylî, c. 3, s. 430, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.

[41] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c.15, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 363, Süheylî, c. 3, s. 430, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 224, İbn Esîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.1 , s. 143, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[42] İbn Seyyid, c. 1, s. 1 43, Diyarbekrî, c. 1, s. 310.

[43] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, İbn Seyyid, c. 1, s. 143.

[44] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c. 1, s. 214, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 164, Tirmizî, c. 5, s. 301, Taberî, Tefsîr, c.15, s. 15, Beyhakî c. 2, s. 363, Ebu´l-Ferec, c. 1,s.224, İbn E sîr, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 43, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 4, Diyarbekrî, c. 1 , s. 310.

[45] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, c.1, s. 214.

[46] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 38, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 48, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 145, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 221 , Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 382, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 177, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 1 36, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 143, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 242, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n- nihâye, c. 3, s. 109.

[47] Mesâf, Sünen, c.1, s. 221-222, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 6.

[48] İbn Sa´d, c. 1, s. 214, İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 356, Begavî, c. 2, s. 178, Kadı lyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 143, Zehebî, s. 242.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/205-207.

[49] Nesâî, c. 1, s. 222, Kadı lyaz, c. 1, s. 136.

[50] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 ,s.214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 109-110.

[51] İbn Şa´d, c. 1,s.214, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 222, İbn Esîr, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 6.

[52] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 222, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 388, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 53, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ye´n-nihâye, c. 3, s. 109-110.

[53] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 1 45, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 382, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. , s. 178, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usül, c. 12, s. 53, İbn E sîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[55] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52.

[56] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 ,s.214.

[57] İbn Esîr. Kâm il. c. 2. s. 52.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/207-208.

[58] İbn İshak, İbn Hişam, c 2, s. 39, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141, Müslim, Sahih, c. 1, s. 145, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 256, Taberî, Tefsir, c. 15, s. 15, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 387, Kadı Iyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.109-110.

[59] Abdurrezzak.c.S, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buharı", c. 4, s. 141, Tirmizî, c. 5, s. 300, Tabeıf, Tefsir, c.1 5, s. 12.

[60] Dârımf, c. 2, s. 36, Belâzurî, c. 1, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 387.

[61] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[62] İbn E bi Şeybe, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, c. 1 , s. 145, Kadı lyaz, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[63] İbn İshak, İbn Hişam,c.2, s. 39, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Dârimî, c. 2, s. 36, Belâzurî, c. 1, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 387, İbn Esîr, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244.

[64] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 39, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Ahmed, c. 2, s. 282, Belâzurî, c. 1, s. 256, Taberî, c.15, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 287, İbn Esîr, c. 2, s. 52.

[65] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[66] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 282, c. 3, s. 1 48, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141.

[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39, Abdurrezzak, c.5, s. 329, Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, B elâzurf, E n sâbu´ l-eşrâf, c. 1 , s. 256, Tabe ıf, Tefsîr, c. 15, s. 15.

[68] Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 357, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 244.

[69] Abdurrezzak, c. 5, s. 329-330, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 36.

[70] İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 52.

[71] Abdurrezzak, c. 5, s. 330, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 141, Tirmizî, c. 5, s. 300, Taberî, Tefsîr, c. 1 5, s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 357, İbn E ar, c. 2, s. 52, Zehebî, s. 244.

[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[73] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/208-209.

[74] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 310.

[75] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 44-45, Taberî, c. 15, s. 14, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110-111 , Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.

[76] Taberî, c. 15, s. 12, Beyhakî, c. 2, s. 391 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 12, Suyutî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 488.

[77] İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 52.

[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 45, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 111, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.

[79] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 45, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 24.

[80] Zehebî, Târîhu l-islâm, s. 273, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 111.

[81] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 143, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 91 -92, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 1 48.

[82] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Beyhakî, DelâiI, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 136, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[83] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 148.

[84] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 1 48, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 178, Kadı lyaz, c. 1,5.136, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 44.

[85] Aynı kaynaklar.

[86] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Müslim, c. 1, s. 145.

[87] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.

[88] Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c.1, s. 1 48.

[89] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.

[90] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 143, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 92, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 148, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 197.

[91] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302-303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 143, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[92] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 1 43, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 148.

[93] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 143, Buhârî, c. 1, s. 92, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.

[94] Aynı kaynaklar

[95] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 143, Müslim, c. 1, s. 1 45, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1 ,s.137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.

[96] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208, Buhârî, c. 4, s. 248.

[97] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Buhârî, c. 4, s. 248, Müslim, c. 1, s. 145, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c. 2, s. 179, İbn E sîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 44.

[98] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Abdurrezzak, c. 5, s. 329, Buhârî, c. 4, s. 140, Müslim, c.1, s. 152.

[99] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Buhârî, c. 4, s. 84, Müslim, c. 1, s. 152.

[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41.

[101] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c.2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[102] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 48.

[103] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 208-209, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 248.

[104] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[105] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.2, s. 48, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 107.

[106] Ahmed b. Hanbel, c.14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, c. 1, s. 146, Beyhakî, c. 2, s. 383, Begavî, c.2, s. 179, Kadı lyaz, c.1, s. 137, İbn Esîr, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.

[107] İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n- nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[108] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 48.

[109] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 209, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 249.

[110] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 383, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1 , s. 1 37, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 53, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[111] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 257,

[112] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 41.

[113] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.257.

[114] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41 , Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 300.

[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 84, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 152, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300.

[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 48, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 107.

[117] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 48.

[118] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 209, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 249.

[119] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 257.

[120] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303-304, Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 148-149, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 146-147, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 384, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l- usûl, c. 12, s. 53-54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144.

[121] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 48-49.

[122] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 1 49, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c. 2, s. 384, Begavî, c. 2, s. 179, Kadı lyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 144.

[123] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 207.

[124] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 209, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92, Taberî, Tefsîr, c. 27. s. 53.

[125] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 209.

[126] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Müslim , c. 1, s. 1 54, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Beyhakî, c. 2, s. 387.

[127] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 41, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282, Buhârî, c. 4, s. 141, Müslim , c. 1, s. 1 54, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300, Beyhakî, c. 2, s. 387.

[128] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 49, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 257, Buhârî, c. 4, s. 249, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 53.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/209-217.

[129] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Tirmizî, c. 5, s. 51 0, Tabeıİ, c. 15, s. 255, Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsir, c. 10, s. 415, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 414.

[130] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.

[131] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 510, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 414, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.

[132] Ti rm izf, Sü nen, c. 5, s. 510, Taberânî, M u´cem u´s-sagfr, c. 1 , s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415.

[133] Ahm ed b. H anbel, M üsned, c. 5, s. 418, Ta berf, Tefsîr, c. 15, s. 255, E bu´l-F idâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, H asâisü´l-k übrâ,c. 1, s. 41 4, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 123.

[134] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberî, c. 15, s. 255. Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1, s. 196, Kurtubî, Tefsîr, c. 10, s. 415, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 415, Halebî, c. 2, s. 123.

[135] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 510, Taberânî, Mu´cemu´s-sagfr, c. 1 , s. 196, Kurtubî, c. 1 0, s. 415.

[136] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414.

[137] Tirmizî, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1 , s. 196, Kurtubî, c. 10, s. 415.

[138] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414, Halebî, c. 2, s. 1 23.

[139] Tirmizî, c. 5, s. 510, Taberânî, c. 1 , s. 196.

[140] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 418, Taberî, c. 15, s. 255, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 414, Halebî, c. 2, s. 1 23.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/217-218.

[141] Buhârî , Sahîh, c. 8, s. 2 4, Zehebî, Târîhu1-İslâm, s. 267.

[142] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmedb. Hanbel.c. 5, s. 144, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137.

[143] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 207-208, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 249.

[144] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 209, Buhârî, c. 4, s. 249, Zehebî, s. 263.

[145] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 45, Kastlânî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 2, s. 33, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 310, Halebî, c.2, s. 128.

[146] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 4, s. 45.

[147] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 1 4, s. 304, Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 28, Buhârî, c. 4, s. 249, Müslim, Sahîh, 11, s. 146, Taberî, c. 27, s. 55, Beyhakî, c. 2, s. 376, 384, İbn Esir, c. 12, s. 54, İbn Seyyid, c. 1, s. 144, Zehebî, s. 266.

[148] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 93, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 149, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179.

[149] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 128.

[150] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 128, Müslim, Sahîh, c. 1 ,s. 146, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 55, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 384, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 44.

[151] İbn E bi Şeybe, c. 14, s. 304, M üslim, c. 1, s. 146, Taberî, c. 27, s. 54, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 54, İbn Seyyid, c. 1,s.144, Zehebî, s. 266.

[152] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 309, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7, s. 95.

[153] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, c. 27, s. 52, İbn Esîr, c. 12, s. 57, Kurtubî, c. 17 s. 95.

[154] Ahmed b. Hanbel.c. 1, s. 387, Müslim, c. 1, s. 1 57, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393, Taberî, c. 27, s. 52, Beyhakî, c. 2, s. 373, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, c. 1 2, s. 52, Kadı lyaz, c. 1 , s. 141, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 254, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 252.

[155] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 387, Müslim, c. 1, s. 157, Taberî, c. 27, s. 52, Beyhakî, c. 2, s. 373, Begavî, c. 2, s. 179, İbn Esîr, c. 12, s. 57, Kadı Iyaz, c. 1, s. 1 41, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 254, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 252.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/218-219.

[156] İbn Sa´d.Tabakâtü´l-kübrâ. c. 1, s. 213, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92, Müslim, Sahih, 11, s. 149, Beyhakî, c. 2, s. 381, Kadı lyaz, c. 1,s.14O, 148, İbn Esîr, c. 12, s. 56, İbn Seyyid, c. 1.S.145, Zehebî, s. 254.

[157] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 449, Buhârî, c. 6, s. 51, Taberî, c. 27, s. 57, Beyhakî, c. s. 372, Kurtubî, c. 17, s. 98.

[158] Kadı lyaz, c. 1, s. 162, Kurtubî, c. 17, s. 89, 98.

[159] Buhârî, c. 8, s. 204, Taberî, c. 27, s. 45, İbnEsîr, c. 12, s. 51, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 53, Kurtubî, c. 17, s. 98, Zehebî, s. 267, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 112.

[160] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Kurtubî, c. 17, s. 98, Diyarbekrî, Hâm is, c. 1, s. 31 2.

[161] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, c. 1, s. 312.

[162] Kadı lyaz, c. 1, s. 160, Diyarbekrî, c. 1, s. 312.

[163] Kadı lyaz, c. 1, s. 163.

[164] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 285, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 78, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 19, s. 198, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 8, s. 468.

[165] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 369, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 250, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1, s. 78.

Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 48, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 469, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 92. Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 1 , s. 79, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 8, s. 467.

[166] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 149, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 51, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı İyaz, c. 1, s. 137, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 1 2, s. 54, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 144, Zehebî, s. 250-251.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/219-220.

[167] Necm: 53/1-18.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/220-221.

[168] Taberî, Tefsir, c. 27, s. 55.

[169] Nesefî, Medârik, c. 1, s. 128, Beyzâvî, Tefsir, c. 1, s. 1 33, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c.1, s. 310, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 16, s. 132.

[170] Taberî, Tefsir, c. 3, s. 10, Alâüddin AJi, Kenz,c.16, s. 132.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/221.

[171] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 422, Müslim , Sahih, c. 1, s. 157, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393-394, Nesâî, Sünen, c. 1 , s. 224, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 373, Begavî, Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 1 79, Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 1 42, İbn EsTr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57, Kurtubî, c. 17, s. 94, Zehebî, s. 255, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 312.

[172] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1, s. 146-147 Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 384, Kadı lyaz.c.1, s. 138, İbn Esîr, c. 1 2, s. 54, Zehebî, s. 266.

[173] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahm ed b. Hanbel, cc. 3, s. 148, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 1 47, Kadı lyaz, c. 1, s. 138, İbn Esir, c. 12, s. 54, Zehebî, s. 266-267.

[174] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1,s.147, Kadı lyaz, c. 1, s. 138, İbn Esîr, c. 12, s. 54,

[175] İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304, Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Buhârî, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c. 2, s. 384, Kadı lyaz, c. 1 ,s.138, İbn Esîr, c. 12, s. 54, Zehebî, s. 267.

[176] Buhârî, Sahih, c.1, s. 93, Müslim, Sahih, c. 1 ,s.149, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57.

[177] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304-305, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149, Müslim, c. 1, s. 147, Beyhakî, c.2, s. 384,Kadı lyaz, c. 1 ,s.138, İbn Esîr, c. 12, s. 54.

[178] Bakara: 285-286.

[179] İbnEsîr,Nihâye, c. 4.S.19.

[180] Abdurrezzak, M usannef, c. 11 , s. 17, Buhârî, Sahih, c. 195, Müslim, Sahih, c. 1, s. 92, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 8, s. 20, 249.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/221-223.

[181] Buhârî, Sahili, c. 1 , s. 93, Müslim , Sahili, c. 1, s. 149, Begavı", Mesâbîhu´s-sünne, c. 2, s. 179, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 12, s. 57, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 145.

[182] Al-i İmran: 133.

[183] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.

[184] Buhârî, c. 1, s. 93, Müslim, c. 1, s. 149, Begavî, c. 2, s. 179, İ bn Esîr, c. 12, s. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 45, Zehebî, Târîhu´l-islâm,s.260.

[185] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 263, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 92, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 449, Taberî, Târîh, c. 2, s. 211.

[186] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.

[187] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Buhârî, c. 6, s. 92, Tirmizî, c. 5, s. 449, Taberî, c. 2, s. 211.

[188] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Tirmizî, c. 5, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 55.

[189] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263, Buhârî, c. 6, s. 92, Tirmizî, c. 5, s. 449, İbn Esîr, c. 2, s. 55.

[190] Tirmizi, c.5, s. 450, Taberî, c. 2, s. 211, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/223-224.

[191] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s. 45-46.

[192] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.

[193] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 210, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 190, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 557, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1412, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 216, Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 320, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 7, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2. s. 335. Zehebî. Târîhu´l-islâm. s. 480.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/224-225.

[194] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 111.

[195] İbrı İshak.İbnHişam, Sîre,c.2, s.39, Taberî, Tefsîr, c. 15,6, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 56.

[196] İbn İshak, İbnHişam, c. 2,s.43,İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 214-215, Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 2, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 439.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/225-226.

[197] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.214, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 272.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/226.

[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 43.

[199] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 43, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 141, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.

[200] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.1 41, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245.

[201] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[202] İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 141, Zehebî, s. 245.

[203] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[204] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 43, İbn Seyyid, c. 1, s. 141 .Zehebî, s. 245, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 110.

[205] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, c. 1 , s. 215, Zehebî, c. 3, s. 110.

[206] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43, İbn Seyyid, c. 1, s. 141, Zehebî, s. 245.

[207] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 215.

[208] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 215, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 141, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 245-246, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 110.

[209] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 43, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 215.

[210] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43.

[211] Zehebî, Târîhu´l-islâm , c. 246.

[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 43.

[213] Zehebî, T ârThu ´l-islâm, s. 246, Ebu´l -Fid â, c. 3, s. 110.

[214] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 305-306, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 223, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 249.

[215] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Zehebî, s. 247-248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.

[216] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 113.

[217] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39-40, Zehebî, s. 248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.

[218] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 248.

[219] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.

[220] Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 248; Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21.

[221] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 40.

[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 40, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 247-248, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21-22.

[223] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 39-40, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 21-22.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/226-230.

[224] İbn Ebi Şevbe, Musannef, c. 14, s. 306, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1 , s. 223, Zehebî, TâriTıu´l-islâm, s. 250.

[225] İbn Saıd,Tabakâtü´l-kübrâ,c. 1, s. 215, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 247, 248, Müslim, Sahih, c. 1, s. 156, Timizf, Sünen, t 5, s. 301, Zehebî, Târîhu´l-isJâm, s. 246, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye vıe´n-nihâye, c. 3, s. 113, Diyartoekrf, Hamîs, c. 1, s. 315.

[226] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 215.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/230-231.

[227] İtan Seyyi d, Uyunul -eser, c. 1, s. 142, Diyarbekrî, c. 1, s. 315.

[228] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 315.

[229] Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 22.

[230] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c.1, s. 142, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 22.

[231] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.

[232] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[233] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44, Diyarbekıf, Hamîs, c. 1, s. 316.

[234] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.

[235] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[236] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[237] İbn Seyyid, Uyunul-eser, c. 1, s. 142.

[238] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 57.

[239] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 57, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[240] İbn İshak, İ bn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44.

[241] Zehebî, Târîhul-islâm, s. 243.

[242] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22.

[243] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 44, İbn Sa´d, Tabakâtül-kübrâ, c. 1, s. 215.

[244] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.

[245] İbn Seyyid, Uyûnul-eser, c. 1, s. 142.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/231-233.

[246] İmam-ı Azam Ebu Hanffe, Müsned, s. 3, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 143, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 8, Müslim, c. 1 , s. 45.

[247] Nisa: 101-102.

[248] Tâhâ: 14.

[249] Zâriyât: 56.

[250] Ankebüt: 45.

[251] Furkân: 64, Hicr: 98, Zümer: 9, 20, Hacc 77, Tevbe: 112, Bakara: 228.

[252] Taberî. Tefsir, c. 1. s. 29. Hâkim. M üstedrek. c. 2. s. 410-411.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/233-234.

[253] İ bn S a´d, Tabak âtü´l-k übrâ, c. 1, s. 213, Be lâzurf, E nsâbu´l -eşrâ f, c. 1, s. 255, E bu´l-F ere c İ bn C evzî, el -Veli, c. 1, s. 218.

[254] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 213, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 149, Müslim, Sahıh, c. 1, s. 146-147, Beyhakî, Delâi lü´ n-nü büvve, c. 2, s. 384, İbn Esîr, Câmiu "l-usû I, c. 1 2, s. 54, Zehebî, Târîhu´l -islâm, s. 266- 267.

[255] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 532.

[256] İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 148, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 117.

[257] Abdurrezzak, Musannef, c.1, s. 531, İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 333, Ebu Davud, c. 1, s. 107, Tirmizî, c. 1, s. 279, Hâkim, c. 1, s. 193, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 364, İbn Esîr, c. 6, s. 146.

[258] İbn Ebi Şeybe, c. 1, s. 317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 354, Ebu Davud, c. 1, s. 107, Tirmizî, c. 1, s. 279, Hâkim, c. 1 , s. 193, Beyhakî, c. 1, s. 364, İbn Esîr, c. 6, s. 1 46.

[259] Abdurrezzak, Musannef, c. 1, s. 531, İbn Ebi Şeybe, Musannef, c.1 , s. 317, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 193, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c.1, s. 364,

[260] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1,s.333, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 107, İbn Esîr, Câmiu´l-usûl, c. 6, s. 147.

[261] Abdurrezzak, c.1, s. 532, İbn Ebi Şeybe, c. 1,s.317, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 333, Ebu Davud, c. 1, s. 1 07 Tirmizî, c. 1, s. 279-280, Hâkim, c. 1, s. 193, Beyhakî, c. 1, s. 364, Begau, Mesâbîhu´s-sünne, c. 1, s. 30, İbn Esîr, c. 6. s. 147.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/234-235.

[262] İbrahim: 14/37-40.

[263] Enbiya: 21/73.

[264] Hûd: 11/87.

[265] Tâhâ: 20/14.

[266] Mâide: 5/12.

[267] Lukman: 31/17.

[268] ÂI-i İmran: 39.

[269] Meryem: 19/31.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/235-236.

[270] Müzzemmil: 73/2-4.

[271] Müzemmil: 73/20, Nesâi, Sünen, c. 3, s. 200.

[272] İsrâ: 18/79.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/236.

[273] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 242.

[274] EbuDavud,Sünenıc.2ıs. 61, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 314, İbn Abdilberr, İStJâb, C. 2, S. 41 9.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/236.

[275] Mâide: 5/6.

[276] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 129, Tirmizî, c. 1, s. 9, Dârımf, Sünen, c. 1, s. 175.

[277] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 20, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 43, Müslim, Sahih, c. 1, s. 204, Tirmizî, d ,s.5.

[278] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Ebu Davud, c. 1, s. 193, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 264.

[279] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Buhârî, c. 1, s. 1 80, Müslim, c. 1 , s. 292, Ebu Davud, c. 1, s. 193.

[280] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 316, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 193.

[281] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 316, Ebu Davud, c. 1, s. 193, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 255.

[282] Ebu Davud, c. 1, s. 206, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 10, 11, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 264, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 132.

[283] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 14-15.

[284] Malik,Muvatta´, c. 1,s.87, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 31 6, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 90, Tirmizî, c. 2, s. 28.

[285] Malik,Muvatta´,c.1, s. 84, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 241, Müslim, c.1, s. 296, Ebu Davud, c.1, s. 216-217, Tirmizî, c. 2, s. 121, Nesâî, c. 2, s. 135.

[286] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 34.

[287] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 34, Müslim, c. 1, s. 337.

[288] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 34, Müslim, c. 1, s. 337.

[289] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 1 87.

[290] Buhârî, Sahih, c.1, s. 187.

[291] Müslim, c.1, s. 336, Tirmizî, c. 2, s. 109.

[292] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 104.

[293] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 419, Buhârî, c. 1, s. 1 87, Müslim, c. 1 , s. 338, Tirmizî, c. 2, s. 109.

[294] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 295, Buhârî, c. 1, s. 1 85, Müslim, c. 1 , s. 333, Ebu Davud, c. 1,s.212.

[295] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 328, İbn Mâce, c. 1, s. 269-270.

[296] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 383, Buhârî, c. 1, s. 1 85, Müslim, c. 1 , s. 333.

[297] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 103, Ebu Davud, c. 1, s. 213, Tirmizî, c. 2, s. 111.

[298] Ahmet b. Hanbel, c. 5, s. 1 03.

[299] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 86, Müslim, c. 1, s. 337-338.

[300] Tirmizî, c. 2, s. 111.

[301] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 83, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 214-215, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 272.

[302] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 215.

[303] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 284, Buhârî, c. 1, s. 1 86, Müslim, c. 1 , s. 339, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 115.

[304] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 114.

[305] Müslim, Sahih, c. 1 , s. 340.

[306] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, E bu Davud, c. 1, s. 194.

[307] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 1 55, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 382, Tirmizî, c. 2, s. 48.

[308] Abdurrezzak, c. 2, s. 165, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, Ebu Davud, c. 1.S.194

[309] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, E bu Davud, c. 1, s. 194.

[310] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 353, Buhârî, c. 1, s. 1 93.

[311] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 424, Buhârî, c. 1, s. 201, Ebu Davud, c. 1, s. 194.

[312] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 179-1 80, Buhârî, c. 1, s. 198, Müslim, c. 1, s. 354, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 244-245.

[313] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 206, Müslim, c. 1 , s. 355, Ebu Davud, c. 1, s. 235, Tirmizî, c. 2, s. 61 , İbn Mâce.c. 1, s. 286. 31 4.

[314] Abdurrezzak, c. 2, s. 155, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 382, Tirmizî, c. 2, s. 48.

[315] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 47, İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 287-288.

[316] Ebu Davud, Sünen, c. 1 , s. 194.

[317] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 408, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 203, Müslim , Sahîh.c. 1, s. 301-302, Ebu Davud, c. 1, s. 254, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 81 , İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 290.

[318] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 101, Buhârî, c. 7, s. 1 63, E bu Davud, c. 2, s. 85.

[319] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 219, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 390, Ebu Davud, c. 1, s. 261 -262, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 89, İbn Mâce, c. 1 , s. 296.

[320] Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 275, Müslim, c. 1 , s. 414.

[321] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 245, Buhârî, c. 1 , s. 205, Ebu Davud, c. 2, s. 82, Tirmizî, c. 2, s. 96-97, Dârimî, Sünen, c. 1,s. 253.

[322] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 238, Müslim, c. 1 , s. 418, Ebu Davud, c. 2, s. 82, Dârimî, c. 1, s. 254.

[323] Müslim, c. 1, s. 418, Ebu Davud, c. 2, s. 82.

[324] Tirmizî, c. 2, s. 97, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 2, s. 147-148.

[325] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 2, s. 148.

[326] Buhârî, Sahıh,c.6, s. 112.

[327] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 288, 302.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/237-241.

[328] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 30, Müslim , Sahih, c. 1, s. 504, E bu Davud, Sünen, c. 2, s. 18-19.

[329] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 294.

[330] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 30, Müslim, c. 1, s. 504, Ebu Davud, c. 2, s. 18.

[331] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 341, Buhârî, c. 1, s. 37, Ebu Davud, c. 2, s. 45.

[332] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 326, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 293.

[333] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 117, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 23, Tirmizî, c. 2, s. 296.

[334] Malik, Muvatta´, c. 1, s. 175, Buhârî, Sahih, c. 1, s. 17, Müslim, Sahih, c. 1,s. 40-41, Ebu Davud, c. 1, s. 106, Nesâî, Sünen, c. 1, s. 226-227, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c. 1, s. 361.

[335] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 162.

[336] Malik, c.1 ,s.175, Buhârî, c. 1, s. 17, Müslim, c. 1,5.4041 , Ebu Davud, c. 1 ,s.1O6, Nesâî, c. 1, s. 226-227, Beyhakî, c. 1,5.361.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/241-242.

[337] Tirmizî, c.2, s. 100-101.

[338] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Tirmizî, c. 2, s. 100.

[339] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101.

[340] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Tirmizî, c. 2, s. 101.

[341] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.

[342] Abdurrezzak, c. 2, s. 370.

[343] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, E bu Davud.c.1 , s. 226, İbn Mâce .Sünen, c. 1, s. 336.

[344] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101.

[345] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.

[346] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, Sahîh, c. 1,s.184,192, Ebu Davud, Sünen, c.1, s. 226, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 101, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 336, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 124.

[347] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1,s.184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 101, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 124.

[348] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, c. 1, s. 226, Nesâî, c. 2, s. 124.

[349] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 101, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 1 24.

[350] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, E bu Davud, c. 1 , s. 226, İbn M âce, c. 1, s. 336.

[351] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1 , s. 226, İbn Mâce.c. 1, s. 336, Nesâî, c.2, s. 124.

[352] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, Nesâî, c. 2, s. 124.

[353] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 105.

[354] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.

[355] Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Nesâî, c.2, s. 124.

[356] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, İbn Mâce, c. 1, s. 336.

[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.

[358] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.

[359] Abdurrezzak, Musannef, c. 2, s. 370.

[360] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c.1, s. 336.

[361] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.

[362] Abdurrezzak, Musannef, c.2, s. 370, Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.

[363] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, Sünen, c. 1, s. 227.

[364] Mâide: 6, Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 102.

[365] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 7, s. 226, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 102, İbn M âce, Sünen, c. 1 ,s.336.

[366] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 7, s. 132, Ebu Davud, c. 1 , s. 227, İbn Mâce, c. 1, s. 336.

[367] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, Sünen, c. 2, s. 124.

[368] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 227.

[369] Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 1 84, E bu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 124.

[370] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.

[371] Ebu Davud, Sünen, c. 1 , s. 227.

[372] Abdurrezzak, c.2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn Mâce, c. 1, s. 336, Nesâî, c.2,s.124.

[373] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 227.

[374] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 , s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336, Nesâî, c. 2, s. 1 24.

[375] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 340.

[376] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c.1 ,s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 336-337, Nesâî, c. 2, s. 1 24.

[377] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, İbn Mâce, c. 1, s. 337.

[378] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Buhârî, c. 1, s. 184, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c. 2, s. 104, İbn M âce, c. 1, s. 337, Nesâî, c.2, s. 124-1 25.

[379] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.

[380] Buhârî, Sahîh, c.1, s. 1 84-1 85, Ebu Davud, c. 1, s. 226, Tirmizî, c.2, s. 104. İbn Mâce, c. 1.S.337.

[381] Abdurrezzak, c. 2, s. 370, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340.

[382] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 340, E bu Davud, c. 1, s. 228.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/242-245.

[383] Münzirî, et-Tergıb vet-terhıb, c. 1, s. 258, H eysem f, M ecm au´z-zevâi d, c. 2, s. 122, Al âüddin Al i, Kenzu´l-um mâl, c. 7, s. 316.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/245-246.

[384] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 317, Ebu Davud, Sünen, c. 1, s. 115, Nesaî, Sünen, c. 1, s. 230, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ. c. 3. s. 366.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/246.
Ebu Talib´in Hastalanışı ve Müşriklerin Onunla Konuşmaya Gelişi


Ebu Talib nübüvvetin onuncu yılında,[1] Şı´b´dan çıktıktan sonra[2] hastalanıp[3] ölüm döşeğine düşünce,[4] günden güne ağırlaştığını haber alan Kureyş müşrikleri, birbirlerine:

"Hamza, Ömer, Müslüman oldu. Muhammed´in işi bütün Kureyş kabileleri arasında yayıldı.

Vallahi, onun işimizi elimizden zorla almayacağından emin değiliz!

Ebu Talib´e gidelim. O, bizim için, kardeşinin oğlundan bir söz alsın! Bizden de, ona bir söz versin!" dediler ve:

1- Utbe b. Rebia,

2- Şeybe b. Rebia,

3- Ebu Cehil Amr b. Hişam,

4- Ümeyye b. Halef,

5- Ebu Süfyan Sahr b. Harb ve Kureyş eşrafından daha bazı adamlarla gidip Ebu Talib´le konuştu­lar.

"Ey Ebu Talib! Biliyorsun ki, sen bizdensin!

Gördüğün gibi, ölüm döşeğine de düşmüş, ölüme yaklaşmış bulunuyorsun! Biz senin ansızın ölüvereceğinden korkuyoruz! Bizim aramızla kardeşinin oğlu arasındaki durumu pekâlâ biliyorsun. Kendisini çağır!

Bizden onun için alacağın sözü al; ondan da bizim için alacağın sözü al da, o artık bizimle uğraş­maktan vazgeçsin! Biz de onunla uğraşmaktan vazgeçelim!

O, bizimle ve dinimizle uğraşmayı bıraksın! Biz de, onunla ve onun dini ile uğraşmayı bırakalım!" dediler.

Bunun üzerine, Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)a haber saldı. Gelince:

"Ey kardeşimin oğlu! Bunlar senin kavminin eşrafıdırlar!

Sana söz vermek ve senden de söz almak için toplanıp gelmişlerdir" dedi.[5]

"Ey kardeşimin oğlu! Senin kavminden istediğin nedir " diye sordu.[6]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey amcam![7] Ben onların bir tek kelimeyi söylemelerini istiyorum ki, onlar onunla bütün Araplara hakim olurlar, Arap olmayanlar da kendilerine cizye [vergi] öderler!" buyurdu.[8]

Müşrikler, o kelimeden korktular.[9]

"Evet! Nedir o kelime !

Babam sana feda olsun. Sen onu bize söyle de, biz onu bir tek yerine on defa söyleyelim!" dedil­er. [10]

Ebu Cehil de aynı sözleri tekrarladı.[11]

Ebu Talib:

"Ey kardeşimin oğlu! Hangi kelimedir o " diye sordu.[12]

Peygamberimiz (a.s.):

"´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka ilah yoktur" derseniz; Allah´tan başka tapmakta olduğunuz şeyleri de söker atarsanız!" buyurunca,[13] müşrikler hemen kalkıp[14] ellerini,[15] elbiselerini[16] çırptılar.[17]

"Ey Muhammedi Sen bunca ilahları bir tek ilah mı yapmak istiyorsun Senin işin şaşılacak şey doğrusu!" dediler.

Birbirlerine de:

"Vallahi, bu adam istediğiniz şeylerden size birşey verici değildir! Gidiniz! Allah sizinle onun arasın­da hükmünü verinceye kadar atalarınızın dini üzerinde sebat ediniz!" diyerek dağıldılar. [18]

Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Ben senin hiç de haktan uzak birşey istediğini görmedim" dedi.[19]

Peygamberimiz (a.s.), Ebu Talib´in bu sözünden, kendisinin Müslüman olacağını umdu.[20]

Ebu Talib´in yanına vardığı zaman, Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye orada bulunuyordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey amca! ´Lâ ilahe illallah = Al I a h ´ta n başka hiçbir ilah yoktur´ kelime-i tevhidini söyle de, ben Allah katında senin imanına bununla şehadet edebilirim" buyurdu.

Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye:

"Ey Ebu Talib! Sen Abdulmuttalib´in milletinden (dininden) yüz mü çevireceksin " dediler.

Peygamberimiz (a.s.) kelime-i tevhidi Ebu Talib´e teklife devam ettiği müddetçe, Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye, sözlerini tekrarlayıp durdular.

Ebu Talib´in onlara son sözü:

"Ben, Abdulmuttalib´in milleti (dini) üzereyim" demek oldu.[21]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey amca! Sen o kelime-i tevhidi söyle ki, Kıyamet gününde, sana onunla şefaat etmek helalleşir" buy urdu.[22]

Ebu Talib:

"Vallahi, ey kardeşimin oğlu! Benden sonra, sana ve senin atanın oğullarına sövülmesi ve Kureyşîlerin bunu benim ölümden korkarak söylediğimi sanmaları korkusu olmasaydı, senin gözünü aydın etmek için, söylerdim!" dedi.[23]

Peygamberimiz (a.s.):

"Vallahi, ben de, Yüce Allah tarafından men olununcaya kadar, senin için muhakkak istiğfarda bulunmaya, yarlıganmanı dilemeye devam edeceğim" buyurdu.[24]Bunun üzerine, inen âyette şöyle buyuruldu:

"Gerçekten, sen her istediğini hidayete erdiremezsin.

Fakat, Allahtır ki, kimi dilerse, ona hidayet verir ve O, hidayete erecekleri daha iyi bilendir."[25]


Ebu Talib´in Peygamberimiz (a.s.)a Önemli Bir Tavsiyesi


Ebu Talib, öleceği sırada, Peygamberimiz (a.s.)ı yanına çağırdı ve:

"Ey kardeşimin oğlu! Ben öldüğüm zaman, sen Neccar oğullarından olan dayılarının yanına git!

Çünkü, onlar evlerinde, yurtlarında bulunanı koruma gücüne, insanların en çok malik olanlarıdırlar"

Dedi.[26]



Ebu Talib´in Vefatı


Ebu Talib, nübüvvetin onuncu yılında,[27] Şı´b´dan çıktıktan 5onra,[28] Peygamberimiz (a.s.)in Medine´ye hicretinden üç yıl ünce,[29] Şevval ayının ortasında vefat etti .[30]

Vefat ettiği zaman, kendisinin yaşı sekseni aşmış;[31] seksenyediyi,[32] doksanı bulmuştu.[33]

Hz. Ali derki:

"Babam vefat ettiği zaman, Resûlullah (a.s.)ın yanına gidip: ´Amcan,[34] dalâlet içindeki ihti­yar amcan[35] müşrik olarak öldü!1 dedim.[36]

Resûlullah (a.s.) ağladı .[37]

´Git! Onu yıka! Kefenle ve göm![38] Allah onu yarlıgasın! Ona rahmet etsin!´ buyurdu.[39]

´Onu kim gömecek ´ diye tekrar sordum .[40]

Peygamberimiz (a.s.):

´Sen git, babanı göm! Dönüp yanıma gelinceye kadar da, hiçbir şey yapma!´ buyurdu.[41]

Dediğini yaptım.[42]

Babamı gömüp gelince emretti, yıkandım; bana dua etti.[43]

Resûlullah (a.s.) günlerce evinden dışan çıkmadı, onun yariıganmasını diledi durdu.

´Allah sana rahmet etsin! Seni yarlıgasın!

Allah beni men edinceye kadar, senin için mağfiret dilemeye devam edeceğim´ buyurdu."[44]


Hz. Hatice´nin Vefatı
Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Hatice de; nübüvvetin onuncu yilında,[45] Peygamberimiz (a.s.)ın Medine´ye hicretinden üç yıl önce,[46] Şı´b´dan çıktıktan sonra,[47] Ramazan ayında vefat etti.[48]

Ebu Talib´in vefatından üç gün sonra vefat ettiği de rivayet edilir.[49] Hz. Hatice, vefat ettiği zaman altmış beş yaşında idi.[50]

Mekke´nin Hacun kabristanına götürülüp gömüldü.[51] Hz. Hatice gömülürken, Peygamberimiz (a.s.) onun kabrinin içine indi.[52] O zaman, cenaze namazı teşri kılınmamıştı.[53]

Hz. Hatice İslâm dâvasında Peygamberimiz (a.s.) için sadık bir müşavir ve dert ortağı, sükunet kaynağı idi.

Ebu Talib de, Peygamberimiz (a.s.)ın kolu, kanadı, sığınağı, müşriklere karşı savunucusu ve yardımcısı idi.[54]

İki musibetin böyle birbiri ardınca gelip Peygamberimiz (a.s.)ın üzerinde toplanması,[55] Peygamberimiz (a.s.)a:

"Şu ümmet üzerinde şu günlerde toplanan iki musibetten hangisine en çok yanacağımı bilemiyo­rum" dedirtecek kadar[56] ağır geldi.[57]

Peygamberimiz (a.s.), bu yıla "Hüzün Yılı" adını taktı.[58]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a İşkenceye Başlamaları ve Ebu Leheb´in Peygamberimiz (a.s.)ı Himayesine Alışı
Peygamberimiz (a.s.), amcası Ebu Talib´in vefatından sonra, günlerce evinden dışarı çık­madı.[59] Hep evinde oturdu. Pek az dışarı çıktı.[60] Dışarı çıktığı zaman da, Kureyş müşrikleri,[61] Ebu Talib´in sağlığında[62] yapmak isteyip de yapamadıkları hakaret ve işkenceleri,[63] istediklerini yapmaya başladılar.[64]

Nitekim, Kureyş müşriklerinin beyinsizlerinden bir beyinsiz Peygamberimiz (a.s.)ın önünü kesip başına toprak saçmış, Peygamberimiz (a.s.) başı toza toprağa bulanmış olarak evine gir­mişti.

Kızlarından birisi hemen kalkıp Peygamberimiz (a.s.)ın başındaki tozu toprağı ağlaya ağlaya giderirken, Peygamberimiz (a.s.):

"Kızcağızım! Ağlama! Muhakkak ki, Allah senin babanı koruyacak, savunacaktır!" demişti.

Peygamberimiz (a.s.)ın kendi kendine de:

"Ebu Talib ölünceye kadar, Kureyşlilerden, böyle birşey başıma gelmemişti![65] Ey amca! Senin yok­luğunda, imdadıma senden daha çabuk koşanı bulamadım" buyurduğunu işittiği; ve müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)ı himayesiz bularak işkenceye uğratmaya kalktıklarını gördüğü zaman, Ebu Leheb Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:

"Ey Muhammedi Git! Ne istiyorsan, Ebu Talib´in sağlığında ne yapıyor idiysen, yine yap! Lâfa andol-sun ki, ben ölünceye kadar sana hiç kimse dokunamayacaktır!" dedi.

Bir gün, Gaytala´nın oğlu Peygamberimiz (a.s.)a sövüp sayarken, Ebu Leheb çıkageldi. Onu yüzünün üzerine düşürdü.

Gaytala´nın oğlu:

"Ey Kureyş cemaatı! Ebu Utbe dininden çıkmış!" diyerek bağırmaya ve yaygaraya başladı.

Kureyş müşrikleri gelip Ebu Leheb´in üzerine dikildiler.

Ebu Leheb onlara:

"Ben Abdulmuttalib´in dininden ayrılmış değilim.

Fakat, ben kardeşimin oğlunu yapmak istediği şeyi yapıncaya kadar koruyorum" dedi.

Müşrikler:

"Güzel ve iyi etmişsin!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.), böylece, bir müddet, Ebu Leheb´in korkusundan hiç kimse sataşmaz olduğu halde, gider gelir oldu.

Bir gün; Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil Amr b. Hişam Ebu Leheb´in yanına giderek, ona:

"Kardeşinin oğlu sana babanın nereye girdiğini haber verdi mi " diye sordular.

Bunun üzerine, Ebu Leheb:

"Ey Muhammedi Abdulmuttalib´in girdiği yer neresidir " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"O, kavmi ile birliktedir!" buyurdu.

Ebu Leheb, Ukbe b. Ebi Muayt ile Ebu Cehil´e:

"Ona babamın girdiği yeri sordum.

´Kavmi ile birliktedir1 diye cevap verdi" dedi.

Ukbe ile Ebu Cehil:

"´O ateş (Cehennem) içindedir!´ demek istemiştir" dediler.

Ebu Leheb tekrar Peygamberimiz (a.s.)ın yanına varıp:

"Ey Muhammedi Abdulmuttalib, ateşe (Cehenneme) mi girdi " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet! Abdulmuttalib de, putlara tapa tapa onun gibi ölüp gitmiş olan herkes de, ateşe (Cehenneme) girmiştir" buyurdu.

Bunun üzerine, Ebu Leheb:

"Vallahi, artık sana işkenceden nefes aldırmayacak, temelli düşmanlık edeceğim! Sen Abdulmuttalib´in Cehennemde olduğunu söylersin ha !" dedi.

Ebu Leheb de, başka müşrikler de, Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıklarını ve zulümlerini şiddetlendirdiler.[66]



Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Yaptıkları Düşmanlık ve Kötülüklerden Bazıları


1) Übeyy b. Halefle Ukbe b. Ebi Muayt, birbirlerinin sıkı dostu idiler.

Ukbe b. Ebi Muayt´ın, bazan Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, konuştuklarını dinlediği olurdu. Ukbe´nin bu hareketi Übeyy b. Halefe anlatılınca, Übeyy b. Halef Ukbe´ye:

"İşittim ki; sen Muhammed´le birlikte oturup, konuşmasını dinliyormuşsunl

Bir daha onunla oturur, söylediklerini dinlersen; gidip onun yüzüne tükürmezsen, yüzüm senin yüzüne haram olsun! Seninle hiç konuşmayacağım da!" dedi ve ağır yemin etti.

Bunun üzerine, Ukbe b. Ebi Muayt, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vanp Übeyy b. Halefin istediğini yerine getirdi.[67]

Ukbe b. Ebi Muayt´ın o gün attığı murdar tükrük ve salyası yüzünden Peygamberimiz (a.s.)ın nâzik yanakları kavrulmuş, ve onun izleri hayatının sonuna kadar kaybolmamıştır.[68]

Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:

"O gün (Kıyamet günü), (her) zâlim, (nedametle) iki elini ısırarak:

´Ne olurdu, diyecek, ´ben o peygamberin yanında (bulunup, Allah´a) bir yol edineydim!

Ne yazık bana! Keşke filanı dost tutmayaydım!

Andolsun ki, beni zikirden-o bana geldikten sonra-saptıran odur.1

Şeytan, insanı-başına bir bela gelince-yapayalnız ve yardımsız bırakandır."[69]

2) Hz. Osman´ın gözlerinden yaşlar akarak anlattığına göre; Peygamberimiz (a.s.), bir gün,Kabe´yi tavaf ediyor, o sırada Kabe´nin Hicr mevkiinde de, Ukbe b. Ebi Muayt, Ebu Cehil Amr b. Hişam
ve Ümeyye b. Halef oturuyordu.

Peygamberimiz (a.s.) onların hizasından geçerken, Peygamberimize, hoşlanmayacağı bazı laflar attılar.

Bu laflardan Peygamberimiz (a.s.)ın hoşlanmadığı, yüzünden belli olmakta idi.

Hz. Osman Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.

Peygamberimiz (a.s.) ı, Hz. Ebu Bekir´le, aralarına aldılar.

Peygamberimiz (a.s.) parmağını onun parmakları arasına geçirdi.

Bütün tavafları böylece, el tutuşarak yaptılar.

Ebu Cehil ve arkadaşlarının hizasına geldikleri zaman, Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Vallahi, deniz bir kıl parçasını ıslatacak suya malik bulundukça, sen atalarımızın tapageldikleri tan­rılara tapmaktan men ettiğin müddetçe, seninle barışmayacağız!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) da:

"Ben de öyle!" buyurdu.

Sonra, tavafın üçüncü bölümünü de öylece yapıp dördüncü bölümünü yapmaya geldiği zaman, Ebu Cehil yerinden sıçradı ve Peygamberimiz (a.s.)ın yakasını tutmak istedi. Bu işe kalkışınca, itilip kıçının üzerine düşürüldü.

Hz. Ebu Bekir Ümeyye b Halefi, Peygamberimiz (a.s.) da Ukbe b. Ebi Muayt´ı defetti.

Onlar Peygamberimiz (a.s.)ın başından dağılınca, Peygamberimiz (a.s.) ayakta durarak, onlara:

"Vallahi, size âcil azab mubah oluncaya kadar siz bundan vazgeçmeyeceksiniz! Sizler, Peygamberiniz için, ne kötü kavimsiniz!" buyurduktan sonra, evine döndü.

Hz. Ebu Bekir´le Hz. Osman da, kendisini evine kadar takip ettiler, arkasından gittiler.

Peygamberimiz (a.s.), kapısının önünde durarak, onlara yönelip:

"Sevinin ki, hiç şüphesiz, Yüce Allah dinini açıklayacak, üstün kılacak; Peygamberine yardım ede­cektir.

Şu gördüğünüz kişiler, Yüce Allah´ın sizin ellerinizle tez vakitte boğazlayacağı kimselerdendir!" buyurdu.

Hz. Osman:

"Vallahi, ben onları Yüce Allah´ın bizim ellerimizle boğazladığını gördüm!" demiştir.[70]

3) Peygamberimiz (a.s.) bir gün bazı müşrikler tarafından dövülüp kana boyandığı, üzgünbir halde oturduğu sırada, Cebrail (a.s.) geldi ve:

"Sana ne oldu " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Bana şu müşrikler yapacaklarını yaptılar" buyurdu. Cebrail (a.s.):

"Sana bir mucize göstermemi ister misin " diye sordu. Peygamberimiz (a.s.): "Evet! Göster!" buyurdu.

Cebrail (a.s.), vadinin gerisindeki ağaca bakarak: "O ağacı çağır!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) çağırınca, ağaç yürüyerek Peygamberimiz (a.s.)ın önüne kadar gelip durdu.

Cebrail (a.s.):

"Ona söyle, geri dönsün!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) geri dönmesini söyleyince, ağaç eski yerine varıncaya kadar geri gitti.

Peygamberimiz (a.s.):

"Yeter!" buyurdu.[71]

4) Mahzum oğullarından Ebu Cehil ile Velid b. Mugîre ve üçüncü bir arkadaşları,[72] Peygamberimiz(a.s.)ı öldürmeyi aralarında tasarladılar.[73] Ebu Cehil; Peygamberimiz (a.s.)ı namaz kılarken görürse, Peygamberimiz (a.s.)ın başını taşla ezeceğine yemin etti:[74]

"Muhammed´i görecek olursam, şöyle şöyle yapacağım" dedi.[75]

Bir gün, Peygamberimiz (a.s.)ın Kabe´de namaz kıldığı bir sırada, Ebu Cehil´e:

"İşte, Muhammed orada!" dediler.

Ebu Cehil ise:

"Nerede o " diye sorup durdu. Peygamberimiz (a.s.)ı göremedi.[76]

Peygamberimiz (a.s.) Kabe´de namaz kılmaya durup kıraatına başladığı ve Mahzum oğullarının da Peygamberimiz (a.s.)ın kıraatim işittikleri,[77] Ebu Cehil´in de eli boşa çıktığı sıra-da;[78] Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmesi için, Velid b. Mugîre´yi gönderdiler.

Velid Peygamberimiz (a.s.)ın namaz kıldığı yere kadar ilerledi.

O da, Peygamberimiz (a.s.)ın kıraatini işitiyor, fakat kendisini göremiyordu!

Arkadaşlarının yanına dönüp, bunu onlara bildirdi:[79]

"Vallahi, sesini duyduğum halde, kendisini göremiyordum!" dedi.

Bunun üzerine, arkadaşlarından üçüncüsü:

"Vallahi, gidip onun başını ben ezeceğim!" dedi, eline bir taş alıp gitti.

İzi sıra geri döndü ve kafasının üzerine, baygın halde düştü.

Kendisine:

"Sana ne hal oldu !" diye sordular.

"Benim başımda büyük bir hal var. Bir adam gördüm. Onun yanına yaklaşınca birpuğur deve ile karşılaştım ki, kulaklarını sallıyordu!

Ben, bu ana kadar, ondan daha iri bir puğur görmemi simdir!

O Muhammed´le benim arama gerilmiş, duruyordu!

Lât ve Uzzâya yemin ederim ki; eğer ona biraz daha yaklaşsa idim, o beni muhakkak yerdi!" dedi.[80]

Bunun üzerine, Mahzum oğulları, Peygamberimiz (a.s.)ın namaz kıldığı ve kıraatini işittik­leri yere kadar hep birlikte ilerlediler.

Sese yaklaştıkları zaman, ses arkadan gelmeye başladı!

Arkadan geldiğini işittikleri yere doğru gidince de, bu sefer, ses arkalarından gelmeye başladı!

Döndüler, Peygamberimiz (a.s.)a yapmak istedikleri için bir yol bulamadılar![81]

"İşte, Biz, onların önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik. Böylece, onlar görmezler!" mealindeki âyetin,[82] Ebu Cehil ve arkadaşlarınca Peygamberimiz (a.s.)a karşı girişilen bu suikast üzerine nazil olduğu rivayet edilir.[83]

5)Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden bir cemaat, Kabe´nin Hicrinde toplanıp:
"Muhammed´i görür görmez, hep birden, tek bir adamın kalkışı gibi kalkacak, onun üzerine yürüye­ceğiz; öldürmedikçe de kendisinden ayrılmayacağız!" diyerek Lât ve Uzzâ, Menât, İsaf ve Naile putları
üzerine antlaşülar.

Hz. Fâtıma ağlayarak Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi ve:

"Şu Kureyşlilerin ileri gelenleri senin aleyhinde antlaştılar: Seni görünce, üzerine yürüyüp seni öldürecekler!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey kızcağızım! Bana abdest suyu getir!" buyurdu.

Abdest aldı. Sonra da, Mescid-i Haram´a, onların yanına vardı.

Müşrikler Peygamberimiz (a.s.)ı görünce:

"İşte, o orada!" dediler. Gözlerini önlerine indirdiler, çeneleri göğüslerinin üzerine düştü.

Oturdukları yerlerden ne ilerleyebildiler, ne gerileyebildiler!

Başlarını kaldırıp Peygamberimiz (a.s.)a bakamadılar!

İçlerinden hiçbirisi, kalkıp Peygamberimizin üzerine yürüyemedi!

Peygamberimiz (a.s.) vanp tepelerine dikildi. Yerden bir avuç toprak aldı ve:

"Yüzleriniz kara olsun!" diyerek, onların üzerlerine saçtı.

Onlardan hiçbir kimse yoktu ki, bu topraktan kendisine isabet etsin de, Bedir savaşında kâfir olarak öldürülmemiş olsun![84]



Peygamberimiz (a.s.)ın Taif Eşrafını İmana Davet Etmeye, Kendisine Yardımcı Olmalarını
İstemeye Gidişi ve Oradan Mekke´ye Dönüşü


Peygamberimiz (a.s.); amcası Ebu Talib´in vefatından sonra[85] nübüvvetin onuncu yılında, Şaban ayının bitmesine[86] üç gece kala[87], yanına azadlı kölesi ve oğulluğu Zeyd b. Hâriseyi alıp,[88] yürüyerek[89] Taife gitti.[90]

Taif şehrine Mekke´den yaya yürüyüşle bir günde çıkılır, Taif´ten Mekke´ye de yarım günde inilir.[91] Peygamberimiz (a.s.)ın Taife gitmekten maksadı, Taif eşraflyla görüşüp konuşarak, onları:

Bir ve tek olan Allah´a imana,[92] İslâmiyete davet etmek,[93]

Allah katından getirip tebliğ etmiş olduğu şeyleri kabul etmelerini istemek,[94]

Kavmi olan Kureyş müşriklerine karşı[95] kendisini barındırmalarını,[96] korumalarını,[97] kendisine yardımcı olmalarını istemek idi.[98]

Peygamberimiz (a.s.), Taife varınca, orada Sakif kabilesinin ulu kişilerinden ve eşrafından bazı kimselerle buluştu ki, onlar:

Abdi Yalil b. Amr b. Umeyr,

Mes´ud b. Amr b. Umeyr,

Habib b. Amr b. Umeyr adlarındaki üç kardeş idiler.[99]

Bunlardan birisi, Cumah oğulları ailesinden bir kadınla evli bulunuyordu.[100]

Peygamberimiz (a.s.) onlarla oturup konuştu.[101] Kendisinin Allah tarafından gönderilen bir peygamber olduğunu bildirdi. Kureyş müşriklerinin uğrat­tıkları bela ve musibetlerden şikâyetlendi.[102] Kendilerini Allah´a imana davet etti. İslâmiyeti yaymasına yardımcı olmalarını ve kavmi olan Kureyş´ten muhalefet edenlere karşı kendisiyle birlikte hareket etmelerini istemek üzere yanlarına gelmiş olduğunu söyledi.[103]

Onlardan birisi:

"Eğer Allah seni peygamber gönderdi ise, Kabe´nin örtüsünü üzerinden çıkartıp atmış olayım![104]

Eğer Allah seni peygamber gönderdi ise, Kabe´nin örtüsünü çalmış,[105] yırtıp atmış olayım!" dedi (Beyhakî, c. 2, s. 415).

Onlardan ikincisi de:

"Allah, senden başka, peygamber gönderecek kimse bulamadı mı ![106] Allah senden başkasını peygamber göndermekten âciz midir " dedi.[107]

Üçüncüsü ise:

"Vallahi, ben seninle hiçbir zaman konuşmayacağım.[108] Çünkü, sen dediğin gibi[109] Allah tarafın­dan gönderilmişsen, elbette ki, benim sana cevap vermemden müstağnisin, çok yüksek bir mevkide bulunuyorsun demektir.

Eğer sen Allah´a karşı yalan söylüyorsan, zaten seninle konuşmam bana yaraşmaz!" dedi.[110]

Taifliler:

"Yurdunun halkı, kavmin seni istememiş, kabul etmemişler! Sen de kalkmış, bize gelmişsin!

Biz, vallahi, senin gelişine razı değiliz. Senden ürküyor, seni reddediyoruz!" dediler.[111]

Taiflilerden, ne barındıracak, ne de yardım edecek bir kimse görülmedim.[112]

Peygamberimiz (a.s.) Sakif kabilesinden hayır geleceğinden ümidini kesmiş olarak yan­larından kalkarken,[113] onlara:

"Bari bana karşı yaptığınız şeyleri gizli tutun!" buyurdu.[114]

Peygamberimiz (a.s.) kavminin kendisine karşı cüretlerini arttıracak olan bu Taife geliş haberini duymalarını istemiyordu.[115]

Taifliler Peygamberimiz (a.s.)ın bu isteğini de yerine getirmediler.[116]

Halidü´l-Advânî der ki:

"Resûlullah (a.s.)ı, Sakif kabilesinin yardımını istemek üzere yanlarına geldiği zaman, Taif´in doğusunda, kavse veya asaya dayanmış olduğu halde gördüm.

Başından sonuna kadar okuduğu Târik sûresini, ben Cahiliye devrinde, bir müşrik iken dinleyip ezberledim.

Taifliler, beni çağırıp:

´Şu adamdan dinlediğin şey ne idi ´ diye sordular.

Ezberlediğim sûreyi onlara okudum.

Yanlarında bulunan, Kureyşîlerden bir adam:

´Biz, adamımızı daha iyi biliriz. Onun dedikleri şeyin hak ve gerçek olduğunu bilseydik, kendisine tâbi olurduk´ dedi."[117] Peygamberimiz (a.s.) Taif´te on gün kaldı.[118]

Sakif kabilesi eşrafından, yanına varıp konuşmadığı bir kimse bırakmadı.

Taifliler Peygamberimiz (a.s.)ın teklifini kabul etmediler. Gençlerinin Müslüman olmaların­dan korktular. Peygamberimiz (a.s.)a:

"Sen hemen yurdumuzdan çık, git! Seni kurtaracak yerlere iltica et!" dediler.[119] Peygamberimiz (a.s.)ı en çirkin red ile reddettiler.[120]

Peygamberimiz (a.s.)la alay ettiler.[121]

Bununla da kalmayıp, aralarından birtakım hafif akıllıları, beyinsizleri[122] ve köleleri[123] kışkırt-tılar.[124]bağırttılar, Peygamberimiz (a.s.)a sövdürdüler!

Halkı Peygamberimiz (a.s.)ın başına toplattılar.

Halkın serseri, ayaktakımı güruhunu,[125] Peygamberimiz (a.s.)ın geçip gideceği yolun iki yanına oturttular.

Peygamberimiz (a.s.) onların aralarından geçerken, ayaklarını kaldırıp indirdikçe,[126] attık­ları taşlarla yaraladılar, kanattı lan[127] ayakkabıları kana boyandı![128]

Peygamberimiz (a.s.) ayaklarının acısına dayanamayarak yere oturdukça, kollarından tutup kaldırdılar!

Yürüdüğü zaman, taşa tuttular, gülüştüler!

Zeyd b. Harise, atılan taşlara kendi vücudunu siper ederek, Peygamberimiz (a.s.)ı koru­maya çalışmakta idi.

Atılan taşlarla, onun da başı ağır şekilde yarılmıştı .[129]

Taif eşrafından üç kardeşin birisiyle evli bulunan Safiyye binti Ma´meru´l-Cumahî[130] ile karşılaşın­ca, Peygamberimiz (a.s.) ona:

"Kocan tarafından hısımlarının nedir bize şu yaptıkları işkenceler !" diyerek şikâyetiendi.[131]

Taiflilerin beyinsizleri, Peygamberimiz (a.s.)ı, Utbe ve Şeybe b. Rebia´nın Taif teki bostanı­na

sığınıncaya kadar takip ettikten ve taşladıktan sonra, dönüp gittiler.[132]

Onların aralarından ve ellerinden kurtulduğu zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın ayaklarından kanlar akıyordun.[133]

Peygamberimiz (a.s.), sığındığı bostandaki bir asmanın gölgesi altına oturdu.

Utbe ve Şeybe b. Rebia, Peygamberimiz (a.s.)a yapılanları seyretmekte idiler.[134]

Peygamberimiz (a.s.), ayaklarından akan kanlardan[135] çok muztarip bir halde idi.

Bakınca, bostanın içinde Utbe b. Rebia ile Şeybe b. Rebia´yı gördü.[136]

Onların Allah´a ve Resûlullaha olan[137] düşmanlıklarını bildiği için,[138] bostanlarında bulunmaktan hoşlanmadı.[139] Yanlarına varmak da istemedi.[140]

Peygamberimiz (a.s.), biraz dinlenip sükûnet bulduktan[141] ve iki rekat namaz kıldıktan sonra,[142] ellerini semaya kaldırdı,[143] Yüce Allah´a halini şöyle arzetti:

"Ey Allah! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halk nazarında hakîr görülüşümü, Sana arz ve şikâyet ediyorum!

Ey merhametlilerin en merhametlisi!

Sensin, zayıf düşenlerin Rabbi!

Sensin, benim Rabbim!

Sen, beni kime; Senden uzak olan ve beni gördükçe süratini asan kimselere mi bırakıyorsun İşimi eline verdiğim düşmana mı bırakıyorsun

Eğer Sende bana karşı bir azab yoksa, hiç gam çekmem!

Senin af ve mağfiretin, benim için, gazabından daha geniştir.

Senin üzerime gazab indirmenden, yahut gazabının üzerimde yerleşmesinden Senin karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzenine koyan Yüzünün (Zâtının) Nuruna sığınırım!

Herşey Senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de Sende, Senin Elindedir!"[144]


Hıristiyan Köle Addas´ın Müslüman Oluşu


Utbe ve Şeybe b. Rebia; Peygamberimiz (a.s.)ı o halde gördükleri zaman, aradaki akra­balık, kendilerini Peygamberimiz (a.s.)a karşı gayrete getirdi:

Addas adındaki Hıristiyan kölelerini yanlarına çağırdılar. Ona:

"Şuradan birkaç salkım üzüm al! Şu tabağın içine koy! Sonra da, onu şu adama götür! Kendisine, ondan yemesini söyle!" dediler.

Addas da öyle yaptı. Üzümü tabakla götürüp önüne koyduktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Buyurye!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Sen hangi beldeler halkındansın Dinin nedir " diye sordu.

Addas:

"Hıristiyanım ve Ninova halkından bir kimseyim!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Demek, sen salih kişi Yunus b. Metta´nın köyündensin ha " buyurdu.[145]

Addas:

"Yunus b. Metta´nın kim olduğunu sana kim bildirdi ![146]

Vallahi, o Ninova´dan çıkıp gitmiştir.

Ninova´da, Metta´nın ne olduğunu bilen on kişi bile bulunmaz!

Sen Metta´nın ne olduğunu nereden biliyorsun !

Sen ümmîsin ve ümmî ümmet içerisinde bulunuyorsun! " dedi.[147]

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben Allah´ın Resûlüyüm! Allah bana Yunus´un haberini haber verdi.[148] O benim kardeşimdir. Kendisi bir peygamberdi. Ben de bir peygamberim!" buyurdu.[149]

Addas:

"Yâ Rasûlallah! Bana Yunus b. Metta´nın haberini ver!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) ona Yunus b. Metta´nın hal ve şanı hakkında Yüce Allah tarafından kendisine vahyolunanları haber verince,[150] Addas:

"Ben şehadet ederim ki: Sen, Allah´ın kulu ve resûlüsün!" dedi,[151] Müslüman oldu.[152] Yüce Allah ondan razı olsun!

Addas; Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine kapanıp, başını, ellerini, ayaklarını öptü!

Rebia´nın oğullarından biri öbürüne:

"O, sana karşı köleni de bozdu, yoldan çıkardı!" dedi.

Yanlarına gelince, Addas´a:

"Yazıklar olsun sana ey Addas! Sen ne için o adamın başını, ellerini ve ayaklarını öptün !" dediler.

Addas:

"Ey efendim! Bütün yeryüzünde, ondan daha hayırlısı yoktur![153]

O, muhakkak Resûlullah´tir!" dedi.

Utbe ve Şeybe, gülüştüler:[154]

"Yazıklar olsun sana ey Addas! O, seni de dili ile sihirlemiş![155]

Sakın, o seni Hıristiyanlığından döndürmesin!

Çünkü, o aldatır bir kimsedir" dediler.[156]

Addas:

"O bana öyle birisi haber verdi ki, onu peygamberden başkası bilemez!" dedi.[157]

Utbe ve Şeybe b. Rebia:

"Yazıklar olsun sana ey Addas! O seni sakın dininden döndürmesin![158] Çünkü, senin dinin onun dininden daha hayırlıdır" dediler.[159]


Peygamberimiz (a.s.)ın Üstün Rahmet ve Şefkati


Peygamberimiz (a.s.) Sakif kabilesinden hayır gelmeyeceğini anlamış,[160] ne bir erkeğe, ne de bir kadına İslâmiyeti kabul etti nem em iş olmaktan üzgün[161] ve me´yus1[162] bir halde, Taiften aynlarak Mekke´ye yönelmişti.[163]

Hz. Âişe, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)a:[164]

"Yâ Rasûlallah! Senin başına, Uhud gününden daha çetin bir gün geldi mi " diye sormuş, Peygamberimiz (a.s.) da:

"Senin kavminden neler çektim neler! H ele onların yüzünden Akabe günü çektiğim ise, çektiklerim­in en çetini idi:

(Taife gidip) kendimi Abdi Yal illere arz ve bana yardımcı olmalarını niyaz ettiğim zaman, isteğimi kabul etmemiş, reddetmişlerdi.

Ben de, üzgün bir halde Mekke´ye yönelip, yüzümün doğrusuna gittim durdum.

Ancak Kamu´s-Seâlib´de[165] kendime gelebildim.

Başımı kaldırıp baktığım zaman, bir bulutun beni gölgelemekte olduğunu gördüm.

Tekrar baktığımda, bir de ne göreyim

Bulutun içinde Cebrail var! Hemen bana seslendi:

´Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri red cevaplarını işitti de, onlar hakkında dilediğini kendisine emredesin diye sana Dağlar Meleğini gönderdi! dedi.

Dağlar Meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra da:

´Yâ Muhammedi Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini işitti.

Ben Dağlar Meleğiyim!

Rabbin, dilediğini bana emredesin diye beni sana gönderdi.

Şimdi, ne dilersen, dile!

Eğer onların üzerlerine iki ahşabı (dağı) kapamamı dilersen dile! (Hemen kap ayı ve reyi m!) dedi.

Ben:

´Hayır! Ben onların helak olmalarını istemem.

Bilakis, Allah´ın, onların sulblerinden, yalnız Allah´a ibadet edecek, O´na hiçbir şeyi şerik koşmaya­cak kimseler çıkarmasını dilerim1 dedim" buyurmuştur. [166]



Peygamberimiz (a.s.)dan Kur´an Dinleyen Cinlerin İman Etmeleri


Peygamberimiz (a.s.) Taif´ten Mekke´ye dönerken, Nahle´de[167] geceleyin kalıp namaz kıldığı sırada, Nasibîn[168] cinlerinden yedisi oradan geçiyorlardı. Durdular, Peygamberimiz (a.s.)ın okuduğu Kur´ân´ı dinlediler.[169]

Peygamberimiz (a.s.) namazını bitirince, cinler iman, ve dinlediklerini kabul ettiler.

Kavimlerinin yanına, inzar edici, uyarıcı olarak döndüler.[170]

Bu hadise, Kur´ân-ı Kerîm´de de açıklanmıştır.[171]


Peygamberimiz (a.s.)ın Mekke´ye Girmek İçin Bazı Müşriklerden Himaye Talebinde Bulunuşu


Peygamberimiz (a.s.); Nahle´de günlerce kaldıktan sonra,[172] Mekke´ye girmek istey-ince,[173] Zeyd b. Harise:

"Kureyş müşrikleri seni tedirgin edip Mekke´den çıkardıkları halde, şimdi onların yanına nasıl gire­bileceksin " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ey Zeyd! Hiç şüphesiz, Allah, senin göremediğin yerden bir kapı, bir çıkış yolu açacaktır! Şüphe yok ki, Allah, dininin ve peygamberinin yardı maşıdır!" buyurdu.[174]

Peygamberimiz (a.s.), Hira dağına varıp ulaştığı zaman, Huzâa´lardan[175] veya Mekkelilerden, rastladığı bir adama,[176] Uraykıt´a: [177]

"Ben, seni, tarafımdan birşeyi tebliğ etmek üzere göndersem, gider misin " diye sordu.

Uraykıt:

"Evet! Giderim" deyince, Peygamberimiz (a.s.):

"Sen, Ahnes b. Şerîk´e git! Kendisine:[178]

´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alırmısın "[179] diyor de!" buyurdu.

Elçi gitti. Bunu ona söyledi.[180]

Ahnes:

"Halîf, Sarîh´ı[181] himayeye alamaz!" dedi. [182]

Elçi, Ahnes´in bu sözünü gelip Peygamber (a.s.) a haber verdi.

Peygamberimiz (a.s.), elçiye:

"Sen, bir kez daha Mekke´ye gidip elçilik yapar mısın " diye sordu.

Elçi:

"Evet! Yaparım" dedi.[183]

Peygamberimiz (a.s.):

"Süheyl b. Amr´a git! Kendisine:

´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevlerini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alır mısın 1 diyor1 de!" buyurdu.

Elçi Süheyl b. Amr´a gitti ve bunu ona söyledi.[184]

Süheyl b. Amr:

"Âmir b. Lüeyy oğulları, Ka´b oğullarını himayelerine alamazlar!" dedi.[185]

Elçi dönüp bunu da Peygamberimiz (a.s.) haber verdi .[186]

Peygamberimiz (a.s.), elçiye:

"Sen Mekke´ye bir daha döner misin " diye sordu.

Elçi:

"Evet! Dönerim" dedi.[187]

Peygamberimiz (a.s.):

"Sen Mut´im b. Adiyy´e de git ve kendisine:

´Muhammed ´Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevlerini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, sen beni himayene alır mısın ´ diyor´ de!" buyurdu.[188]

Elçi, Mutim b. Adiyy´e gitti ve bunu kendisine söyledi.[189]

Mut´im b. Adiyy:

"Olur![190] Kendisine söyle! Gelsin, himayeme girsin!" dedi.

Elçi dönüp bunu da Peygamberimiz (a.s.)a haber verdi.[191] Peygamberimiz (a.s.) gelip o gece Mut´im´in evinde yattı .[192]

Mut´im b. Adiyy, sabaha çıkınca,[193] oğullarını*[194] kardeşinin oğullarımı[195] ve kavminil[196] yanına çağırdı.[197] Onlara:

"Silahlarınızı kuşanınız ve Beytullahın Rükünleri yanında bulununuz!" dedi.[198]

Öyle yaptılar.[199]

Hepsi, kılıçlarını sıyırmış olarak, Mescid-i Haram´a girdiler.[200]

Ebu Cehil, onları görünce, Mut´im b. Adiyy´e:

"Himayeci misin Yoksa tâbi misin " diye sordu.

Mut´im b. Adiyy: "Evet! Himayeciyim" dedi.

Ebu Cehil: "Senin himayene aldığını, biz de himayemize aldık!" dedi.[201] O sırada, Peygamberimiz (a.s.) da,[202] yanında Zeyd b. Harise bulunduğu halde.[203] Mescid-i Harama girmişti.[204]

Mut´im b. Adiyy, kavminin üzerinde doğrulup:

"Ey Kureyş cemaatı! Ben Muhammed´i himayeme aldım!

Ona sizlerden hiçbiri dokunmasın!" diyerek seslendi.[205]

Peygamberimiz (a.s.) Kabe´yi tavaf ettikten,[206] Hacerü´l-Esved´i istilamdan sonra, iki rekat namaz kılıp evine dönünceye kadar, Mut´im b. Adiyy ile oğulları, Peygamberimiz (a.s.) m çevresinde dönüp dolaşmaktan geri durmadılar.[207]

Peygamberimiz (a.s.) yıllarca sonra bile Mut´im b. Adiyy´in bu iyiliğini unutmamış, Bediide esir düşen müşrikler hakkında, Mut´im b. Adiyy´in oğlu Cübeyr´e:

"Mut´im b. Adiyy sağ olsaydı, şu kokmuşlar hakkında bana söyleseydi, onları onun hatırı için (kur­tulmalık akçesi alınmaksızın) bağışlar, serbest bırakırdım!" buyurmuştur.[208]



Tufeyl b. Amr´ın Müslüman Oluşu


Tufeyl b. Amru´d-Devsî;[209] şerefli, akıllı, şair.[210] konuklan çok bulunur hanedan bir zâttı. Kendisinin, Kureyşîlerden, müttefikleri de vardı .[211]

Peygamberimiz (a.s.); kavminden kendisine her kötülüğün yapılıp durduğunu görüyor, yine de, onları öğütlemekten, içinde bulundukları dalâletten kurtuluşa davet etmekten geri durmuyordu.

Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)ı Kureyş müşriklerinden koruduğu zaman; onlar, Araplardan,[212] hac veya umre ya da başka bir maksatla[213] Mekke´ye, yanlarına gelenleri,[214] Peygamberimiz (a.s.)a delilik, sihir, kehânet., gibi birtakım iftiralarda bulunmak suretiyle Peygamberimiz (a.s.)dan sakındırmaya çalıştılar.[215]

Tufeyl b. Amr Mekke´ye gelince de, Kureyşlilerin ileri gelenlerinden birtakım kimseler onun yanına vardılar.[216] Ona:

"Ey Tufeyl! Sen şair, kavminin içinde seyyid, sözü dinlenir bir adamsın.[217]

Ey Tufeyl! Sen bizim memleketimize geldin ama, aramızda çıkan şu adamın işi bizi sıkıntıya soktu. Topluluğumuzu ve işimizi darmadağın etti.

Kendisinin sözü, sihir gibi, tesir ediyor İnsanın babasıyla arasını açıyor. İnsanın kardeşiyle arasını açıyor. İnsanın karısıyla arasını açıyor. Bizim başımıza gelen bu halin, senin ile kavminin başına da gelmesinden korkarız![218] Sen sakın onunla hiç konuşma ve kendisinden de hiçbir şey dinleme!" dedil-er.[219]

Tufeyl b. Amr der ki:

"Vallahi, onlar bunu bana o kadar çok söylediler ki, kendi kendime, ondan birşey dinlememeye ve kendisiyle hiç konuşmamaya karar verdim.

Hatta, Mescid-i Haram´a vardığım zaman, onun söylediklerinden birşey erişmesin diye, kulaklarıma pamuk tıkıyor ve onu dinlemek istemiyordum!

Allah beni onun sözlerinden bazısını işitmeye elverişli kılmış olmalı ki, çok güzel bir kelam olarak işittim. Kendi kendime:

´Hay bana, anam ağlasın!

Vallahi, ben akıllı, şair bir adamım.

Bana, sözün güzel olanı da, çirkin olanı da gizli değildir.

Şu adamın söylediğini dinlememe, benim için ne sakınca var

Onun bana getirdiği şey güzel ise, onu kabul ederim. Çirkin ise, onu bırakırım´ dedim.

Orada bekledim.

Nihayet, Resûlullah (a.s.) oradan ayrıldı.

Ben de, evine girinceye kadar, arkasından gittim.

Kendisi eve girince, arkasından ben de içeri girdim, ve:

´Yâ Muhammedi Kavmin bana senin hakkında şöyle şöyle söylediler.

Vallahi, senin işinden beni o kadar korkuttular ki, sözünü işitmeyeyim diye, kulaklarıma pamuk bile tıkadım!

Sonra, Allah beni senin gözünü işitmeye elverişli kılmış olmalı ki, onu çok güzel bir kelam olarak işittim.

Sen şu işini bana bir arzet bakayım!1 dedim.

Resûlullah (a.s.) bana İslâmiyeti arzetti, Kur´ân okudu.

Vallahi, ben hiçbir zaman, ondan (Kur´ân´dan) daha güzel bir söz, ondan (İslâm´dan) da daha güzel bir iş işitmemişimdir!

Hemen Müslüman oldum. Cenab-ı Hak´tan başka hiçbir ilah bulunmadığına şehadet getirdim. Resûlullah (a.s.)a:

´Ey Allah´ın Peygamberi! Ben kavminin içinde sözü dinlenir bir kimseyim. Onların yanına dönecek ve kendilerini İslâmiyete davet edeceğim.

Allah´a dua et de, davetimde bana yardımcı olacak bir âyet, bir keramet yaratsın!´ dedim.

Resûlullah (a.s.):

´Ey Allah! Ona bir âyet, bir keramet ihsan et!´ diyerek dua etti.

Kavmimin yanına dönerken, karanlık bir gecede, kavmimin oturduğu su başına bakan yokuşta bulunduğum sırada, iki gözümün arasında kandil gibi bir nur peyda oldu!

´Allah´ım! Bunu yüzümden, başka yere değiştir!

Çünkü ben, dinlerinden ayrıldığım için, kabilem halkının onu bende ilahî bir ezanın eseri imiş gibi sanmalarından korkuyorum´ dedim.

Bunun üzerine, nur, yüzümden ayrılıp değneğimin başına geçti!

Kabilemin kondukları su başına, yokuştan inmeye başladığım sırada idi ki, orada bulunanlar, değneğimin başındaki, asılı kandili andıran bu nura bakışıyorlardı.

Yanlarına vardım ve içlerinde sabahladım.

Yurduma indiğim zaman, babam yanıma geldi. Kendisi çok yaşlı bir ihtiyardı. Ona:

´Babacığım! Sen benden uzak dur! Artık ben senden değilim. Sen de benden değilsin´ dedim.

Babam:

´Oğulcağızım! Ben senden niçin uzak durayım ´ diye sordu.

Ona:

´Ben Müslüman oldum ve Muhammed (a.s.)ın dinine uydum´ dedim.

Babam:

´Ey oğulcağızım! Senin dinin, benim de dinimdir1 dedi. Ona:

´Öyle ise, git! Hemen guslet ve elbiseni de temizle! Sonra da, benim yanıma gel! Bana öğretilen şeyi, ben de sana öğreteyim´ dedim.

Babam gidip gusletti ve elbisesini temizledi.

Gelince, kendisine İslâmiyeti arz ve teklif ettim. Hemen Müslüman oldu.

Bundan sonra, yanıma zevcem geldi.

Ona da:

´Sen benden uzak dur! Artık ben senden değilim. Sen de benden değilsin´ dedim.

Zevcem:

´Babam, anam sana feda olsun! Ben niçin senden uzak durayım !´ dedi. Ona:

´İslâmiyet, benimle senin aranı ayırdı. Ben Müslüman oldum. Muhammed (a.s.)ın dinine tâbi oldum´ dedim.

O da:

´Senin dinin, benim de dinimdir´ dedi. Kendisine:

´Öyle ise, git! Züşşerâ putundan temizlen!´ dedim. Zevcem:

´Babam, anam sana feda olsun! Züşşerâ putundan çocuklara bir zarar geleceğinden korkuyorum´ dedi. Kendisine:

´Hiç korkma! Ben ondan hiçbir şey gelmeyeceğine kefilim´ dedim.

Bunun üzerine, zevcem gidip guslettikten sonra yanıma geldi.

Kendisine İslâmiyeti arz ve teklif ettim, hemen Müslüman oldu.

Bundan sonra, Devs kabilesini İslâmiyete davet ettim.

Onlar, davetime icabette, ağırdan aldılar.

Bunun üzerine, Mekke´ye, Resûlullah (a.s.)ın yanına varıp:

´Ey Allah´ın Peygamberi! Devs kabilesi bana galebe çaldılar,[220] İslâmiyetten kaçındılar, asi oldu-lar.[221] Onlar aleyhinde Allah´a dua et!´ dedim.

Resûlullah (a.s.):

´Ey Allah! Devs´e hidayet et!´ diyerek dua etti. Bana da:

´Kavminin yanına dön, git! Onları İslâmiyete davete devam et ve kendilerine yumuşak davran!´ buyurdu.[222]

Kavmimin yanına döndüm.

Resûlullah (a.s.) Medine´ye hicret edinceye kadar, Devs toprağından ayrılmaksızın, onları İslâmiyete davet edip durdum."[223]


Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.) Yüzünden Birbirleriyle Tartışmaları


Peygamberimiz (a.s.), bir gün, Mescid-i Haram´a girmişti. O sırada, Kureyş müşrikleri Kabe´nin yanında bulunuyorlardı.

Peygamberimiz (a.s.)ın Mescid-i Haram´a geldiğini gören Ebu Cehil, Abdi Menaf oğulları­na:

"Ey Abdi Menaf oğulları! İşte, bu sizin peygamberinizdir" diyerek alay etmek isteyince, Utbe b. Rebia:

"Bizden bir peygamber veya bir hükümdar olmasını, sen ne diye beğenmiyor, çirkin görüyorsun !" dedi.

Bu konuşmalarya Peygamberimiz (a.s.)a haber verildi, ya da Peygamberimiz (a.s.) konuşmaları duyup yanlarına vardı ve:

"Ey Utbe b. Rebia! Vallahi, senin gayretin ne Allah, ne de Allah´ın Resûlü içindir; ancak burun onu­run içindir!

Sen de, ey Ebu Cehil Amrb. Hişam! Vallahi, çok geçmeden başına öyle bir felâket gelecek ki, sen pek az gülecek, pek çok ağlayacaksın.

Sizler de, ey Kureyş ileri gelenleri! Vallahi, çok geçmeden, hoşlanmadığınız şeye (İslâmiyete)-istemediğiniz halde-gireceksiniz!" buyurdu.[224]

Yine, bir gün de, Ebu Cehil ile Ebu Süfyan oturup konuşuyorlar, Peygamberimiz (a.s.) da onların yanlarından geçiyordu.

Ebu Cehil, Ebu Süfyan´a:

"Ey Abduşşems oğulları! İşte, sizin peygamberiniz!" diyerek alay etmek isteyince, Ebu Süfyan kızdı ve:

"Bizden bir peygamber olmasına sen ne diye şaşıyorsun ! Bizim içimizde bir peygamber bulunur da karşımızdakinde bulunmazsa; bu, onun bizden daha az ve daha zelil olduğunu ifade eder!" dedi.

Bunun üzerine, Ebu Cehil:

"Yaşlılar dururken, onların arasından bir gencin peygamber olmasına şaşarım!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), onların bu konuşmalarını işitince, yanlarına vardı ve:

"Sen ey Ebu Süfyan! Allah ve O´nun Resûlü için değil, fakat soy yakınlığı gayretinden dolayı kızdın!

EyHakem´in babası! Sen de pek az gülecek, pek çok ağlayacaksın!" buyurdu.[225]


Âs b. Vâil´in Peygamberimiz (a.s.) Aleyhindeki Konuşmaları


Peygamberimiz (a.s.) bir gün Kâbe Mescidinden çıkarken, Mescidin Benî Sehm kapısı yanında, Kureyş müşriklerinden Âs b.Vâil ile karşılaştılar ve ayakta biraz konuştular. O sırada, Kureyş müşriklerinin ulularından bazıları, Mescidde topluca oturmakta idiler.

Yanlarına varınca, Âs b. Vâil´e:

"Kiminle durup konuşuyordun " diye sordular.

Âs b.Vâil:

"Şu Ebterle konuşuyordum.[226]

Onun oğulları ölüp gitti, nesli kesildi![227]

Erkek çocuğu yaşamı yor. [228]

Artık onun kendisinin adı sanı anılmaz olur.[229]

Ondan sonra, siz de rahata erersiniz.[230]

Bırakın onu![231] Artık o bir ebter kişidir" dedi .[232]

Peygamberimiz (a.s.)ın İslâm devrinde Hz. Hatice´den doğan ve Abdullah ismi verilen ikin­ci erkek çocuğu[233] da, dört yaşında bulunduğu sırada[234] vefat etmişti.[235]

Araplar; oğulları ve kızları bulunanlardan, oğulları ölüp kızları kalanlara "Ebter" adını takarlardı .[236]

Yüce Allah, indirdiği Kevser sûresinde şöyle buyurdu:

"Şüphe yok ki, Biz sana Kevser´i verdik!

Sen de, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!

Sana buğzeden, kin besleyen (yok mu ) İşte asıl güdük (nesil ve zürriyeti kesik, her hayırdan uzak, adı sanı hayırla anılmayacak) olan, şüphesiz ki odur![237]

Kevser; Cennette bir nehrin adı olduğu gibi, Kur´ân, peygamberlik ve pek çok hayır., diye de tefsir edilmiştir.[238]



Peygamberimiz (a.s.)ın Arap Kabilelerine Başvuruşu


Peygamberimiz (a.s.) Taiften Mekke´ye geldikten sonra Kureyş müşrikleri ona karşı büs­bütün sert ve katı davranmaya başlayınca,[239] Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)a Arap kabilelerine başvurmasını emretti.[240]

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) her yıl hac mevsiminde[241] Ukâz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarına giderdi.[242]

Arapların, Cahiliye devrinde, Mekke çevresinde kurulan ve:

Ukâz,

Mecenne,

Zülmecaz,

diye anılan üç büyük panayırı vardı.[243] Bunlardan Ukâz panayırı, Arap panayırlarının en büyüğü idi.[244] Her yi I Kureyş kabileleri,[245]

Hevazinler,

Gatafanlar,

Eşlemler,

Benî Harisler,

Adaller,

Dişler (Kareler),

Mustalıklar.. hep oraya konariar,[246] her yerin eşrafı orada hazır bulunur,[247]

Kabileler şairlerini orada bulundururlar, karşılıklı şiirler okutturur, övünür, dağılırlardı .[248]

Ukâz; Necd´in yukarısında, Arafat yakı nında.[249] Taife bir, Mekke´ye iki gecelik bir mesafede idi.[250]

Ukâz panayırı Zilkade hilali doğunca kurulur, yirmi gün devam ederdi.[251]

Mecenne panayırı; Merruz-Zahran nahiyesinde, Esfardağı yakınında, Mekke´nin aşağı tarafında olup, Mekke´ye birberid (oniki mil) uzaklıkta idi.[252]

Mecenne panayırı on gün kurulur, Zilhicce hilali görününceye kadar devam ederdi. Oradan ayrılarak Zülmecaz panayırına gidilirdi.[253]

Zülmecaz; Ukâz´ın yakınında,[254] Arafat´ın arkasında olup,[255] Arafat´a uzaklığı bir fersah (oniki bin adım) idi.[256]

Zülmecaz panayın[257] Zilhicce´nin birinci gününden, Ten/iye (Zilhicce´nin sekizinci) gününe kadar,[258] sekiz gün kurulur; sonra, oradan kalkılıp hac için Minaya doğru gidilir.[259] o gün Mina´da bulunulurdu.[260]

Peygamberimiz (a.s.), bu panayırlarda toplanmış bulunan:

1- BenîÂmir b. Sa´saa,

2- Muharib b. Hasafa,

3- Fezâra,

4- Gassan,

5- Mürre,

6- Hanife,

7- Süleym,

8- S.Abs,

9- Benî Nasr,

10- BenîBekkâ´,

11- Kinde,

12- Kelb,

13- Hariseb.Ka´b,

14- Uzre,

15- Hudârime...[261]

gibi Arap kabilelerinin konak yerlerine kadar vanp,[262] onlara kendisini arz ve takdim eder;[263] onları Allah´a,[264] Allah´ın birliğini ikrara,[265] yalnız O´na ibadet etmeye,[266] İslâmiyete[267] davet eder; kendisinin onlara Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini haber verir;[268] kendisini tasdik etmelerini;[269] Rabbinin elçilik vazifelerini açıklayıncaya ve yerine getirinceye kadar[270] kendisine yardım etmelerini;[271] kendisini barındırmalarını[272] ve korumalarını onlardan isterdi.[273]

Dilediğini yerine getirdikleri takdirde kendilerine Cennet verileceğini bildirerek:[274]

"Kureyş müşrikleri beni Rabbimin Kelamını tebliğden men ettiler! Beni alıp kavimlerinin yanına götürecek adam yok mu " diye sorarlardı.[275]

Fakat, ne yazık ki, onlardan ne davetini kabul edecek,[276] ne kendisini barındıracak,[277] ne de ken­disine yardım edecek bir kimse çıkmaz;[278] aksine, kimisi Peygamberimiz (a.s.)a suratını asar, kaba ve kat davranır;[279] kimisi "Onu kendi kavmi daha iyi bilir,"[280] kimisi de, "İçinde bulunduğun cemaatin, kavmin seni daha iyi bilir! Onlar sana ne diye tâbi olmuyor !" der, Peygamberimiz (a.s.)la tartışmaya kalkardı.

Peygamberimiz (a.s.) da, onlara gereken cevaplan verir ve kendilerini Allah´a imana davet etmeye devam eder, bir yandan da:

"Ey Allah! Sen dilemesen, herhalde, böyle olmazlardı!" diyerek şikâyetlenirdi.[281]

Onlardan kimisi de:

"Bakınız hele! Kavmini bozup dağıtmış olan bir adam bizi ıslah edecek, düzeltecekmiş ha !" diy­erek laf atardı.[282]

Yemen´den veya Mudarlardan, panayırlara gelmek üzere yola çıkacak olan bir kimseye, kavmi veya akrabası gelip:

"Sakın ha! Kureyşîlerin genci seni dininden döndürmesin!" diye uyarıda bulunurlardı.[283]

Hz. Ali derki:

"Yüce Allah Arap kabilelerine kendisini arzetmesini Peygamberi (a.s.)a emrettiği zaman, Resûlullah (a.s.) Minaya gitti.

Ben ve Ebu Bekir de kendisinin yanında bulunuyorduk.[284]

Dönüp dol aşa dolaşa bir meclise vardık ki, o mecliste sükûnet ve ağırbaşlılık vardı.

Bakılınca, yaşlılarında usluluk, şekil ve şemaillerinde güzellik göze çarpıyordu.

Ebu Bekir onların yanlarına varıp selam verdi[285] ve onlara:

´Siz hangi kavimdensiniz ´ diye sordu.

´Biz,´ dediler, ´Şeyban b. Salebe oğullarıyız.´[286]

Ebu Bekir, Resûlûllah (a.s.)a dönüp:

´Babam, anam sana feda olsun!1 dedi ve kavimleri içinde bulunan Mefrûk b. Amr, Hâni´ b. Kabîsa, Müsenna b. Harise, Numan b. Şerik hakkında da:

´Bunlar Şeyban b. Salebe oğullarının izzet ve şeref sahibi kişileridir´ dedi.[287]

Bunlardan, Ebu Bekir´e en yakını da, Mefrûk b. Amr idi.

Mefrûk; yakışıklılığı, dilinin düzgünlüğü ve iki yandan göğsüne dökülen örgülü saçlarıyla, diğerler­ine karşı üstünlük arzediyordu.[288]

Ebu Bekir, ona:

´Sizde askerî hazırlık sayısı nasıldır ve kaçtır ´ diye sordu.

Mefrûk:

´Biz binden fazlayız! Bin ise, azlığından dolayı yenilebilecek bir sayı değildir dedi.

Ebu Bekir

´Size sığınanları koruma geleneği nasıldır 1 diye sordu.

Mefrûk:

´Korumaya, olanca gücümüzü sarfetmemiz gerekir. Her kavim için, bir nasip ve saadet vardır´ dedi.

Ebu Bekir

´Düşmanlarınızla aranızda savaş nasıldır ´ diye sordu.

Mefrûk:

´Biz, düşmanla karşılaştığımızda, kızgın olmadıkça, çok sert ve sağlamız. Kızgın iken, düşmanla karşılaşmadıkça da, çok sert ve sağlamız.

Biz atlan evlatlara, silahları da sütlü sağmal develere üstün tutarız.

Yardımı da Allah´tan bekleriz!

Allah bazan bize, bazan da karşımızdakine yardım eder.

Herhalde sen Kureyşli kardeşsin ´ dedi.

Ebu Bekir

´Eğer size bir zâtın Resûlullah olarak kendisini halka arz ve takdim ettiği haberi erişmişse, işte o, şu zâttır!´ diyerek Resûlullahı gösterdi.

Mefrûk:

´Bize bu hususta bazı haberler erişmişti´ dedikten sonra, Resûlullah (a.s.)a dönüp:

´Ey Kureyşî kardeş! Sen insanları nelere davet ediyorsun ´ diye sorunca, Resûlullah (a.s.) gelip yanlarına

oturdu.

Ebu Bekir de, ayağa kalkarak, Resûlullah (a.s.)ı elbisesiyle gölgeledi.

Resûlullah (a.s.), Mefrûk´a:

´Ben sizi Allah´tan başka hiçbir ilah olmadığına, Allah´ın şeriksiz bir olduğuna, benim de Allah´ın Resûlü bulunduğuma şehadet etmeye;

Yüce Allah tarafından bana emrolunan şeyleri yerine getirinceye kadar beni barındırmaya, koru­maya;

Bana yardımcı olmaya., davet ediyorum.

Çünkü, Kureyşliler Allah´ın emrine karşı koymuş, Allah´ın Resûlünü yalanlamış, bâtılı tutup haktan yüz çevirmiş bulunuyorlar.

Allah ki, herşeyden müstağnî, her türlü övülmeye lâyık olandır!´ buyurdu.

Mefrûk:

´Ey Kuneyşî kardeş! Sen daha nelere davet ediyorsun ´ diye sordu.

Resûlullah (a.s.), En´am sûresinin:

´De ki: ´Gelin! Üzerinize Rabbinizin neleri haram kıldığını ben okuyayım:

O´na hiçbir şeyi şerik koşmayın!

Babanıza, ananıza iyilikten ayrılmayın!

Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin!

Sizin de, onların da rızkını, Biz vereceğiz.

Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın!

(Meşru) bir hak terettüp etmedikçe, Allah´ın haram kıldığı cana kıymayın!

İşte, Allah size, aklınızı başınıza alasınız diye, bunları emretti.

Yetimin malına, rüşdüne erişinceye kadar, o en güzel olandan başka bir suretle yaklaşmayın!

Ölçüyü, tartıyı tam ve doğru tartın!

Biz, bir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz.

Söz söylediğiniz zaman (leh ve aleyhinde söyleyeceğiniz kimse) hısım bile olsa, adaleti gözetin!

Allah´ın ahdini (verdiğiniz sözü) yerine getirin!

İşte, Allah size, iyice düşünesiniz diye, bunları emretti.

Şüphe yok ki, (emrettiğim) bu (yol), benim dosdoğru yol umdur.

O halde, ona uyun!

Başka (aykırı) yollara tâbi olup gitmeyin!

(Aykırı yollar) sizi O´nun (Allah´ın) yolundan ayırır.

İşte, Allah size bunları emretti ki, (kötülüklerden) sakınasınız!" [mealindeki 151-153.] âyetlerini okudu.

Mefrûk:

´Ey Kureyşî kardeş! Sen daha nelere davet ediyorsun

Vallahi, bunlar yeryüzü halkının kelamlarından değildir!

Eğer onların kelamlarından olsaydı, biz onu çok iyi tanırdık´ dedi.

Resûlullah (a.s.), Nahl sûresinin:

´Şüphesiz ki, Allah; adaleti, iyiliği, akrabaya (muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder.

Taşkın kötülüklerden, münkerden (akıl ve şeriatın kötülüğüne hükmettiği şeylerden), zulüm ve tecebbürden nehyeder.

Size (bu suretle) öğüt verir ki, iyice dinleyip ve anlayıp tutasınız!´ [mealindeki 90.] âyetini okuyunca da, Mefrûk:

´Vallahi, ey Kureyşî kardeş! Sen beni ahlâkın en üstünlerine ve amellerin en güzellerine davet ettin!

Seni yalanlayan kavim sana iftira etmiş ve karşı koymuştur!´ dedi.

Hâni´ b. Kabîsa´nın da kendisinin sözüne ve görüşüne katılmasını istercesine:

´Buhârîi´ b. Kabîsa, bizim büyüğümüz ve din işleri başkanımızdır1 dedi.

Bunun üzerine, Hâni´ b. Kabîsa, Resûlullah (a.s.)a:

´Ey Kureyşî kardeş! Söylediklerini dinlemiş ve sözünü doğrulamış bulunuyorum.

Benim görüşüme göre; bizi davet ettiğin şeyin sonucunu iyice düşünmeden bizim için başı ve sonu olmayan bir mecliste dinimizi terkedip senin dinine uymamız, görüşte kayma, sürçme, akılda hafiflik, sonuçta kısa görüşlülük olur!

Görüş kayma ve sürçmesi ise, ancak acele ile birlikte bulunur.

Bununla beraber, arkamızda bulunan kavmimizin gıyabında herhangi bir akit yapmayı da uygun bul­muyoruz.

Fakat, şimdi sen de dön git! Biz de dönüp gidelim.

Biz de iyice düşünelim, sen de iyice düşün!1 dedi.

Mefrûk, Müsenna b. Hârise´nin de kendi görüşüne katılmasını istercesine:

´Bu, Müsenna´dır! Bizim büyüğümüz ve savaş işleri başkanımızdır1 dedi.

Bunun üzerine, Müsenna, Resûlullah (a.s.)a:

´Ey Kureyşî kardeş! Ben de, söylediklerini dinlemiş ve güzel bulmuşumdur.

Söylediğin şeyler hoşuma gitmiştir.

Sana tarafımdan verilecek cevap, Hâni1 b. Kabîsa´nın verdiği cevaptır.

Biz iki bulanık su arasında konaklamış bulunuyoruz ki, onlardan biri Yemame, diğeri de Semâve´dir´ dedi.

Resûlullah (a.s.):

´Bu iki su, nelerdir ´ diye sordu.

Müsenna:

´Onlardan birisi, karadan Irak´ın kasabalarına kadar bakan yüksek Arap toprakları, diğeri de Farşların ırmak ağızları ve Kisra´nın ırmaklarıdır.

Kisra; herhangi bir hadise çıkarmayacağımıza, bir hadise çıkarıcıyı barındırmayacağımıza dair biz­den ahd almıştır ve orada ancak bu şartla konaklamış bulunuyoruz.

Senin bizi kabule davet ettiğin şu iş ise, hükümdarların hoşuna gitmeyebilir.

Arap beldeleri yakınında işlenen suçtan sahibi bağışlanabilir ve özrü kabul edilebilir, ama Fars beldeleri yakınında işlenen suçta sahibi bağışlanmaz ve özrü kabul edilmez.

Eğer sen Arap beldelerine yakın olan yerde Araplara karşı sana yardım etmemizi istiyorsan, bunu üzerimize alabiliriz dedi.

Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):

´Siz fena bir cevap vermediniz. Doğruyu açıkça dile getirdiniz.

Şüphe yok ki, her tarafından emin olmayan kimseler, Allah´ın dinine yardım etmeye kalkamazlar!´ buyurdu.

Ayağa kalktı. Ebu Bekir´in elinden tutup, onların yanlarından ayrıldı."[289]

Rebia b. Abbâdü´d-Dilî der ki:

"Peygamber (a.s.)ı Zülmecaz panayırında görmüştüm.[290] ´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah = Al I ah ´ta n başka ilah yok!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyuruyor;[291] kendisi hangi caddeye girse halk da oraya gidiyor,[292] onun başına toplanıyor.[293] birbiri üzerine yığılıyorlardı. Orada, ne bir kimsenin birşey söylediğini, ne de onun sustuğunu gördüm.[294] O, hep:

´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka ilah yok! deyiniz de, kurtulunuz!´ buyurup duruyordu.[295]

Akik (şaşı) gözlü,[296] güzel,[297] yumru[298] yüzlü, iki bölük halinde örgülü saçlı bir adam da, o ner­eye giderse arkasından gidiyor:[299]

´Ey insanlar![300] Bu, sizi aldatıp da, dininizden, baba ve atalarınızın dininden vazgeçirmesin![301] Bu, dinden çıkmış bir yalancıdır!´ diyordu.[302]

´Kimdir bu zât ´ diye sordum.

´Muhammed b. Abdullah´tır. Kendisi, peygamber olduğunu söylüyor´ dediler.

´Ya onun arkasında giden, onu yalanlayan, şu akik (şaşı) gözlü adam da kimdir ´ diye sordum.

´O da, onun amcası Ebu Leheb´dir!´ dediler."[303]

Rebia b. Abbâd, diğer rivayetinde de, şöyle der:

"Ben, yeni yetişmiş bir genç iken, babamla birlikte Mina´da bulunuyordum.

Resûlullah (a.s.) da, Arap kabilelerinin konak yerlerinde durup:

´Ey filan oğulları! Allah´tan başka, tapmış olduğunuz şu putları atarak, Allah´a hiçbir şeyi şerik koş-maksızın ibadet etmenizi; bana inanmanızı; beni doğrulamanızı; Allah tarafından gönderilmiş olduğum vazifeyi açıklayıp yerine getirinceye kadar beni korumanızı size emreden Allah´ın Resûlüyüm ben´ buyu­ruyor; arkasında da, akik, şaşı gözlü, güzel yüzlü, iki bölük halinde örgülü saçlı, üzerinde Aden işi elbise bulunan bir adam da, Resûlullah (a.s.) sözlerini bitirince:

´Ey filan oğulları! Bu, sizi, ancak Lât ve Uzzâ ile müttefikleriniz Malik b. Ukayş oğullarının cinlerini boynunuzdan soyup atmaya ve kendisinin getirdiği bid´atve dalâletlere sarılmaya davet ediyor! Sakın hâ! Siz ona itaat etmeyin ve onu dinlemeyin!´ diyordu.

´Babacığım! Şu zâtı takip eden kimdir ´ diye sordum.

Babam: ´Bu. onun amcası Ebu Leheb Abduluzzâ b. Abdulmuttalib´dir´ dedi."[304]

Tank b. Abdullahi´l-Muharibî de, bu husustaki bir müşahedesini şöyle anlatır:

"Resûlullah (a.s.)ı Zülmecaz panayırında görmüştüm:

Kendisinin üzerinde kırmızı bir cübbe bulunuyor, en yüksek sesiyle:

´Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyurarak sesleniyordu.

Bir adam da, elindeki taşla, onu takip ediyor ve:

´Ey insanlar! Sakın ona itaat etmeyiniz! Çünkü, o yalancıdır!´ diyerek bağırıyordu.

Attığı taşlarla, Resûlullah (a.s.)ın ayak bileklerini kanatmıştı.

Oradakilere, Resûlullah (a.s.) hakkında:

´Kimdir bu zât 1 diye sordum.

´Bu, Abdulmuttalib oğullarından bir gençtir!´ dediler.

´Ya onun ardına düşen ve ona taş atan da kimdir ´ diye sordum.

´O da, onun amcası Ebu Leheb Abduluzzâ´dır!´ dediler."[305]

Peygamberimiz (a.s.), Zülmecaz panayırında:

"Ey insanlar! ´Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yok!1 deyiniz de, kurtulunuz!" buyurarak seslendiği sırada bir adamın da Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine toprak saçtığı, ve bakılınca, onun Ebu Cehil olduğu görüldü ki, o da;

"Ey insanlar! Sakın, bu sizi dininiz hakkında aldatmasın!

O, muhakkak, sizin Lât ve Uzzâ´ya tapmayı bırakmanızı istiyordur" diyordu.[306]

Peygamberimiz (a.s.) her hakarete, her işkenceye katlanarak, vazifesini yerine getirmeye çalışmaktan geri durmuyordu.

Müdriku´l-Ezdî der ki:

"Babamla birlikte hac yapıyordum. Mina´ya gelip konaklayınca, bir toplulukla karşılaştım.

Babama:

´Bu cemaat ne için toplanmış 1 diye sordum.

Babam:

´Şu, kavminin dinini terketmiş olan kişi için´ dedi.[307]

Bakınca, Resûlullah (a.s.)ı gördüm:

´Ey insanlar! Lâ ilahe illallah=Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!´ deyiniz de, kurtulunuz!´ buyuruyor-du.

İnsanlardan kimisi onun yüzüne tükürüyor;

Kimisi başına toprak saçıyor;

Kimisi de ona sövüp sayıyordu![308]

Gün yarılanıncaya kadar, bu hal devam etti.

O sırada, göğsü açılmış bir kız, içinde su bulunan bir kapla geldi.[309] Ağlıyordu.[310]

Resûlullah (a.s.), su kabını alıp sudan içti.

Elini, yüzünü yıkadı. Başını kaldırıp:

´Kızcağızım![311] Göğsünü başörtünle ört!

Baban hakkında, tuzağa düşürülüp öldürülecek, zillete uğrayacak diye korkma!´ buyurdu.[312]

´Kimdir bu kız ´ diye sorduk.

´Kendisinin kızı, Zeyneb´dir!´ dediler.[313]

Peygamberimiz (a.s.), Kinde´lerin[314] Ukâz panayırındaki[315] konak yerlerine gitti.

Onların seyyid ve ulu kişileri olan Müleyh de, o sırada, onların içlerinde bulunuyordu.[316]

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Sizler, hangi kavimdensiniz " diye sordu.

"Ben îAmr b. Muaviye´lerden" dediler.[317]

Arap kabileleri içinde, Kinde´lerden daha mülayimi yoktu.

Peygamberimiz (a.s.), onları yumuşak bulunca, oturup kendileriyle konuştu.[318]

Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen bir peygamber olarak arz ve takdim; kendilerini Allah´a imana davet etti.[319]

"Sizi, bir olan, şeriki olmayan Allah´a imana;

Kendinizi koruduğunuz şeylerden, beni de korumaya davet ediyorum!

Muvaffak olursam, o zaman, siz bana yardıma devam edip etmemekte serbestsiniz!" buyurdu.

Onların hemen hepsi:

"Bundan daha güzel söz olmaz! Amma, biz atalarımızın tapageldiklerine tapmaya devam ede­ceğiz!" dediler.

Kinde´lerin en küçük yaşlısı:

"Ey kavmim! Şu zâtın davetini kabule başkaları koşmadan önce, siz koşun! Vallahi, Kitab ehli olan­lar (Yahudiler ve Hıristiyanlar), ´Harem´den bir peygamber çıkacaktır! Onun çıkacağı zamanın gölgesi de, düşmüştür!´ diyorlar" dedi.

Kinde´lerin içinde, bir gözü kör bir adam da bulunuyordu.

"Geri durun da, bir de ben konuşayım:

Kavim ve kabilesi onu yurtlarından çıkarmış iken, siz onu barındıracaksınız ki, bu, bütün Araplarla savaşmayı üzerinize almak demektir!

Hayır! Hayır! Olamaz!" dedi.[320]

Peygamberimiz (a.s.)ın teklifini kabulden kaçındılar.[321]

Peygamberimiz (a.s.), onların yanından da üzgün olarak ayrıldı.

Kinde´ler, yurtlarına dönünce, durumu kavimlerine haber verdiler.

Yahudilerden bir adam, onlara:

"Vallahi, siz nasibinizi elde etmekte yanılmışsınız!

Eğer o zâta tâbi olmaya koşsaydınız, Araplara üstün olurdunuz!

Biz, onun sıfatını Kitabımızda yazılı bulmuşuzdur!" dedi ve sıfatlarını anlatmaya başladı.

O anlattıkça, Peygamberimiz (a.s.)ı görmüş olanlar, onun anlattıklarını doğruladılar.

Bundan sonra, Yahudi:

"Biz, onun çıkacağı yerin Mekke, ve hicret edeceği yerin Yesrib (Medine) olacağını da Kitabımızda yazılı bulduk!" dedi.

Kinde´ler, gelecek hac mevsiminde Peygamberimiz (a.s.)la buluşmaya, aralarında karar verdiler. Fakat, o yıl seyyid ve ulu kişileri onları alıkoyduğu için, hiçbirisi, gidip Peygamberimiz (a.s.)la buluşamadı.

Yahudi de, öldü. Ölürken, kendisinin Peygamberimiz (a.s.)ı tasdik ve ona iman ettiği, ağzın­dan işitildi.[322]

Yüce Allah, ondan razı olsun!

Peygamberimiz (a.s.); Kelb kabilesinin konak yerlerine uğrayıp, orada, onlardan bir oymak olan Benî Abdullah´ların yanına vardı. Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti:

"Ey Abdullah oğulları! Bakınız: Yüce Allah, babanıza da pek güzel isim vermiş!" buyurdu.[323] Fakat, Benî Abdullah´lar, Peygamberimiz (a.s.)ın yaptığı tekliflerden hiçbirini kabul etmediler.[324]

İçlerinden bir şeyh ise:

"Şu olgun genç, ne güzel şeye davet ediyor!

Ne yazık ki, kavmi onu uzaklaştırın iş bulunuyor!

O keşke kavmi ile anlaşsaydı! Bütün Araplar kendisine tâbi olurdu" demişti.[325]

Peygamberimiz (a.s.) Benî Hanife kabilesinin konak yerlerine gitti. Kendisini onlara, Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti.

Ne yazık ki, Peygamberimiz (a.s.)ı, Araplar içinde, Benî Hanife kabilesi kadar çirkin birred ile reddeden olmamıştır.[326]

Peygamberimiz (a.s.), Benî Âmir b. Sa´saa´ların,[327] Ukâz panayırındaki konak yerlerine vardı. Onlara:

"Siz hangi kavimdensiniz " diye sordu.

"Benî Âmir b. Sa´saa´lardan" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"BenîÂmirlerin hangi ailesindensiniz " diye sordu.

"Benî Ka´b b. Rebia´lardan" dediler.[328]

Peygamberimiz (a.s.), onlara kendisini Allah tarafından gönderilen peygamber olarak arz ve takdim, kendilerini Yüce Allah´a imana davet etti.[329]

"Sizde, mün´a [sığınan kimseleri koruma] nasıldır " diye sordu.

"Bizim tarafımıza ne laf atılabilir, ne de habersiz ateşimizle ısınılabilir!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"O halde, ben Allah´ın Resûlüyüm! Sizin yanınıza geldiğimde, Rabbimin elçilik vazifelerini halka ulaştırıncaya, yerine getirinceye kadar beni korur musunuz İçinizde hiçbir kimseyi zorlamayacağım!" buyurdu.

"Sen, Kureyşlilerden kimlerdensin " diye sordular.

Peygamberimiz (a.s.):

"Abdulmuttalib oğullarından!" buyurdu.

"Sen Abdi Menaf oğullarından olduğuna göre, onlar neredeler (Seni ne diye korumuyorlar !)" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Onlar beni yalanlayan ve tardedenlerin ilki oldular!" buyurdu.

Benî Ka´b b. Rebia´l ar:

"Biz, seni ne tard, ne de sana iman ederiz! Şu kadar ki, Rabbinin elçiliğini insanlara ulaştırıncaya, yerine getirinceye kadar seni koruruz!" dediler.

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), onların yanına indi. O sırada, Benî Ka´b b. Rebia halkı, pazarda alışverişle uğraşıyorlardı.[330]

Onlardan bir adam ,[331] Beyhara b. Firas[332] çıkageldi:

"Kimdir şu yanınızda gördüğüm ve tanıyamadığım kişi " diye sordu.

"Muhammed b. Abdullahi´l-Kureyşî´dir!" dediler,

Beyhara:

"Sizin onunla ne işiniz var " diye sordu.

"O bize kendisinin Resûlullah olduğunu söylüyor ve Rabbinin elçilik vazifesini tebliğ edinceye kadar, kendisini korumamızı bizden istiyor" dediler.

Beyhara:

"Ona ne cevap verdiniz " diye sordu.

"Kendisine ´Hoş geldin! Seni yurdumuza götüreceğiz. Kendimizi nelerden korursak, seni de onlar­dan koruyacağız´ dedik," dediler.[333]

Beyhara, kendi kendine:

"Vallahi, şu adamı Kureyşîlerden alabilsem, onun sayesinde bütün Arapları yerdim (sömürürdüm!)" diye mırıldandıktan sonra, Peygamberimiz (a.s.)a:

"Eğer biz sana işin hakkında bey´at edersek, Allah da seni muhaliflerine galip kılarsa, senden sonra işin bizim olur, bize kalır mı " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"İş Allah´a aittir! Allah onu dilediğine verir!" buyurdu.

Beyhara:

"Demek, göğüslerim senin önünde bütün Arapların okuna hedef olacak, Allah seni muzaffer kıldığı zaman iş bizden başkasına geçecek ha ! Senin işin bize gerekmez!" dedikten sonra,[334] kavmine dönüp:

"Şu panayır halkından, yurtlarına birşeyle dönerlerken, sizinkinden daha kötü birşeyle dönen bir kimse bilemiyorum.

Demek, siz bütün halkla savaşmaya başlayacak, kendinizi bütün Arapların tek yaydan oklarına tut­turacaksınız ha !

Onu kendi kavmi sizden daha iyi bilir.

Eğer kavmi onda bir hayır, bir iyilik görmüş olsalardı, onunla herkesten çok mutlu olurlardı.

Siz, kendi kavminin içlerinden sürüp çıkardığı, yalanladığı bir kimseye yakınlık gösteriyor, yardım etmeye, kendisini barındırmaya kalkıyorsunuz.

Ne kötü görüştür sizin görüşünüz!" dedikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)a dönüp:

"Hemen kalk, kavminin yanına git!

Vallahi, sen şimdi kavmimin yanında olmasaydın, muhakkak senin boynunu vururdum!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) kalkıp devesinin üzerine oturunca,[335] kötü adam Beyhara, devenin böğrünü ansızın dürttü. Deve, sıçrayıp kalkarken, Peygamberimiz (a.s.)ı yere düşürdü!

Mekke´de Müslüman olan kadınlardan Dubâa binti Âmirb. Kurt da, o gün, Benî Âmirlerden olan amcalarının oğullarını ziyaret için gelmişti ve o sırada Benî Âmirlerin yanında bulunuyordu.

Dubâa Hatun Peygamberimiz (a.s.)a yapılan hakareti görür görmez:

"Ey Âmir hanedanı! Gözünüzün önünde şu Allah´ın Resûlüne yapılanı görüp de, içinizden benim için onu koruyacak hiçbir kimse yok mu !" dedi.

Amcalarının oğullarından üç kişi, hemen kalkıp Beyhara´nın üzerine yürüdüler.[336] Hazn b. Abdullah ile Muaviye b. Ubâde de, Beyhara´ya yardım etti.[337]

Âmir oğullarından her biri, Beyhara ve yardımcılarından birini tutup yere yıktılar. Göğüslerinin üzer­ine oturup, yüzlerini tokatladılar.

Allah onlardan razı olsun!

Peygamberimiz (a.s.), kendisini kayıranlar hakkında:

"Ey Allah! Şunlara bereketini ihsan et!"[338]

Beyhara ve yardımcıları aleyhinde de:

"Ey Allah! Onları da rahmetinden uzaklaştır!" diyerek dua etti.

Peygamberimiz (a.s.)ı kayıran üç kişiden ikisi Sehl´in oğulları Gıtrîf (Gatîf)ve Gatafan, birisi de Urve (Uzne) b. Abdullah olup,[339] bunlar sonradan Müslüman oldular ve Allah yolunda şehit olarak öldüler.[340] Ötekiler ise küfür ve şirk üzere ölüp gittiler.[341]

Benî Âmirlerin, çok yaşlı olması dolayısıyla hac mevsimlerine katılamayan ihtiyar bir adamları vardı.

Benî Âmirler, yurtlarına döndükçe, olan bitenleri ona anlatırlardı.

Bu yıl da, hac mevsiminden dönüp yurtlarına geldikleri zaman, ihtiyar adam onlara yine mevsimde olan bitenleri sormuştu.

Benî Âmirler de:

"Kureyşîlerden, Abdulmuttalib oğullarından, yanımıza bir genç gelmişti. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyor, işinin üzerinde kendisiyle birlikte durmaya, kendisini korumaya, yurdumuza getirm­eye bizi davet ediyordu" dediler.

İhtiyar, hemen ellerini başının üzerine koydu.[342] Sonra da:

"Ey Âmir oğulları! Kaçırılan bu fırsat telâfi edilebilecek mi !

Ağdan kurtulan, yakalanmaya çalışılan av yakalanabilecek mi !

Filanın varlığı Kudret Elinde bulunan Allah´a andolsun ki; İsmail oğullarından hiçbirisi şimdiye kadar yalan yere peygamber olduğunu söylememiştir!

Elbette ki, onun söylediği hak ve gerçekti ![343]

Sizin o isabetli görüşünüz o sırada nerede idi ![344]

Siz, herhalde, o sıradaki görüşünüzde hazır bulunmamışsınızdır!" diyerek onları kınadı.[345]

Peygamberimiz (a.s.) Benî Muharib b. Hasafa´ların bulundukları yere kadar gitti.

Onların içinde bulunan yüzyirmi yaşındaki bir şeyhle konuştu.

Onu İslâmiyete, ve Rabbinin elçilik vazifesini tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar da kendisini korumaya davet etti.

Benî Muharib´lerin şeyhi:

"Ey adam! Senin haberini kendi kavmin daha iyi bilir![346]

Vallahi, seni alıp yurduna götüren bir kimse, şu mevsim halkının götürmediği kötülüğü götürmüş olur!

Sen kendini bizden uzak tut!" dedi.[347]

O sırada Ebu Leheb gelmiş, ihtiyar Muhariblinin söylediklerini dinlemişti.

Onun başına dikilerek:

"Eğer şu mevsim halkının hepsi senin gibi cevap verseydi, o, üzerinde durduğu dini bırakırdı.

Kendisi, dinini bırakmış bir yalancıdır!" dedi.

İhtiyar da:

"Sen, vallahi, onu daha iyi bilirsin:

O senin kardeşinin oğludur ve senin etindendir.

Ey Ebu Uttıe! Belki de onda bir delilik vardır. Bizim yanımızda, bu hastalığı tedavi eden bir adam var!" dedi.

Ebu Leheb ihtiyarın bu sözüne bir cevap vermedi.

Ebu Leheb, Peygamberimiz (a.s.)ı kabilelerden hangi kabilenin yanında görse, hemen orada durup:

"Bu, dinini terketmiş bir yalancıdır!" diyerek bağırmakta idi.

Peygamberimiz (a.s.)ı, yanlarından ayrılırken arkasından taşlamayan bir kabile kalmadı ![348]

Abdullah b. Vâbısatu´l-Absî´nin babasından, babasının da dedesinden rivayetine göre, dedesi demiştir ki:

"Mina´daki konak yerlerimizde bulunduğumuz sırada, Resûlullah (a.s.) bize geldi.

Biz, o sırada, Hayf mescidinin yanındaki Cemretü´l-ûlâ´da konaklamış bulunuyorduk.

Resûlullah (a.s.) devesinin üzerinde, Zeyd b. Harise de terkisinde idi.

Bizi İslâmiyete davet etti, ama vallahi biz onun davetini kabul etmedik!

Davetini kabul etmeyişimiz, bizim için, hiç de hayırlı olmadı.

Halbuki, kendisinin peygamber olarak ortaya çıktığını ve hac mevsimlerinde halkı İslâmiyete davet ettiğini de işitmiş bulunuyorduk.

Başımıza dikilip bizi Müslümanlığa davet edince, kabul etmedik!

O sırada yanımızda bulunan Meysere b. Mesrûku´l-Absî:

´Vallahi, şu zâtı tasdik etmiş, kendisini bindirip yurdumuzun ortasına götürmüş olsak, muhakkak ki, yerinde bir görüş olur.

Vallahi, onun işi muvaffak olacak, ve hatta, her ulaşılacak yere ulaşacaktır!´ dedi.

Abs kavmi, ona:

´Bırak, bizi üstesinden gelemeyeceğimiz birşeyle karşılaştırma!´ dediler.

Resûlullah (a.s.), Meysere hakkında ümide düşüp kendisiyle konuştu.

Meysere:

´Senin sözünden daha güzeli, daha nurlusu yoktur.

Fakat, ne yapayım ki, kavmim bana muhalefet ediyorlar.

Kişi ise, kavmiyle birlikte hareket etmek zorundadır.

Kavmi ona destek ve yardımcı olursa, düşmanlar ondan daha uzak durur, ona hiç yanaşmazlar!´ dedi.

Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.) oradan ayrıldı.

Abs kavmi de, yurtlarına dönmek üzere, konak yerlerinden ayrıldılar.

Meysere, onlara:

´Bizi götürürken, Fedek´e yönelin! Orada Yahudiler vardır.

Onlara bu zâtı bir soralım bakalım ´ dedi.

Yahudilerin yurduna yönelip yanlarına vardılar.

Yahudiler, Benî Abs´lere bir Kitab çıkartıp ortaya koydular. Onda, Resûlullah Al eyhisselamın anıldığı yeri okudular:

´O Peygamber, ümmîdir ve Arabdır. Deveye, merkebe biner, ekmek kırıntılarını yemekle yetinir. Ne uzun, ne de kısa boyludur. Ne kıvırcık, ne de düz saçlıdır. Kendisinin gözlerinde hafif kırmızılık vardır. Teni pembedir.1

[Kitab´dan bunu okuduktan sonra, Yahudiler]:

´Eğer o sizi getirdiği dine davet ederse, onun davetini kabul edin ve onun dinine girin!

Bizler ise, onu kıskanırız ve ona tâbi olmayız.

Onun eliyle, bize, birtakım savaşlarda büyük belalar gelecektir.

Araplardan da, ona tâbi olmayan, onunla çarpışmayan hiç kimse kalmayacaktır!

Siz, ona tâbi olanlardan olun!1 dediler.

Bunun üzerine, Meysere, Benî Abs´lere:

´Ey kavmim! İşte, iş apaçık meydana çıktı!´ dedi.

Benî Abs´ler:

´Önümüzdeki yıl, hac mevsiminde döner, onunla buluşuruz´ dediler, yurtlarına döndüler.

Fakat, Benî Abslerin ileri gelenleri hac mevsiminde buna razı olmadıkları için, onlardan hiçbirisi Resûlullah (a.s.)a tâbi olamadı.

Resûlullah (a.s.), Medine´ye hicret ettikten sonra, Mekke´ye gelerek Veda Haccını yaptığı zaman, Meysere Resûlullah (a.s.)la karşılaştı ve hemen onu tanıdı:

´Yâ Rasûlallah! Vallahi, senin bize geldiğin günden beri, sana tâbi olmayı özlemekten geri dur­madım.

Bildiğin gibi, Allah, Müslümanlığımı geciktirmemden başkasına razı olmadı.

O gün benim yanımda bulunmuş olan kimselerin hepsi ölüp gitmiş bulunuyorlar.

Ey Allah´ın Peygamberi! Onların girdikleri yer neresidir ´ diye sordu.

Resûlullah (a.s.):

´Her kim İslâmiyetten başka din üzerinde ölmüş ise, o, ateş (Cehennem) içindedir!´ buyurdu.[349]

Meysere:

´Hamdolsun o Allah´a ki, beni[350] senin sayende ateşten (Cehennemden)[351] kurtardı´ deyip hemen Müslüman oldu. Ve iyi birMüslüman oldu."[352]

Allah ondan razı olsun![353]



Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Sevde ile Evlenişi


Nübüvvetin onuncu yılı, Ramazan ayında,[354] Osman b. Maz´un´un zevcesi Havle Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ın evine gelip:[355]

"Yâ Rasûlallan! Evine girince, sanki Hatice´nin yokluğunu görür gibi oldum!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Evet, öyledir. O, çocukların anası, evin sahibesi, görüp gözeticisi idi" buyurdu.[356]

Havle Hatun:

"Yâ Rasûl ali ah! Evlenmez misin " dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Kiminle " diye sordu.

Havle Hatun:

"Kız istersen kızla, dul istersen dulla!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Dul olan, kimdir " diye sordu.

Havle Hatun:

"Zem´a´nın kızı Sevde´dir! Sana iman etmiş, söylediklerine tâbi olmuştur" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Haydi, git! Benim için dünürlük et!" buyurdu.

Havle Hatun, Hz. Sevde´nin yanına vardı. Ona:

"Yüce Allah, senin üzerine, hayır ve bereketten neyi indirdi, biliyor musun dedi.

Hz. Şevde:

"Nedir o hayr ve bereket " diye sordu.

Havle Hatun:

"Resûlullah (a.s.), seni kendisine istemek üzere, beni gönderdi" dedi.

Hz. Şevde:

"Sen, bunun olmasını istiyorsan, babamın yanına git! Bunu ona söyle!" dedi.

Zem´a; çok yaşlı ve yaşlılığı sebebiyle hacdan geri kalmış bir ihtiyardı.

Havle Hatun, onun yanına girip, kendisini Cahiliye devri selamıyla selamladı.

Zem´a:

"Kim bu " diye sordu.

Havle Hatun:

"Hakîm´in kızı Havle!" dedi.

Zem´a:

"Başında ne hal var " diye sordu.

Havle Hatun:

"Muhammed b. Abdullah, kendisine Sevde´yi istemek üzere, beni gönderdi" dedi.

Zem´a:

"Doğrusu, çok şerefli bir eşittir! Arkadaşın (Şevde), buna ne diyor " dedi.

Havle Hatun:

"Bunu senin arzuna bıraktı" dedi.

Zem´a:

"Öyle ise, onu benim yanıma çağır!" dedi.

Havle Hatun, Hz. Sevde´yi çağırdı.

Zem´a:

"Kızcağızım! Bu Havle, Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib´in, kendisini, seni kendisine iste­mek üzere gönderdiğini söylüyor. O, gerçekten, şerefli bir eşittir. Seni ona nikahlamamı istiyor musun " diye sordu.

Hz. Şevde:

"Evet!" dedi.[357]

Fakat, Hz. Şevde, vefat eden kocasından beş-altı küçük çocuğu bulunduğu için, Peygamberimiz (a.s.)la evlenmeye cesaret edemiyordu.

Peygamberimiz (a.s.), onun tereddüt ettiğini görünce:

"Senin benimle evlenmene engel olan nedir " diye sordu.

Hz. Şevde:

"Vallahi, ey Allah´ın Peygamberi! Yaratılmışlardan, bana, senden daha sevgilisi olamazken, benim seninle evlenmeme ne engel olabilir

Fakat, şu küçük çocukların, sabah akşam senin başında bağırıp çağırmaları olmasa; ben bu işi seni memnun ve mesrur etmek için seve seve yaparım" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Senin benimle evlenmene, bundan başka, engel olan birşey var mı " diye sordu.

Hz. Şevde:

"Yoktur vallahi!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Allah sana rahmet etsin![358]

Develere binen Arap kadınlarının hayıriısı[359] Kureyş kadınlarının yararlısı olup,[360] onlar küçük çocuğuna karşı en çok şefkat gösterir, kocasına da elindeki işi hususunda en çok riayet eder" buyur-du.[361]

Hz. Şevde:

"Yâ Rasûl ali ah! Ne yapmamı bana emir buyurursun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Seni bana nikahlaması için, kavminden bir adama emret!" buyurdu.

Hz. Şevde de, Hâtıb b. Amr´a emretti.

Hz. Şevde, Hz. Hatice´den sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın ilk evlendiği hatundu.

Bu evlilik, nübüvvetin onuncu yılı Ramazan ayının içinde vuku buldu.[362]



Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)dan Safâ Tepeciğini Altına Çevirmesini İstemeleri


Kureyş müşrikleri, bir gün, Peygamberimiz (a.s.)dan bir mucize getirmesini istediler.

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Size hangi şeyi getirmemi istiyorsunuz " diye sordu.

Müşrikler:

"Safa tepeciğini bizim için altın yap!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben bunu yaparsam, beni tasdik eder, doğrular mısınız " diye sordu.

Müşrikler:

"Evet! Tasdik ederiz! Vallahi, sen bunu yaparsan, muhakkak, topyekün sana tâbi oluruz![363]

Eğer senin söylediklerin hak ve gerçekse ve bizim iman etmemiz seni sevindirecekse, haydi, Safa tepeciğini bizim için altına çevir![364]

Safa tepeciğini bize altın yapması için Rabbine dua et! Biz de sana iman edelim!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Dediğinizi yapar mısınız " diye sordu.

Kureyş müşrikleri:

"Evet! Yaparız!" dediler.[365] Yemin de ettiler.[366]

Bunu isteyenler, Kureyş müşriklerinden:

Nadr b. Haris,

Ümeyye b. Halef,

Ebu Cehil Amr b. Hişam idi .[367]

Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Yüce Allah´a dua etti.[368]

Cebrail (a.s.) gelip:[369]

"Yâ Muhammed![370] Yüce Rabbin sana selam ediyor ve:

´İstersen, onlar için, Safa tepeciğini altın yapayım.

Fakat, bundan sonra onlardan kim küfre kalkışırsa, işte o zaman, Ben onları muhakkak ki âlemler­den hiçbirisini azaplandırmadığım bir azapla azaba uğratırım![371]

İstersen, istediklerini yerine getirmeyeyim de,[372] kendilerine tevbe ve rahmet kapısını açık tutayım 1 buyuruyor" dedi.[373]

Rahmetenli´l-âlemîn olan Peygamberimiz (a.s.):

"Hayır! Safâyı altın yapıp da, onları azaba çarpma![374]

Bilakis, onlara tevbe ve rahmet kapısını açıktut![375] Tevbekâr oluncaya kadar, onları bırak!" diyerek dua etti.[376]

Süheylî´nin İbn İshak´tan nakline göre; müşrikler de, korkarak, bu yoldaki isteklerinden vazgeçtil-er.[377]

Peygamberimiz (a.s.)dan istemiş oldukları şey için, "İstemiyoruz!" dediler.[378]

İşte:

"Bizi, (Kureyşflere) âyetler (mucizeler) göndermemizden alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalan­lamış olduklarıdır.

Biz, Semûd´a, gözleri göre göre o dişi deveyi verdik de, (onu öldürdüler ve) bu yüzden kendilerine yazık ettiler!

Halbuki, Biz âyetleri (azab ve helak etmek için değil), ancak (âhiret azabından) korkutmak için gön­deririz" (İsrâ: 59) mealindeki âyetin bunun üzerine nazil olduğu rivayet edildiği gibi;[379]

"Allah´a, yeminlerinin bütün hızıyla and ettiler ki, eğer kendilerine bir âyet (bir mucize) gelirse, her halde iman edecekler! De ki: ´Âyetler, ancak Allah´ın nezdindedir.´ O geldiği zaman da, onların, muhakkak, yine iman etmeyeceklerinin farkında değil misiniz " (En´am: 109) mealindeki âyetin de bunun üzerine nazil olduğu rivayet edilir.[380]



Peygamberimiz (a.s.)la Alay Eden Müşrikler ve Akıbetleri


Peygamberimiz (a.s.), bir gün, Kureyş müşriklerinden

Velid b. Mugîreye,

Ümeyye b. Halef´e,

Ebu Cehil Amr b. Hişam´a rastlamıştı.

Bunlar; kaşlarını göllerini oynatarak, Peygamberimiz (a.s.)la alay ettiler.[381]

Başlarıyla Peygamberimiz (a.s.)a işaret ederek:

"Bu da, kendisinin peygamber olduğunu ve yanında Cebrail bulunduğunu sanıyor! " dediler.[382]

Onların bu tutum ve davranışları Peygamberimiz (a.s.)ın çok ağırına gitti.

Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği âyetlerde mealen şöyle buyurdu:

"Andolsun ki, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de, eğlenmekte oldukları şey, içlerinden o maskaralık edenleri, çepeçevre kuşatıverdi!

De ki: ´Yeryüzünde gezip dolaşın! Sonra da, bakın ki, (peygamberleri) yalanlayanların sonu nice olmuştur!´"[383]

Peygamberimiz (a.s.); karşılaştığı her türlü eza, cefa, istihza ve yalanlamaya katlanarak ve âhirette sevabını umarak, Yüce Allah´ın emriyle, kavmine öğüt vermeye devam etti.[384]

Peygamberimiz (a.s.)la alay eden müşrik ulularından:

Esved b. Muttalib,

Esved b. Abdi Yağus,

Velid b. Mugîre,

Âsb.Vâil,

Haris b. Tulaytıla

kötülüklerini sürdürdükleri ve Peygamberimiz (a.s.)la alaylarını çoğalttıkları zaman, Yüce Allah, Peygamberimiz (a.s.)a âyetler indirdi[385] ve indirdiği âyetlerde meal olarak şöyle buyur­du:

geliriz!)

Onlar, yakında (uğrayacakları akıbetleri) bileceklerdir!

Andolsun; biliyoruz ki, onların söyleyip durduklarından göğsün daralıyor!" (Hicr: 95-97)

Cebrail (a.s.), bir gün, gelip, Kabe´de Peygamberimiz (a.s.)ın yanına dikilmişti.

Kureyş müşriklerinin Peygamberimiz (a.s.)la alay edenlerinden:

Esved b. Muttalib,

Esved b. Abdi Yağus,

Velid b. Mugîre,

Âs b. Vâil,

Haris b. Tulaytıla, o sırada, Kabe´yi tavaf ediyorlardı.[386]

Esved b. Abdi Yağus, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelince, Cebrail (a.s.):

"Sen bunu nasıl buldun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Benim dayım olmakla beraber, Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.

Cebrail (a.s.):

"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.

Ondan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına, Âs b. Vâil geldi.

Cebrail (a.s.):

"Bunu nasıl buldun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.

Cebrail (a.s.):

"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.

Ondan sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına, Velid b. Mugîre geldi.

Cebrail (a.s.):

"Bunu nasıl buldun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.

Cebrail (a.s.):

"Biz, senin için onun hakkından geliriz!" dedi.

Sonra, Esved b. Muttalib geldi.

Cebrail (a.s.):

"Bunu nasıl buldun " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Bu da Allah´ın kötü bir kuludur!" buyurdu.

Cebrail (a.s.):

"Biz, senin için onun hakkından da geliriz!" dedi.[387]

Bunların hepsi de, birer musibete uğrayarak, Bedir savaşından önce ölüp gittiler.[388]



Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)ın Secdede Boynunu Çiğnemeye Yemin Edişi


Ebu Cehil,[389] bir gün, Kureyş azgınlarından bir topluluğun içinde:[390]

"Vallahi,[391] Muhammed´i[392] Kabe´nin yanında[393] namaz kılarken görecek olursam, muhakkak, onun boynunu çiğnerim!" demişti.[394]

Peygamberimiz (a.s.):

"Eğer o bunu yapmaya kalkacak olursa, [395] muhakkak, zebanilerden, başları gökte, ayakları yerde oniki melek

iner[396], açıktan[397] kendisini yakalayıverirler!" buyurdu.[398]

Peygamberimiz (a.s.) namaz kıldığı sırada,[399] Ebu Cehil haber alıp acele[400] geldi.[401]

"Yâ Muhammed![402] Ben seni[403] bundan[404] men etmedim mi [405]

Ben seni bundan men etmedim mi

Ben seni bundan men etmedim mi " dedi.[406]

Peygamberimiz (a.s.), namazdan dönünce,[407] onu azarladı.[408]

Ebu Cehil:

"Yâ Muhammed![409] Sen beni nasıl azariarsın [410]

Sen de bilirsin ki,[411] şu vadide benim meclisimden daha kalabalık bir meclis yoktur![412]

Vallahi, istersem, şu vadiyi sana karşı süvariler ve piyadelerle doldururum!" dedi.[413]

Ebu Cehil, Kureyş müşriklerinden bir topluluğa:

"Muhammed sizin aranızda hâlâ yüzünü toprağa sürüyor mu !" diye sormuştu.

"Evet! Sürüyor!" denilince, Ebu Cehil:

"Lâtve Uzzâ´ya andolsun ki; ben onu böyle yaparken görürsem, ya onun boynuna basarım, ya da yüzünü toprağa sürerim!" dedi.[414]

Namaz kıldığı sırada, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.

Kendisinin birdenbire Peygamberimiz (a.s.)ı bırakıp geri döndüğü ve elleriyle korunduğu görüldü! Kendisine:

"Sana ne oldu " diye sorulunca:

"Onunla benim aramda ateşten bir hendek! Korkunç birşeyler, birtakım kanatlar!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.) da:

"Eğer bana yaklaşmış olsaydı, melekler kendisinin uzuvlarını birer birer koparırlardı!" buyurdu.[415]

Hz. Abbas da, bu husustaki bir müşahedesini şöyle anlatmıştır "Bir gün Mescid-i Haram´da idim. Oraya Ebu Cehil geldi: ´Andolsun ki; secdede görürsem, Muhammed´in boynuna basacağım!´ dedi. O sırada, Resûlullah (a.s.) geldi. Ebu Cehil´in söylediği sözü kendisine haber verdim.

Son derecede kızdı, ve Mescid-i Haram´a kapısından girmeyi beklemeyerek, hemen duvarından aşarak girdi.

Kendi kendime:

´Bu, kötü ve uğursuz bir gündür!1 dedim. Hemen, izarımı toplayıp, ben de arkasından gittim.

Resûlullah (a.s.), Alak sûresini başından sonuna kadar okudu ve secde etti.

Ebu Cehil´e:

´Ey Ebu´l-Hakem! İşte, Muhammed secdede!´ dediler.

Ebu Cehil:

´Siz benim gördüğümü görmüyor musunuz !

Vallahi, gök ufku gerilip önümü kapattı!1 dedi."[416]



Peygamberimiz (a.s.)ın Ebu Cehil´e, İraş´a Olan Borcunu Ödettirişi


İraş b. Amr diye anılan[417] bir adam devesine binip Mekke´ye gelmiş, Ebu Cehil de ondan devesi­ni satın almıştı.

Fakat, ona devesinin bedelini ödemeyi geciktirmiş, uzatmış durmuştu.

Adamcağız, Kureyşîlerin toplandıkları yere vardığı sırada, Peygamberimiz (a.s.), Mescid-i Haram´ın bir köşesinde oturuyordu.

İraş b. Amr:

"Ey Kureyş cemaatı! Ben garib, yolcu bir adamım!

Ebu´l-Hakem Amr b. Hişam´daki hakkımı almak için, bana kim yardım eder " diye sordu.

Orada oturanlar, Ebu Cehil´in Peygamberimiz (a.s.)a olan düşmanlığını bile bile, alay için, Peygamberimiz (a.s.)ı göstererek:

"Şu oturan adamı görüyor musun

Sen ona git! O, senin ondaki hakkını almakta sana yardım eder!" dediler.

Adamcağız, varıp Peygamberimiz (a.s.)ın başucuna dikildi:

"Ey Allah´ın kulu! Ebu´l-Hakem Amrb. Hişam, bana hakkımı ödememekte baskın çıktı.

Ben garib ve yolcu bir adamım!

Şu cemaattan, ondaki hakkımı almakta bana yardım edecek bir adam sormuştum.

Onlarda, bana seni gösterdiler.

Sen ondan benim hakkımı alıver! Allah seni rahmetiyle esirgesin!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.), hemen kalkıp, onunla birlikte Ebu Cehil´e gitti.

Kureyş cemaatı Peygamberimiz (a.s.)ın kalkıp adamla birlikte gittiğini görünce, yanlarında­ki adamlardan birine:

"Onu takip et; bak, gör ne yapacak !" dediler.

Peygamberimiz (a.s.) Ebu Cehil´in evine kadar gitti, kapısını çaldı. Ebu Cehil, içeriden:

"Kim o " diye sordu.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben Muhammed´im! Hemen yanıma çık!" buyurdu.

Ebu Cehil Peygamberimiz (a.s.)ın yanına çıktı. Kendisinin yüzü sararmış, benzi değişmişti.

Peygamberimiz (a.s.), ona:

"Ver şu adamın hakkını!" buyurdu.

Ebu Cehil:

"Olur!" dedi. Hemen içeri girdi. Hiç güçlük çıkarmadan, adamcağızın hakkını getirip kendisine verdi.

Peygamberimiz (a.s.), İraş´a:

"Git artık işinin başına!" buyurdu. Kendisi de oradan ayrıldı.

Kureyş cemaatının gönderdikleri adam yanlarına gelince, ona:

"Ne gördün " diye sordular.

Adam:

"Şaşılacak şeylerden şaşılacak şey gördüm!

Vallahi, o Ebu´l-Hakem´in kapısını çalar çalmaz, Ebu´l-Hakem hemen onun yanına çıktı ve benzi sarardı. Ebu´l-Hakem´e:

´Ver şu adamın hakkını!´ dedi. Ebu´l-Hakem de:

´Olur!1 dedi. Hemen içeri girdi. Hiç güçlük çıkarmadan, adamın hakkını getirip ödedi" dedi.

İraş da, Kureyşîlerin meclislerine gelip:

"Allah o zât hayırla mükâfatlandırsın!

Vallahi, o benim hakkımı Ebu´l-Hakem´den alıverdi!" dedi.[418]

Çok geçmeden, oraya Ebu Cehil de geldi.

Mecliste bulunanlar, ona:

"Ne oldu sana Vallahi, biz, şimdiye kadar, senin yaptığın şeyin bir benzeri daha görmedik!" dedil­er. Ebu Cehil:

"Vallahi, o kapımı çalar çalmaz, onun sesini duyar duymaz, içime bir korku doldu!

Kendisinin yanına çıktığım zaman, başının üzerinde, develerden öyle bir puğur gördüm ki, şimdiye kadar ben onun gibi büyük başlısını, boyunlusunu ve dişlisini hiç görmemişimdir!

Vallahi, adamın hakkını ödemekten kaçınsaydım, muhakkak o puğur beni yiyiverir, yutuverirdi![419] Hemen adamın hakkını verdim!" dedi.

Orada bulunan cemaat:

"Bu da onun sihirlerinden biridir!" dediler.[420]



Âs b. Vâil´in Habbab´a Olan Borcunu Ahirette Ödeyeceğini Söylemesi


Ashabdan Habbab b. Eret, Cahiliye devrinde,[421] Mekke´de demirci idi.[422] Kılıç yapandı.

Yaptığı ve sattığı kılıçlardan,[423] Âs b. Vâil´in üzerinde toplanmış bir hayli dirhem[424] alacağı vardı.

Alacağını istemek üzere, onun yanına gitti.[425]

Âs b. Vâil:

"Sen Muhammed´i inkâr etmedikçe, sana birşey ödemem!" dedi.

Habbab b. Eret:

"Vallahi, sen ölünceye ve öldükten sonra dirilinceye kadar, ben onu inkâr etmem!" dedi.[426]

Âsb.Vâil:

"Ben öldükten sonra dirilecek miyim " diye sordu.

Habbab b. Eret:

"Evet! Dirileceksin!" dedi.[427]

Âs b. Vâil:

"Siz, Cennette gümüş, altın, ipek ve her çeşit meyveler bulunduğunu söylüyorsunuz, değil mi " diye sordu.

Habbab b. Eret:

"Evet!" dedi.[428]

Âs b. Vâil:

"Ey Habbab! Dinine tâbi olduğunuz sahibiniz şu Muhammed de, Cennetliklerin Cennette altından, gümüşten, giyileceklerden ve hizmetçilerden istediklerini hazır bulacaklarını söylemiyor mu " diye sordu.

Habbab b. Eret:

"Evet!" dedi.

Âsb.Vâil:

"O halde, ey Habbab! Sen bana Kıyamet gününe kadar mühlet ver! Ben Cennet yurduna döneceğime,[429] bana o zaman mal ve evlat verilecek olduğuna,[430] mal ve evladıma döneceğime göre,[431] bendeki hakkını da sana o zaman orada öderim!"[432] diyerek, Kufâm Kerîm´in Cennette mü´minlere verilecek nimetler hakkındaki âyetleriyle alay etmek istedi.[433]

"Vallahi, ey Habbab! Ne sen, ne de sahibin ve sahiplerin, Allah katında benden daha iyi ve bu hususta daha nasipli olamazsınız![434]

Vallahi, senin söylediğin gerçekleşecek olsaydı, orada ben muhakkak senden daha üstün olurdum!" dedi.[435]

Yüce Allah, Âs b. Vâil hakkında âyetler indirdi.[436] İndirdiği âyetlerde, meal olarak şöyle buyurdu:

"Şu âyetlerimizi tanımayan ve ´Bana elbette mal ve evlat verilecek!´ diyen adamı gördün mü

O gayba mı vâkıf olmuş

Yoksa, çok Esirgeyen (Allah) katından, bir ahid mi almış

Hayır! Öyle değil!

Biz, onun söylemekte olduğu (sözü) yazar, azabını da uzattıkça uzatırız!

Onun söyleyegeldiğine, Biz mirasçı olacağız ve o, Bize tek başına gelecektir!"[437]



Peygamberimiz (a.s.)ın Süveyd b. Sâmit´le Görüşüp Kendisini İslamiyete Davet Edişi


Medineli Evs kabilesinden Amr b. Avf oğullarının kardeşi Süveyd b. Sâmit, hac veya umre için, Mekke´ye gelmişti.[438]

Kendisine, kabilesi içinde, cesareti, şiirleri, yaşlılığı,[439] soyu ve şerefliliği ile,[440] "Kâmil" ismi ver­ilmişti.

Peygamberimiz (a.s.), Süveyd´in Mekke´ye geldiğini işitince, gidip[441] onu Yüce Allah´a imana,[442] Kur´ârvı Kerîm okuyup-kendisini İslâmiyete davet etti.[443]

Süveyd İslâmiyeti ne kabul etti,[444] ne de ondan uzaklaştı.[445]

Kur´ân-ı Kerîm hakkında da:

"Hiç şüphesiz, bu, güzel bir sözdür![446]

Belki de, sende olan, benim yanımdakinin benzeridir!" dedi.

Peygamberimiz (a.s.):

"Senin yanındaki nedir " diye sordu.

Süveyd:

"İçinde Lokman´ın hikmetli sözleri yazılı Mecelle (Mecmua)!" dedi.[447]

Peygamberimiz (a.s.):

"Onu bana okusana " buyurdu.

Süveyd onu Peygamberimiz (a.s.)a okudu.[448]

Peygamberimiz (a.s.):

"Şüphesiz ki, bu, güzel bir sözdür.

Fakat, benim yanımdaki, Allah´ın bana indirdiği.[449] Allah´ın Kelamı olan[450] Kur´ân[451] bundan daha güzel,[452] daha üstündür!

O, hidayet ve nurdur!" buyurdu.[453]

Süveyd, dönüp Medine´ye, kavminin yanına gitti.

Çok geçmeden de, Hazrecîler tarafından öldürüldü.[454]

Kabilesi halkından bazı kimseler:

"Biz onun Müslüman olduğu halde öldürüldüğünü gördük!" demişlerdir.[455]

Böyle ise, Allah ona rahmet etsin![456]


Kureyş Müşrikleriyle İttifak Kurmaya Gelen Medinelilerin İslamiyete Davet Edilişi


Ebu´l-Hayser Enes b. Rafi´, kavmi olan Abduleşhel oğullarından, içlerinde İyas b. Muaz´ın da bulun­duğu bazı gençlerle Mekke´ye gelmişti.

Maksatları; Hazrecîlere karşı, Kureyşîlerle bir ittifak antlaşması yapma çareleri aramakü.

Peygamberimiz (a.s.), onların geldiğini işitince, gidip yanlarına oturdu ve onlara:

"Sabahlamak üzere geldiğiniz şeyden, sizin için daha hayırlısı yok mudur " diye sordu.

"Nedir o daha hayırlı olan şey " dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Ben Allah´ın Resûlüyüm! Allah beni, hiçbir şeyi şerik koşmaksızın Allah´a ibadet etmeye davet edeyim diye kullara gönderdi ve bana Kitab da indirdi" buyurduktan sonra, onlara İslâmiyeti anlattı ve Kur´ân-ı Kerîm okudu.

Henüz pek genç yaşta olan İyas b. Muaz:

"Ey kavmim! Bu, vallahi, sağlamaya geldiğiniz şeyden daha hayırlıdır!" dedi.

Ebu´l-Hayser Enes b. Râfi1, hemen yerden bir avuç toprak alıp İyas b. Muaz´ın yüzüne atıp, onu:

"Sen bizi kendi halimize bırak! Hayatım üzerine yemin ederim, biz buraya ondan başkası için gelmiş bulunuyoruz!" diyerek[457] azarlayınca,[458] İyas b. Muaz sustu.[459] Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.), kalkıp onların yanlarından ayrıldı.[460]

Ebu´l-Hayser ve arkadaşları da, Medine´ye döndüler.[461]

İyas b. Muaz, çok geçmeden vefat etti.

Vefat ederken yanında bulunanlar, onun ruhunu teslim edinceye kadar Yüce Allah´ı tevhid, tekbir ve O´na hamd edip durduğunu işitmişler, Müslüman olarak öldüğünde şüphe etmemişlerdir.[462]

Yüce Allah ona rahmet eylesin!

Ebu´l-Hayser Enes b. Rafi1 ve arkadaşları Mekke´den Medine´ye döndükten sonra, Kays b. Hâtım da Mekke´ye geldi.

Peygamberimiz (a.s.) onu da İslâmiyete davet etti.

Kays:

"Sen beni bu yıl bırak da, işimin üzerinde bir düşüneyim, sonra senin yanına yine gelirim!" dedi.

Fakat, gelecek yıldan önce öldü, gelemedi.[463]



Peygamberimiz (a.s.)ın Akabe´de Medineli Altı Hazrecî ile Buluşup Görüşmesi


Peygamberimiz Aleyhisselaım, nübüvvetin onbirinci yılında,[464] hac mevsiminde Akabe´de bulun­duğu sırada idi ki, Yüce Allah´ın kendilerine hayır murad ettiği Medineli Hazrecîlerden küçük bir toplu­lukla karşılaştı .[465]

Başka bir deyişle; Yüce Allah, İslâmiyeüe şereflendirmek istediği Medinelilerden, başlarını kazıtıp ihramdan çıkmış bazı kişilere, Peygamberimiz (a.s.)ı sevketti.[466] Ki, onlar:

Es´ad b. Zürâre,

Avf b. Haris,

Râfi1 b. Malik,

Kutbe b. Âmir,

Ukbe b.Âmir, Câbirb. Abdullah idi.[467]

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Siz, kimlersiniz " diye sordu.

Onlar:

"Hazrec kabilesinden bazı kişileriz!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Yahudilerin dost ve müttefikleri olan Hazrecîlerden misiniz " diye sordu.

Onlar:

"Evet!" dediler.

Peygamberimiz (a.s.):

"Oturmaz mısınız Sizinle biraz konuşayım" buyurdu.

Onlar:

"Olur" dediler, oturdular.

Peygamberimiz (a.s.) onları Yüce Allah´a imana davet ve kendilerine İslâmiyeti arz ve tek­lif etti, Kur´ân-ı Kerîm okudu.

Yüce Allah, Medinelilere İslâmiyetle yapacağı ihsanı yaptı.

Yahudiler, Kitab ve ilim sahibi idiler. Medine´nin yerlisi olan Evs ve Hazrecîler ise putperest idiler. Bunlar, kendi yurtlarında Yahudilerle çarpışır dururlardı.

Aralarında birşey çıktıkça, Yahudiler bunlara:

"Bir peygamber gönderilmek üzeredir. Onun geleceği zamanın gölgesi düşmüştür. O Peygamber gelince, biz ona tâbi olacağız. Onunla birlik olup, Âd ve İrem kavminin öldürüldükleri gibi, biz de sizi öldüreceğiz!" derlerdi.

Peygamberimiz (a.s.), Medineli Hazrecîlerle konuşup kendilerini Allah´a imana davet edince, birbirlerine:

"Ey kavmimiz! Biliniz ki: Vallahi bu, Yahudilerin bizi kendisiyle korkuttuğu peygamber olsa gerek! Sakın, Yahudiler ona inanmak ve tâbi olmakta sizi geçmesinler" diyerek, Peygamberimiz (a.s.) m kendilerini davet ettiği şeye icabet ve İslâmiyetten kendilerine teklif edilen şeyleri hemen kabul ve tasdik ettiler.

"Biz, kavmimizi, hem birbirlerine karşı, hem de kavmimizden olmayan bir kavme (Yahudilere) karşı, aralarında düşmanlık ve kötülük olduğu halde gerimizde bırakmış bulunuyoruz.

Umulur ki, Allah onları senin sayende biraraya toplar.

Biz, hemen yanlarına vanp, onları da senin işine, İslâmiyete davet edecek; bizim bu dinden kabul ettiğimiz şeyleri onlara da arz ve teklif edeceğiz.

Eğer Allah onları bu din üzerinde birleştirirse, senden daha aziz ve daha şerefli bir kimse olamaz!" dediler.[468]

Peygamberimiz (a.s.), onlara:

"Siz, Rabbimin elçilik vazifesini halka tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar beni koruyacak, bana yardımcı olacak mısınız " diye sordu[469] ve kendileriyle birlikte Medine´ye gitmek istedi.[470]

Onlar:

"Sen de biliyorsun ki, Evs ve Hazrec kabileleri arasında kanlar dökülmüştür. Allah´ın onları senin İslâmiyet işinle doğru yola çıkaracağını çok umuyoruz.[471]

Yâ Rasûlallah![472] Biz, Allah ve Resûlü için son derecede gayret göstereceğiz! Fakat, biz, bugün birbirlerine karşı kızgın,[473] birbirlerinden uzaklaşmış,[474] önceki yıl Buasta birbirlerimizle çarpışmış bulunuyoruz.

Biz bu durumda iken, eğer sen bugün yanımıza gelirsen, bizim için senin üzerinde toplanma, bir­leşme hâsıl olmaz![475]

Biz sana görüşümüzü sunuyoruz.

Sen, Allah´ın ismiyle, biraz bekle![476]

Bu yıl bizi serbest bırak![477]

Biz kavim ve kabilemizin yanına dönelim.[478]

Onlara senin işini haber verelim.

Kendilerini Allah´a ve Allah´ın Resûlüne,[479] senin davet ettiğin şeylere[480] davet edelim.

Belki Allah aramızı düzeltir,[481] işimizi birleştirir.[482]

Allah´ın bizleri senin üzerinde birleştirmesi umulur.[483]

Eğer onlar senin üzerinde sözbirliği eder, sana tâbi olurlarsa,[484] senden daha aziz bir kimse olmaz ![485]

Biz, sana, gelecek yıl hac mevsiminde gelmeye söz veriyoruz!" dediler.[486]

Peygamberimiz (a.s.) da kabul etti.[487]

Onlar; gerçekten, inanmış, Peygamberimiz (a.s.)ı ve getirdiklerini doğrulamış olarak yurt­larına dönmek üzere, Peygamberimiz (a.s.)ın yanından ayrı İdi lar.[488]

Medine´ye, kavimlerinin yanına vardıkları zaman, Peygamberimiz (a.s.)ı anlatmaya ve onları İslâmiyete davet etmeye koyuldular.[489]

Ensar evlerinden, içinde Peygamberimiz (a.s.)ın anılmadığı,[490] İslâmiyetin açıklan-madığı[491] ev kalmadı.[492]

Allah onlardan razı olsun![493]


Zekvan b. Abdi Kays´ın Müslüman Oluşu


Zekvan b. Abdi Kays da, Es´ad b. Zürâre ile Medine´den Mekke´ye gelerek Peygamberimiz (a.s.)la buluşmuş, Peygamberimiz (a.s.) İslâmiyeti arz ve teklif edip Kur´ân-ı Kerîm okuyunca, Müslüman olmuştur.[494]

Yüce Allah ondan razı olsun![495]











--------------------------------------------------------------------------------

[1] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130.

[2] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 129.

[3] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 58, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 227, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 130, Ebu´l-Fidâ,el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 58.

[5] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58-59, İbn Seyyid, c. 1 , s. 130, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.

[6] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 345.

[7] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362, Taberî, Târih, c. 2, s. 219, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 345.

[8] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 362, Taberî, c. 2, s. 219, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130-131 .

[9] Taberî, Târih, c. 2, s. 21 9.

[10] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.

[11] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59.

[12] Taberî, Târîh.c. 2, s. 220.

[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 362.

[14] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.

[15] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59.

[16] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 362.

[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, Ahmed b. Hanbel, c. 1,s.362.

[18] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 130-131, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.

[19] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, Taberî, c. 2, s. 219, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 31, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 123.

[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 131, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.

[21] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 122, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 233, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 98, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 54, Neseî, Sünen, c. 4, s. 90-91, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 342-343, Vâhidî, E sbâbü´n-nüzûl, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 131-132, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 124.

[22] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 59, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, c. 1, s. 131, Zehebî, s. 236, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.123.

[23] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 59, İbn Sa´d, c. 1, s. 122-123, Beyhakî, c. 2, s. 346, İbn Seyyid, 11, s. 131, Zehebî, s. 236,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 123.

[24] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 18, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 54, Vâhidî, E sbâbü´n-nüzûl, s. 228, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 132.

[25] Kasas: 56.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/119-122.

[26] İbn Sa´d. Tabakât. c. 3. s. 543. Zehebı. Târıhu´l-islâm. s. 233.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/122-123.

[27] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 130.

[28] Belâzurî, c. 1,5.236, İbn Seyyid, c. 1, s. 129.

[29] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 2, s. 57, İbn Esîr, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 10, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 71.

[30] Belâzuıî, Ensâb, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 2, s. 90.

[31] Belâzuıî, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 2, s. 90. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 299.

[32] Kastalâni, Mevahib,c.1, s. 71, Diyarbekrî, c. l.s.299.

[33] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 35.

[34] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 124, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 349, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 47.

[35] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 1 24, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 214, Neseî, Sünen, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, Ebu´l-Ferecİbn Ceraf, el-Vefa, c. 1, s. 208, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 234, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 125, Halebî, c. 2, s. 47.

[36] Beyhakî, c. 2, s. 349, İbn Seyyid, c. 1, s. 132, Zehebî, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[37] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 208, Diyarbekn, c. 1.S.301 .Halebî, c. 2, s. 47.

[38] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 208, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 32, Zehebî, s.234, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 125, Halebî, c. 2, s. 47.

[39] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.123.

[40] Neseî, Sünen, c. 4, s.79 Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[41] İbn Sa´d, c. 1, s. 124, Ebu Davud, Sünen, c. 3, s. 214, Nesâî, Sünen, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[42] İbn Sa´d, c. 1, s. 123, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1 , s. 208, Zehebî, s. 234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[43] İbn Sa´d, c. 1, s. 124, Ebu Davud, c. 3, s. 214, Nesâî, c. 4, s. 79, Beyhakî, c. 2, s. 349, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 208, Zehebî,s.234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 125.

[44] İbn Sa´d. Tabakât. c. 1. s. 123-124.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/123-124.

[45] İbn Sa´d, Tabak âtü´l-kübrâ, c. 8, s. 18, Belâzuri, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 236, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 130, İbnHacer, el-İsâbe, c. 4, s. 283, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1 , s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 301.

[46] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, Tâıîh, c. 2, s. 35, Taberî, Târih,c.2, s. 229,Hâkim,Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1 825, İbn Seyyid, c. 1, s. 129-130, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 1825, İbn Seyyid, c. 1, s. 129-130, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1 ,s. 301.

[47] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 236, İbn Esir, Kâmil, c. 2 s. 90, Zehebî, s. 236, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3,s. 127, İbn Hacer, c. 4, s. 283.

[48] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 1 8, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, c. 2, s. 35, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, Zehebî, s. 237, İbnHacer, c. 4, s. 283, Kastalâni, c. 1 , s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 301.

[49] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, Beyhakî, c. 2, s. 352-353, İbn Esîr, c. 2, s. 90, İbn Seyyid, c.1, s. 1 30, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 127, Kastalâni, c. 1, s. 73.

[50] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 406, Yâkubî, c. 2, s. 35, Taberi, c. 2, s. 229, Hâkim ,c. 3, s. 182, İbn Abdilberr c. 4, s. 1825, İbn Seyyid, c. 1 , s. 129-130, Zehebî, s. 237, Diyarbekrî, c. 1 , s. 301.

[51] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 237, 406, Hâkim, c. 3, s. 182, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1825, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 85, Zehebî, s. 237, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301 , Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 40, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 294.

[52] İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Hâkim, c. 3, s. 182, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301, Zürkânî, c. 1,s.294.

[53] İbn Sa´d, c. 8, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 237, 406, İbn Hacer, c. 4, s. 283, Diyarbekrî, c. 1, s. 301, Halebî, c. 2, s. 40, Zürkânî,c. 1, s. 294.

[54] İbn İshak, İbn Hişam, c. 57, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 122, Zürkânî, c. 1, s. 293.

[55] İbn Sa´d, c.1, s. 211, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 237, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s. 122, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.

[56] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 35.

[57] Taberî, Târih, c.2, s:. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Haldun, Târih, c. 2, s. ks.2, s. 10.

[58] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 301.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/124-125.

[59] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 123, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 208.

[60] İbn Sa´d, c. 1, s. 211, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 210, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.302.

[61] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 57, İbn Sa´d, c. 1 , s. 211, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 210, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134.

[62] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58, Taberî, Târih, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 130,1 34, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 50.

[63] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 57-58, İbn Sa´d, c. 1, s. 211, Taberî, c. 2, s. 229.

[64] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 134, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 10.

[65] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 58, Taberî, c. 2, s. 229, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 350, İbn Seyyid, c. 1, s. 130,Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 234, Halebî, c. 2, s. 50.

[66] İ bn S a´d, Tabak âtü´l -k übrâ, c. 1, s. 211, E bu´l-F ere c İbn C evzî, e I-Vefa, c. 1, s. 210-211, Ebu´l-Fidâ, el-Bi dâye ve´n-ni hâye,c. 3, s.

134, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 50-51.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/125-127.

[67] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 387.

[68] Kurtubî, Tefsir, c. 13, s. 26, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 292, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 508.

[69] Furkan: 27-29, İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 387.

[70] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 188-189, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 103-104, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 472.

[71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 11 3, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 26, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1336, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 154, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 301.

[72] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve,0.2,5.197, Kurtubî, Tefsir, c. 15, s. 7, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 3, Suyûtî, Dürru´l-mensür, c. 5, s.258.

[73] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 97, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 5, s. 258.

[74] Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 316, Nesefî, Medârik, c. 2, s. 3, Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7, Hâzin, Tefsir, c. 3, s.3.

[75] Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 564, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.

[76] Taberî, Tefsîr, c. 22, s. 152, Ebu´l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 564, Suyûtî, c. 5, s. 258.

[77] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 97, Suyûtî, c. 5, s. 258.

[78] Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7, Hâzin, c. 3, s. 3.

[79] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 197, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.

[80] Kurtubî, Tefsîr, c. 15, s. 7.

[81] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 197, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.

[82] Yâsin: 9.

[83] Taberî, Tefsir, c.2 2, s. 152, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 197, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 316, Nesefî, Medârik, c. 3, s. 3, Kurtubî,Tefsir, c. 15, s. Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 564, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 5, s. 258.

[84] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 303, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 163, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 192-193,Beyhakî, Delâilü´n-Nübüvve, c. 6, s. 240, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 8, s. 228.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/128-133.

[85] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 60.

[86] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 211 , Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 211 ,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.

[87] Belâzurî, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.

[88] İbn Sa´d, Tabakât, c .1 , s. 211, Belâzurî c. 1, s. 237, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 211, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 91 , İbn Kayyım ,Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 134, Kastalâni, c. 1, s. 73, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c.2, s. 51.

[89] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, c. 1, s. 75.

[90] İ bn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 60, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s.211, Belâzurî, c. 1, s. 237, Taberî, Târih, c . 2, s. 229, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 211, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 134, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 73,Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[91] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 8.

[92] İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 52, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.

[93] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 10, Halebî, c. 2, s. 51.

[94] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[95] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 34, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s.135, Halebî, c. 2, s. 52.

[96] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Zehebî, s. 282.

[97] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.135.

[98] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 229, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 91 , İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1 ,s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s 60, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 229-230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve , c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 212, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 91 , İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 1 0, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.

[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 ,s.134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî,c. 1,5.302.

[101] İbn İ shak, İbn Hişam, c. 2, s. 60, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302.

[102] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, Zehebî, s. 282, Bedrüddin Aynî,Umdetu´l-Kârî, c. 1 5, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 6, s. 224.

[103] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 60-61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 1 35, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[104] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212. İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s.1234, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[105] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 283.

[106] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212. İbn Esîr, c. 2,s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[107] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, c.1, s. 295, Zehebî, s. 283.

[108] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 415, Zehebî, s. 283, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415.

[109] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c. 1, s. 21 2, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 135.

[110] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295,Beyhakî, Delâil, c .2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 21 2, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[111] Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237.

[112] İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52.

[113] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s.134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[114] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 , s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135,Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[115] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 22, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 ,s. 134, Diyarbekrî, c. 1, s.302, Halebî, c. 2, s. 52.

[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c.1 , s. 1 34, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135,İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Diyarbekrî, c. 1, s. 302.

[117] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 235, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 91-92, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.136-137.

[118] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52,İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 4, s. 275, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302.

[119] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 21 2, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, c. 1,s.3O2.

[120] Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 15, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 6, s. 224.

[121] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c.1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 283.

[122] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, İbn Sa´d, c.1, s. 21 2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr,Kâmil, c. 2, s. 91, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c . 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 1 0, Kastalâni, M evâhib, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.

[123] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3,s. 135, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1 , s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[124] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, İbn Sa´d, c. 1 , s. 212, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 212, İbn Esîr, c. 2, s. 91 ,İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c.1, s. 134, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2,s. 52.

[125] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, E bu´l-Ferec, c. 1, s. 212, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Diyarbekrî, c. 1, s.302.

[126] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 ,s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, İbn Seyyid, c.1, s.134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136.

[127] Yâkubî, c. 2, s. 36, Ebu Nuaym, c. 1,s. 295, Ebu´l-Ferec, c. 1,s. 282, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1,s.3O2.

[128] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 46, Kastalâni, c. 1, s. 73, Diyarbekrî, c. 1, s. 302, Halebî, c. 2, s. 52.

[129] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 46, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 134, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 302, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 52.

[130] Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 297.

[131] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Taberî, Târih, c. 2, s. 230, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 136.

[132] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 61, Taberî, Târih, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, e I-Vefa, c. 1, s. 213, İbn Esîr,Kâm il, c. 2, s. 91 , Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 283, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.

[133] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 134, Zehebî, s. 283, Halebî,c.2,s.52.

[134] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, Ebu´l-Ferec, c.1, s. 213, İbn Esîr, c. 2,s. 91, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.

[135] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295.

[136] Ebu Nuaym, c. 1,s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136,Halebî, c. 2, s. 53.

[137] Ebu Nuaym, c.1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2, s. 53.

[138] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2 , s. 415, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136,Halebî, c. 2, s. 53.

[139] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 35, Zehebî, s. 283, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Halebî, c. 2,s. 53.

[140] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 415.

[141] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 61, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, Zehebî, s. 283, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, İbnHaldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 10.

[142] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73.

[143] İbn Haldun, Târîh, c. 3, ks.2, s. 10.

[144] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 61-62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 213, İbn Esîr,Kâm il, c. 2, s. 91 -92, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s.136, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 35, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 75.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/133-140.

[145] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Esir, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s.1135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 ,s.3O2, Halebî, c. 2, s. 53.

[146] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62, Taberî, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 416, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 213, İbn Esîr.c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, c. 1 , s. 303, Halebî, c. 2, s. 53.

[147] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2,s. 54.

[148] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 416, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 283, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 54.

[149] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 62, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Süheylî,Ravd, c. 4, s. 56, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 35, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 136. Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, c. 2, s. 54.

[150] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295.

[151] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 466.

[152] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.

[153] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 62-63, Taberî, c. 2, s. 230-231, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 213-214, İbn Esîr, c. 2, s. 92, İbn Seyyid,c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, c. 1, s. 303, Halebî, c. 2, s. 56.

[154] Ebu Muaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 223.

[155] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 56.

[156] Ebu Nuaym, c. 1, s. 295, Zehebî, s. 283, Halebî, c. 2, s. 56.

[157] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, Taberî, Târîh, c. 2, s. 230-231 , Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 214, İbn Seyyid,Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 1 36, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c. 2,s. 56.

[158] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 35, Halebî, c. 2, s.56.

[159] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Esîr, c. 2, s. 91, İbn Seyyid, c. 1, s. 135, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 136.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/140-142.

[160] İbrı İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Seyyid.c. 1 ,s.136, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.

[161] İbn Şa´d, Tabakatü´l-kübrâ, c. 1, s. 212.

[162] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Taberî, c. 2, s. 231, İbn Seyyid.c. 1, s. 136.

[163] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 63, İbn Sa´d, c. 1, s. 21 2, Belâzurî, c. 1, s. 237, Taberî, c. 2, s. 231, Diyarbekrî, c. 1, s. 303.

[164] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 83, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1420.

[165] Kamu´s-Seâlib, Mekke´ye iki merhalelik veya bir gün bir gecelik bir yerdir (Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 15, s.142, İbn Hacer, Fethu´l-bârî, c. 6, s. 224).

[166] Buhârî, Sahîh,c.4, s. 83, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1420-1421, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 281-282, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 417, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 284, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 73, Halebî, İnsânu´luyûn, c. 2, s. 56-58.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/142-143.

[167] Mahle, Mekke´ye bir geceliktir (Kastalanı, Mevahibu´l-ledünniye, c. 1, s. 74, Diyarbekrı, Hamıs, c. 1, s. 363).

[168] Nasibin (Nusaybin), M usul´dan Şam´a giden kafile yolu üzerinde, Cezire beldelerinden, bostanları, suları bol bir belde olup Sencar ilEsîralan dokuz fersah, Musul ile altı günlüktür. Sur içinde bulunan küçük bir dağdan şehre akreb yayılır (Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 288).

[169] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212,Taberî, Târih, c. 2, s. 231, E bu Nuaym ,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 363, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 92, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52. İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s.136, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 10, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s.74,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 60.

[170] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 63, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu Nuaym, c. 2, s. 363, İbn Esîr, c. 2, s. 92.

[171] Ahkâf 29-32, Cinn: 1-15, İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 63, İbn Sa´d.c.1, s. 212.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/143-144.

[172] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 303, Halebî,İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 61.

[173] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 61.

[174] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zad, c. 2, s. 52, Halebî, c. 2, s. 61.

[175] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, İbn Kayy,m , Zâd, c. 2, s. 52, Halebî, c. 2, s.52.

[176] Taberî,Târîh,c.2, s. 231.

[177] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.

[178] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.

[179] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 214.

[180] Taberî,Târîh,c.2, s. 231.

[181] İsmail (a.s.)ın, halis ve saf soyundan gelen oğullarına Sarfh (İ bn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 26, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe,c.1, s. 20); Abduddar, Cuman, Manzum, Adiyy, Ka´bveSehm oğullarına da, Halff´in çoğulu olarak Ahiâf denir (İbn Esîr, Nihâye, o.1, s. 425).

[182] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 20, Taberî, Târih, c . 2, s. 231 , Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 214, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137.

[183] Taberî, Tarih, c. 2, s. 231.

[184] Taberî, T ârfh, o. 2, s. 231, E bu´l-F erec İ bn C evzî, el-Vefa, c. 1, s. 214.

[185] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 20, Taberî, Târîh, o. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 214, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.

[186] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1,5.215.

[187] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.

[188] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1.S.215.

[189] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s.52.

[190] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 21 5, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.137.

[191] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 62.

[192] Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62.

[193] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62.

* Altı veya yedi kişi idiler (Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, Halebî, c. 2, s. 62).

[194] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, Taberî, c. 2, s. 231, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.

[195] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215.

[196] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.

[197] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.

[198] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 212.

[199] Taberî, c. 2, s. 231, E bu´l-F erec, c. 1 , s. 215.

[200] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 137.

[201] Taberî, Târîh, c. 2, s. 231, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 215, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93.

[202] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım , Zâdü´l-mead, o. 2, s. 52.

[203] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 52.

[204] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 212, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, c. 2, s. 52.

[205] İbn Sa´d, Tabakât, 11, s. 212, İbn Kayyım, c. 2, s. 52, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 62.

[206] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 21, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 137.

[207] İbn Sa´d, c. 1, s. 212, E bu´l-F erec, c. 1, s. 215, İbn Kayyım, Zâd, c. 2, s. 52.

[208] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s.80,Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 20, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 56,Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ,c. 9, s. 67, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 233, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 136.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/144-147.

[209] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, İbn Esir, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 78, İbn Hacer, el-İsâbe,c.2, s. 225.

[210] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 238, Etau´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 204, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 79, İbn Seyyid, Uyünu´l-eser, c. 1, s. 139, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ,c. 1, s. 336, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 69.

[211] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 237, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 139.

[212] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 238, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204.

[213] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 98.

[214] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, Ebu Nuaym , c. 1, s. 238, Ebu´l-Fenec, c. 1, s. 204.

[215] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 98.

[216] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 238, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esîr, c. 3, s. 78-79, İbn Seyyid, c. 1, s. 139, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 248, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 99.

[217] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 759, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 248-249.

[218] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1 ,s.239, İbn Abdilberr, c. 2, s. 759, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esir, c. 3, s. 79, İbn Seyyid, c. 1, s. 139, Zehebi", c. 1, s. 249, Suyûtî, c. 1, s. 336.

[219] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 22, İbn Sa´d, c. 4, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 239, Ebu´l-Ferec, c. 1, s. 204, İbn Esîr, c. 3, s. 79, Suyûtî, c. 1, s. 336, Halebî, c. 2, s. 69.

[220] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 22-24, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 237-239, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 239, İ bn Abdi Iberr, İstiâb, c. 2, s. 760-761, E bu´l -F erec İ b n C evzî, el- Vefâ, c. 1, s. 204-206, İ bn Esîr, Usdu´l -g âbe, c. 3, s. 7 9-80, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 139-140, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1,s. 249-250, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 99-100, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 336-337, Halebî, İ nsânu´l-uyûn, c. 2, s. 69-70.

[221] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 243, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 123, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1957, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 758, Zehebî, Siyeru a´lâmi´n-nübelâ, c. 1, s. 249, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 225.

[222] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 24, İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 239, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 259, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 239-240, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî,el-Vefâ,c. 1 ,s. 206, İbn Esîr.Usdu´l-gâbe.c. 3, s.80, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 100, Suyûtî, Hasâisü´l-kübrâ, c. 1, s. 337.

[223] İbn Sa´d, Tabakât, c. 4, s. 239, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 140

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/147-152.

[224] Taberî, Tarih, c. 2, s. 231, İbn Esîr, Kâmil, c . 2, s. 93.

[225] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 284, Ebu´l-Fidâ, el-Bidaye ve´n-nihâye, c. 3, s. 65.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/152-153.

[226] Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 306-307, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 32, s. 132, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 222, Hâzin, Tefsir, c. 4, s.417.

[227] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 4, s. 133, Ebu´l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 655, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 2, s. 288,Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 5, s. 307.

[228] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 405.

[229] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 34, Vahidi, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 132, Hâzin, c. 4, s. 417.

[230] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 34, Vahidi, s. 307, Fahru´r-Râzî, c. 32, s. 132.

[231] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 34, Vahidî, s. 307, Hâzin, c. 4, s. 417.

[232] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 34, İbn Sa´d, c. 1, s. 133, Belâzurî, c. 1, s. 405, Vâhidî, s. 307, Ebu´l-Fenec, c. 2, s. 655, İbn Seyyid, c. 2, s. 288, Hâzin, c. 4, s. 417.

[233] İbn Sa´d, c. 1, s. 133, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 50, c. 4, s. 1818-19, İbn Asalar, Târih, c. 1, s. 293, Ebu´l-Ferec, c. 2, s.655, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1 , s. 23, İbn Seyyid, c. 2, s. 288,

[234] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 39.

[235] İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 39, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 307.

[236] Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 222.

[237] Kevser 1-3.

[238] İbn Esîr, Nihâye, c. 4, s. 208.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/153-154.

[239] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63, Taberî, Târih, c. 2, s. 231, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 138.

[240] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 282, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 422, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 142.

[241] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 216, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 36, Taberî, Târîh, c. 2, s. 231.

[242] İbnSa´d, Tabakât, c. 1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 322, Ebu Nuaym, c. 1, s. 292, Diyarbekrî, Hamis, c.1,s. 306, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 153.

[243] Zübeyr b.Bekkâr, Cem hene, c. 1, s. 367-368, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 97, c. 3, s. 15.

[244] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[245] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.

[246] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[247] İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[248] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.

[249] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 1 0, s. 103.

[250] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.

[251] Zübeyr b.Bekkâr, Cem here, c. 1, s. 367, B. Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 103, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[252] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 58-59.

[253] Zübeyr b. Bekkâr, Cemhere, c. 1, s. 368,Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[254] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[255] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 4, s. 142.

[256] Yakut, Mu´cemu´l-büldân, c. 5, s. 55.

[257] Zübeyr b. Bekkâr, Cem here, c. 1, s. 368, İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[258] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[259] Zübeyr b.Bekkâr, Cemhere, c. 1, s. 368, B. Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 10, s. 104, İbn Hacer, Fethu´l-Bârî, c. 3, s. 473.

[260] İbn Habib, Kitâbu´l-muhabber, s. 267.

[261] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 216-217, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 292, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2,s. 56, E bu´l -F i dâ, el -Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 146, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.

[262] İbn Sa´d, c. 1, s. 216, 217, Ebu Nuaym , c. 1, s. 292, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks.2, s. 11, Diyarbekrî, c. 1,s.3O6.

[263] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.216, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 36, Taberî, Târih, c. 2, s.231, Ebu Nuaym , D elâ ilü ´n-n übü we, c. 1, s. 282, Süheylî, Ra vdu´l -ünüf, c. 4, s. 59, E bu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 216, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 152-53, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 282, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.3, s. 138.

[264] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 63-64, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1 , s. 216, Taberî, Târih, c. 2, s. 231, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 94, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-Nihâye, c. 3, s. 439.

[265] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1,s.1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c . 3, s. 492, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 186, Ebu´l-Fidâ, c.3, s. 138.

[266] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 64, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu´l-F erec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1, s. 21 5, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 135, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138.

[267] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67, Ahmed b. Hanbel, 3, s. 492, İbn Esîr, c. 2, s. 94, İbn Haldun, Târîh, c. 2, s. ks.

2, s. 11 .

[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.

[269] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 64, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Kayyım, Zâdü´l-m ead, c. 2, s. 56,Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Halebî, c. 2, s. 154.

[270] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, İbn Sa´d, c. 1,s. 216, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Kayyım,c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138-139, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 46.

[271] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 4, s. 59, E bu´l-Ferec, c. 1 ,s. 216, İbn Kayyım , c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46, İbn Haldun, c. 2, ks.2, s. 11.

[272] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 36, Ebu´l-F erec, c. 1, s. 21 6. İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285,Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.

[273] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 64, İbn Sa´d, c. 1, s. 216, Belâzurî, c. 1, s. 237, Yâkubî, c. 2, s. 36, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu´l-Ferec, c. 1 , s. 216, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 138.

[274] İbn Sa´d, c. 1, s. 21 6, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322. Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 292, Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 442, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 59, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 46.

[275] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 292, E bu´l-Ferec, c. 1.S.216, İbn Seyyid, c. 1, s. 152, Zehebî, s. 282, Halebî, c. 2, s. 153.

[276] İbn Sa´d, . c1, s. 216, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[277] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Beyhakî, c. 2, s. 442, Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, c. 6, s. 46.

[278] İbn Sa´d, c. 1, s. 216, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 322, Beyhakî, c. 2, s. 442, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, c. 6, s. 46, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[279] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237.

[280] Yâku bf, Târîh, c. 2, s. 36, Ze hebf, Tâ rfhu ´l-islâm, s. 282, E bu´l -Fi dâ, el-Bi dâye ve´n-nih âye, c. 3, s. 140, Diyarbekrf, Hamîs, c.1, s. 306.

[281] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1,s.216, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56.

[282] Zehebî, s. 282, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 40, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 158.

[283] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 3, s. 322, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 6624, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 442, Zehebî,s. 298, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 159, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c . 6, s.46.

[284] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 ,s.282, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 422, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye,c. 3, s. 142-1 43, Zürkânî, Mevâhibu´l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 309-310.

[285] Ebu Nuaym, c. 1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 143.

[286] Ebu Nuaym, c. 1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 143, Halebî, c.2,s. 156.

[287] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 285, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 424, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 251 ,İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 153, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 143, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 156.

[288] Ebu Nuaym, c.1, s. 285, Beyhakî, c. 2, s. 424, İbn Seyyid, c. 1, s. 153, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.143, Halebî, c. 2, s. 156.

[289] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 285-288, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 424426, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c.5, s. 250-251, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 153-155, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 143-144, Halebî, İ nsânu´l-uyûn,c. 2, s. 156-1 57.

[290] Ahmed b. Hanbel, Müsned,c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c.1, s. 15, Beyhakî, Delâil,c. 2,s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm ,s. 151, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.

[291] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1,s. 15, Beyhakî, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1,s.15, Beyhakî, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 2, s. 492, Zehebî, s. 151, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysem f, c. 6, s. 22.

[292] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492.

[293] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî, c. 6, s. 22.

[294] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Heysemî, c. 6, s. 22.

[295] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15.

[296] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 15, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 492493, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.

[297] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, c. 1, s. 15, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî, c. 6, s. 22.

[298] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 185, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41 .

[299] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Beyhakî, c. 2, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 151, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41, Heysemî,Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 22.

[300] Be yhak f, D el âil ü´n-nübüvve, c. 2, s. 185.

[301] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Beyhakî, c. 2, s. 185, Zehebî, s. 151 , Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 41.

[302] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 492, Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 15, Beyhakî, c. 2, s.1 85, İbn Abdilberr, c. 2, s. 483, Ebu´l-Fidâ,c. 3, s. 41 , Heysemî, c. 6, s. 22.

[303] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41 .

[304] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 64-65, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 492493, Taberî, Târih, c. 2, s. 231-232,Zehebî, Tâ rihu´ l-islâm, s. 285, E bu´l -Fidâ, c. 3, s. 1 38-1 39, Halebî, İ n sânu´ l-uyûn, c. 2, s. 15 4.

[305] Dârekutnî, Sünen, c. 3, s. 44-45, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 182, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 3, s. 71, AJâüddinAli, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 49, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 153-154.

[306] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 185, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 151, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 41 ,Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21.

[307] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[308] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[309] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[310] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 130.

[311] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[312] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 5, s. 130, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[313] Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 21, Alâüddin Ali, Kenzu´l-ummâl, c. 12, s. 450.

[314] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93.

[315] E bu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.

[316] İbn İshak, İ bn Hişam, c. 2, s. 65, Taberî, c. 2, s. 232, E bu Nuaym , c. 1, s. 297, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139.

[317] Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 140.

[318] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.

[319] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c.2,s. 232, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139.

[320] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.

[321] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 65, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139.

[322] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297.

[323] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 65, Taberî, Târîh, c.2,s. 232, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s.285, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.

[324] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 65, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî,s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139, Halebî, c. 2, s. 154.

[325] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238.

[326] İbn İshak, İbn Hişam ,c. 2, s. 65-66, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 139, Halebî,c.2,s.155.

[327] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 66, Taberî, c. 232, E bu Nuaym, c. 1, s. 289, İbn Esîr, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, E bu´l-Fidâ,c.3,s.140.

[328] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 289, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 140.

[329] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, İbn Esîr, c. 2, s. 93.

[330] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 41.

[331] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 39.

[332] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Zehebî, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 139.

[333] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141.

[334] İ bn İ shak, İ bn H işam, Sîre, c. 2, s. 66, Taberî, Tâ rıh, c. 2, s. 232, Zeheb f, Tâ rfhu´ l-islâm, s. 285-286, Ebu´l-Fidâ, el-Bi dâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 139-140.

[335] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 141.

[336] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 353.

[337] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, c. 3, s. 141.

[338] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 297, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye c. 3, s.141, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 353.

[339] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 297, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 141.

[340] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, İbn Esîr, c. 7, s. 179, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 141, İbn Hacer, c. 4, s. 353.

[341] Ebu Nuaym, c.1, s. 297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 41.

[342] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 66, Taberî, Târîh, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c. 1,s.297, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 140.

[343] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c.1 ,s.297, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, Ebu´l-Fidâ, c.3,s. 1 40, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.

[344] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 66, Taberî, c. 2, s. 232, Ebu Nuaym, c. 1, s. 297, İbn Esîr, c.2, s. 93, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s.140.

[345] Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 154.

[346] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293.

[347] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 237, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 293.

[348] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293.

[349] Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 293-294, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 145-146.

[350] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 294, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 146.

[351] İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 5, s. 285.

[352] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 294, İbn Esîr, Usdu´l-gâbe. c. 5, s. 285, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 146.

[353] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/154-177.

[354] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 53.

[355] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 57.

[356] İbn Sa´d, Tabakât, c. 8, s. 57, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.

[357] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 211 , Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 132.

[358] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 318-319, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 132-133, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 4, s. 270.

[359] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1 ,s.319, Buhârî, Sahih, c.6, s. 120, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1958, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 133, Heysemî, Meanau´z-zevâid, c. 4, s. 270.

[360] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 319, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 120, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 133, Heysemî, Meanau´z-zevâid,c. 4, s. 270-271.

[361] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 319, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 120, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1959, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 4, s. 271.

[362] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 8, s. 53.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/177-180.

[363] İbn İshak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150.

[364] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 108, Suyûtî, Dürru´l-mensur, c. 4, s. 190.

[365] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 242, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 53,Suyûtî, D ürru´l-mensur, c. 4, s. 190.

[366] Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, H ale bf, İ nsânu´l -u yûn, c. 1, s. 497

[367] Belâzurî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 142.

[368] İ bn İ shak, Kitâbu´l-mübtedâ ve´l-meb´as, c. 5, s. 255, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 31 2, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 314, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî, c. 1, s. 496.

[369] İbn İshak, c. 5, s. 255, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Taberî, c. 7, s. 312, c. 1 5, s. 108, Hâkim, c. 2, s. 314, Vâhidî, s.150, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 272 Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190.

[370] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 272

[371] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 242, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 314, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 52,Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 7, s. 50, Suyûtî, Dürru´l-mensûr, c. 4, s. 190, Halebî, İnşânu´l-uyûn, c. 1, s. 497.

[372] Halebî, İ nsânu´l-uyun, c. 1, s. 497.

[373] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 242, Hâkim, c. 2, s. 314, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî, c. 1, s. 497.

[374] Halebî, İ nsânu´l-uyun, c. 1, s. 497.

[375] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 242, Hâkim, c. 2, s. 314, Beyhakî, c. 2, s. 272, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 52, Suyûtî, c. 4, s. 190, Halebî,c.1, s. 497.

[376] İbn İshak, c. 5, s. 255, Taberî, Tefsir, c. 7, s. 312, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 150.

[377] Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 1 53-1 54.

[378] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 272.

[379] Taberî, Tefsir, c. 15, s. 108, Hâkim , c. 2, s. 362, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 20, s. 234, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c.3, s. 47, Hâzin,Tefsir, c. 3, s. 169, Suyûtî, c. 4, s. 190.

[380] Taberî. c. 7. s. 312. Vâhidî. Esbâbü´n-nüzûl. s. 150.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/180-182.

[381] "Allah´ın yanında başka bir ilah daha tanıyan o alaycılara karşı, muhakkak, Biz sana yeteriz! (Onların hakkından, İbn İshak, İtan Hişam, Sîre, c. 2, s. 36.

[382] Şuyuti, Dürru´l-m ensûr, c. 4, s. 108.

[383] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 36.

[384] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 50.

[385] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 50-51, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 69-70 Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvvie, c. 1, s. 268, Kurtubî,Tefsir, c. 10, s. 62, Meseff, Medârik, c. 2, s. 279, Beyzâvf, Tefsir, c. 1, s. 547, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 92.

[386] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 51, Taberî, Tefsir, c. 14, s. 70, Kurtubî, Tefsir, c. 10, s. 62, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 106.

[387] Taberî, Tefsir, c. 14, s. 72.

[388] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 51-52, Taberî, c. 14, s. 70-72, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 268, Beyhakî,D el â il ü´n-nübü we, c. 2, s. 316-318, K urtu bf, Tefsir, c. 10, s. 62, İ bn Seyyid, U yûnu ´l-eser, c. 1, s. 11 3, Zehebî, T ârfhu´l -i si âm, s. 224-225, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 105-106.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/182-185.

[389] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 368, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 81, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 444, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 254.

[390] Ebussuud, Tefsir, c. 9, s. 179.

[391] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126

[392] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 254.

[393] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 529, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 394

[394] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 125, Taberî, c. 30, s. 254, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 124, Hâzin, c. 4, s. 394, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Ebussuud, c. 9, s. 179.

[395] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81, 89, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529.

[396] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Bedruddin Ayni, Umdetu l-Kari c. 19, s. 308, İbn Hacer, Fethu l-Bari, c. 8 s. 557.

[397] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126.

[398] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 248, 368, Buhârî, c. 6, s. 81 , 89, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 257, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, c. 19, s. 308, Hâzin, c. 4, s. 1 94.

[399] Tirmizî, c. 5, s. 444, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 1 92, Zehebî, Târîhu´Nslâm, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[400] Belâzuıî, Ensâbu´l-esrâf, c. 1, s. 126.

[401] Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 1 266, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[402] Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, t 4, s. 529.

[403] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[404] Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[405] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 44, s. 394.

[406] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 444.

[407] Tirmizî, c. 5, s. 444, Hâzin, c. 4, s. 394.

[408] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 368, Tirmizî, c. 5, s. 444, Belâzurî, c. 1, s. 126, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Kurtubî, c. 20, s. 127, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 259, Hâzin, c. 4, s. 394.

[409] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 256, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 126, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 256, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 192, Kurtubî, Tefsir, c. 20, s. 127.

[410] Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Belâzurî, c. 1, s. 1 26, Taberî, c. 30, s. 256, Kurtubî, c. 20, s. 127, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, t 4, s. 394.

[411] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Beyhakî, c. 2, s. 192, Zehebî, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[412] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 256, Tirmizî, c. 5, s. 444, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 208, Beyhakî, c. 2, s. 189, Zehebî, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, Umdetu´l-Kârî, c. 19, s. 308.

[413] Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 394.

[414] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2154, Taberî, Tefsir, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 208, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.189, Zehebî, s. 151-152, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Bedrüddin Aynî, c. 19, s. 308.

[415] Müslim, c. 4, s. 2154, Taberî, c. 30, s. 256, Ebu Nuaym, c. 1, s. 208, Beyhakî, c. 2, s. 189, Süheylî, Ravdu´l-ünüf, c. 3, s. 154, Ebu´l-Fidâ, c. 4, s. 529, Hâzin, c. 4, s. 394.

[416] Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 2, s. 191, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 02, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 43, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 463464.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/185-187.

[417] İbrı Hazm, Cemhere, c. 2, s. 387, Süheylî, Ravıdu´l-ünüf, c. 3, s. 387.

[418] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 29-30, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 128-129, Ebu Nuaym, Delâilü´n-Nübüvve, c. 1 , s. 210-212, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 193-194, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 45, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 1, s. 506-507.

[419] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 30, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 212, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1 93-1 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 112, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 45.

[420] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 129.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/188-190.

[421] Buhârî,Sahih,c.5ı s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145.

[422] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Bu hân , Sahih, c. 5, s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 176, Taberî, Tefsir, c. 16, s. 120, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 204, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 135.

[423] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.1, s. 383.

[424] Taberî, Tefsir, c. 16, s. 120, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 135.

[425] İbn İshak, İbn Hişam, Sire.c.1 ,s. 383, İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî.c. 5, s. 238,Müslim, c.4,s. 2153, Belâzurî, c. 1, s. 176, Taberî, c. 16, s. 120, Vâhidî, s. 204, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[426] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237-238, Müslim, c. 4, s. 2153, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 318, Belâzurî, c. 1, s. 177, Taberî, c. 16, s. 120, Vâhidî, s. 204, Fahm´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 145-146, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135, Ebussuud, Tefsir, c. 5, s. 279.

[427] İ bn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237, Müslim , c. 4, s. 2153, Tirmizî, c. 5, s. 318, Belâzurî, c. 1, s. 177, Taberî, c.16, s. 1 21, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 146, Ebussuud, c. 5, s. 279.

[428] Taberî, c. 16, s. 121, Vâhidî, s. 205, Fahru´r-Râzî, c. 22, s. 249, Kurtubî, c. 11, s. 145-146, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 135.

[429] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383.

[430] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 237, 238, Taberî, Tefsir, c. 16, s. 1 21, Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 204, Zemahşerî, Keşşaf, c. 2, s. 523, Fahru´r-Râzî, Tefsir, c. 22, s. 249.

[431] Buhârî, c. 5, s. 238, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2153, Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 1 77, Vâhidî, s. 204, Kurtubî, Tefsir, c. 11, s. 145.

[432] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 237, Belâzurî, c. 1, s. 177,Vâhidî, s. 204, Kurtubî, c. 11 , s. 145.

[433] Taberî, c. 16, s. 121, Vâhidî, s. 205, Kurtubî, c. 11, s. 146.

[434] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, Kurtubî, c. 11, s. 146.

[435] Vâhidî, Esbâbü´n-nüzûl, s. 205.

[436] İbn İ shak, İbn Hişam, c. 1, s. 383, İbn Sa´d, c. 3, s. 164, Buhârî, c. 5, s. 238, Müslim, c. 4, s. 2153, Belâzurî, c. 1, s. 177,Taberî, c. 16, s. 1 21, Vâhidî, s. 204-205, Kurtubî, c. 11, s. 145, Ebu´l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 136.

[437] Meryem: 77-80.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/190-192.

[438] İbn İshak, İtan Hişam , Sîre, c. 2, s. 67, Yâkubî, Tarih, c. 2, s. 37, Taberî, Târih, c. 2, s. 233, Beyhakî, Delâilü´n-Nübüvve, c. 2, s. 419, İbn Hazm, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 94, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1 , s. 155, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 287, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 147, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 160.

[439] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287.

[440] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67, Taberî, c. 2, s. 233, İbn Esîr, c. 2, s. 94, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147.

[441] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 67-68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 94, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[442] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 68, Yâkubî, c. 2, s. 37, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[443] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Belâzurî, c. 1, s. 238, Taberî, t 2, s. 233, Beyhakî, t 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 94-95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[444] İbn Hazm, Cevâmiu´s-are, s. 69, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 155,

[445] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2,5.160.

[446] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn E sır, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[447] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s.68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[448] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 68, Belâzurî, c. 1, s. 238, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[449] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 2, s. 68, Belâzurî, E nsâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238, Taberî, Târih, c. 2, s. 233, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvvE, c. 2, s. 419, Zehebî, Târıhu´l-isJâm, s. 287, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 147, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 160.

[450] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 37.

[451] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 68, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 47, Halebî, c.2,s.160.

[452] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 238, Yâkubî, c. 2, s. 37.

[453] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s.68 Belâzurî, c. 1 , s. 238, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[454] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Yâkubî, c. 2, s. 37, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 95, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 147, Halebî, c. 2, s. 160.

[455] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Taberî, c. 2, s. 233, Beyhakî, c. 2, s. 419, İbn Esîr, c.2, s. 95, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1,s.155, Zehebî, s. 287, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 47, Halebî, c. 2, s. 160

[456] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/192-194.

[457] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 427, Taberî, Târîh, c. 2, s. 233, Hâkim,
Müstedrek, c. 3, s. 1 81, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. İbn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 1, s. 1 86, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 288, Ebu´l- Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6. s. 36.

[458] İbn Haim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 155, İbn Haldun,Târîh, c. 2, ks, 2, s. 11, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 161.

[459] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 69, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c. 3, s. 181 .Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Haim, s. 69, İbn Esîr, c. 1, s. 186, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c. 1, s. 155, Zehebî, s. 288, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 1 48, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11.

[460] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 427, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c.3, s. 181, Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Esîr, c. 1, s. 186, Zehebî, s. 288, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 148, Heysemî, c. 6, s. 36, Halebî, c. 2, s. 161.

[461] İbn Hazm, s. 69, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, c.1, s. 155, İbn Haldun, c. 2, ks, 2, s. 11.

[462] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 69, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 427, Taberî, c. 2, s. 233, Hâkim, c.3, s. 181, Beyhakî, c. 2, s. 420, İbn Hazm, s. 69, İbn Esîr, c. 1, s. 186, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, Zehebî, s. 288, İbn Seyyid, c. 1, s. 155, Ebu´l-Fidâ, c. 3, s. 148, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11, Halebî, c. 2, s. 1 61.

[463] Belâzurî, Ensâbu´l-eşrâf, c. 1, s. 238.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/194-195.

[464] Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 216, Diyarbekrî, Târîhu´l-hamîs, c. 1, s. 306.

[465] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym , Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 298, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 433, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76.

[466] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 217, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 299.

[467] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 71 -72, İbn Sa´d, Tabakât, c. 1 , s. 219, Taberî, c. 2, s. 234, E bu Nuaym , c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 433, İbnHaim, Cevâmiu´s-Sîre, s. 69-70, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 217, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü1 l-mead, c. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu´l-islâm , s. 290, Ebu´l-Fidâ,c.3, s.149, İbn Haldun, c. 2, kş. 2, s. 11. Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[468] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 70-73, Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 298-299,Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 433434, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 156, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 290, Ebu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 148-149, Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 306, Halebî, İnsânu´l-uyûn, c. 2, s. 159.

[469] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 218, Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[470] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38.

[471] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, Zehebî, Târihu´l-islâm, s. 290, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 40.

[472] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 219.

[473] İbn Sa´d, c. 1 , s. 218, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1, s. 299, Heysemî, Mecmau´i-ievâid, c. 6, s. 40, Kastalâni,Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 306.

[474] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, Heysemî, Mecma, c. 6, s. 40.

[475] İbn Sa´d, c. 1, s. 218-219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Heysemî, c. 6, s. 40, Kastalâni, c. 1 , s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[476] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, Târıhu´l-islâm, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[477] İbn Sa´d, c. 1, s. 219, Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[478] İbn Sa´d, c. 1, s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.

[479] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.

[480] İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 11, Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[481] İbn Sa´d, c. 1 , s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40. Kastalâni, c. 1, s. 76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[482] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40.

[483] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38.

[484] Kastalâni, Mevâhibu´l-ledünniye, c. 1, s. 76.

[485] Yâkubî, c. 2, s. 38, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 11.

[486] İbn Sa´d, c. 1 , s. 219, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Zehebî, s. 290, Heysemî, c. 6, s. 40, Kastalâni, c. 1,s.76, Diyarbekrî, c. 1, s. 306.

[487] Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Heysemî, c. 6, s. 40.

[488] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 71 , Taberî, Târih, c. 2, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s.434, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c. 1, s. 1 56. E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c. 3, s. 149.

[489] İbn Sa´d, Tabakâtü´l-kübrâ, c. 1, s. 219, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, Delâilü´n-nübüvve, c. 1 , s. 299, Beyhakî,Delâilü´n-nübüvve, c. 2, s. 435, Ebu´l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 217, Zehebî, Târîhu´l-islâm, s. 290, Heysemî, Mecmau´z-zevâid, c. 6, s. 40.

[490] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 219, Yâkubî, c. 2, s. 38, Taberî, Târih, c. 2, s. 234-235, Ebu Nuaym, c. 1, s. 299, Beyhakî, c. 2, s. 435, İbn Hazm , Cevâmiu´s-Sîre, s. 71 , İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 12.

[491] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 299, İbn Hazm, s. 71, İbn Kayyım, Zâdü´l-mead, c. 2, s. 56.

[492] İbn Sa´d, Tabakât, c. 1, s. 21 9, Yâkubî, c. 2, s. 38, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 299, Beyhakî, c. 2, s. 435, İbn Hazm, s. 71, İbn Kayyım, c. 2, s. 56, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 12.

[493] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/195-199.

[494] İbn Sa´d, Tabakât, c. 3, s. 593, Ibn Abdilberr, Istiâb, c. 2, s. 466, Ibn Esîr, Usdu´l-gâbe, c. 2, s. 169, Zehebî, Siyeru A´lâmi´n-nübelâ.c.1. s. 219-220. İbn Hacer. el-İsâbe. c. 1.S.482

[495] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/199.

KAROGLANIN PORTALI

KAROGLANIN PAYLAŞIMLARI
This it's a sample image

Dini ve Kültürel Bilgiler
Tasavvuf Bilgileri
PSD Grafikler
PNG Resimler
JPG Resimler
GIF Resimler
Flatcast Tema
Radyo indexleri
Ne Ararsanız Burada

KAROGLAN PORTAL iÇERiK

Rasit Hocanin Vaazlari

Foruma Git

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



Karoglan Portalda Neler Var


karoglan.org - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi